CHP’de imza meselesi sürerken..

CHP, 24 Haziran seçimlerinin ardından klasik reaksiyonlarını yaşıyor.
İmza olayı şu ya da bu şekilde bu hafta sona erecek.
Sonrasında kırılıp dökülenlerin, -normal koşullarda 31 Mart 2019’da yapılacak- yerel seçimlere kadar toparlanması gerekiyor.
Bu “yaralı” görüntünün, seçimlerin erkene alınması için iktidarda karşı konulmaz bir avlanma iştahı yaratacağını söylemek için siyaset ve sosyoloji bilimcisi olmaya gerek yok. Yeter ki ülke ekonominin alarmları bir salise susmaya görsün!

Sonra Vizontele’nin Belediye anonsundaki gibi: “tikkat! etrafta kabuklu yemiş, meyve, sebze yiyenlerin vay haline! Sonra vay ben duymadım, vay ben işitmedim demeyin!”

Mecliste defans derinliği

Ahmet Şık, Meclis kürsüsündeki konuşmasında zülf-i yare dokundu.
AKP sıralarından vekiller, başta eski futbolcu Alpay olmak üzere kürsüye yürüdü ki anlaşıldı eski sporcuların milletvekili yapılmasının eshabı mucibesi..

Bilal’e açık mektup..

Sevgili Bilal,
Sana bu mektubu son çare olarak yazıyorum..
Hepimiz için, benim için, senin için, baban için en hayırlısı olsun diye yazıyorum..

Bilirsin ama önce şunu açıklayayım:
Ohal, yani ‘olağanüstü hal’ uygulaması nedir?
OHAL, devleti yönetmenin terör ya da savaş nedeniyle sıkıntılı olması durumunda, devleti yönetenlere anormal yetkiler verilmesi durumudur.
Bunlar öyle yetkilerdir ki normal koşullarda hukuk engeline takılacak, yapmayı asla kimsenin aklına getiremeyeceği yetkilerdir. Yöneticiyi neredeyse tiran yapacak yetkiler. Hatta ona; senin bile malına, bankadaki parana, yastığının altındaki altına el koyma hakkı veren yetkiler.
Bilalim, bu yetkiler yöneticilerin çok hoşuna gider, bazılarında alışkanlık yapar. Bizde böyle bir şey olmaz diye düşünebiliriz ama bazı yöneticiler bu yetkileri ilgili ilgisiz her alanda kullanır. Muhaliflerini hapse tıkmaktan, onları adaletsiz kaynak kullanarak seçimlerde tuş etmeye kadar her türlü acil ihtiyacının maymuncuğu yapar. Bir türlü, onu yasalar karşısında dokunulmaz yapan, bu engin ayrıcalığı, bu sihirli kalkanı elinden bırakmak istemez.
Söz konusu devlet, ‘Kuzey Kore’ gibi kapalı bir ekonomi olursa bu durumdan pek fazla etkilenmeyebilir. Ama misal bizim gibi uluslararası piyasalara entegre olmuş ekonomilerde ciddi soruna yol açar. Ekonomin, yabancı yatırımcının ilave ettiği paraya muhtaç ise adam; “Yav, ya parama el koyarlarsa!” korkusu ile sana para getirmez. Hatta daha önceden getirenler geri götürmeye başlar.
Ekonomin; dışarıdan alınacak borca muhtaç ise borç verenler seni riskli görür ve faizleri dibine kadar yükseltir. Bu durumu izleyen uluslararası not veren kuruluşlar notunu düşürüp işi daha da zora sokar.  Hatta senin içinde olduğun kuruluşlar bile senin notunu kırar. Puanını düşürür. Gittikçe hazinendeki paran tükenir, merkez bankanda dolar kalmaz. İç piyasaların krize girer. İflaslar başlar, bırakın işsizliğe çareyi, işten atılmalar artar. Mevcut işsizlere yenileri eklenir. Dövizin azaldığı için paranın değeri düşer. Enflasyon yükselir. Bilalim, inan, bir hafta önce yedi bin liraya aldığın “ayfon plas”ın fiyatı kendiliğinden bir haftada lanet olası on bin liraya çıkar.
yukarıda anlattıklarımdan anlayacağın gibi bu durumdan çıkışın yolu demokrasidir.
Ama Bilalim, neredeyse aynı sınırsız ohal yetkilerini normal yasalara yedirerek şark kurnazlığı yapar “OHAL’i kaldırdık!” derlerse bunu biz yeriz ama o anasının gözü yabancı yatırımcı ve yabancı sermaye piyasaları yemez.
Biz, döviz büfelerindeki ışıklı rakamlara,  “Arkadaş, Ohal’i kaldırdık ama bu şerefsiz Dolar niye düşmüyor?” diye enayi enayi bakar dururuz..
Bu durumdan en kötü etkilenen de Baban olur. Herkes ona “yönetemiyor!, beceremiyor!” diye kıs kıs güler. Hatta durum daha da kötüleşirse halk da çok kızar. Halkın tersi pistir. Onu koltuğundan indirir.  İşin kötüsü O inince siz de inmiş sayılırsınız.
Bilalim, gördüğün gibi durum son derece ciddi! Sen babanla bir konuş.
Bizi dinlemiyor.. Belki seni dinler!
Selam ve sevgilerimle..

Seni övene iyi bak! Seni yerene iyi bak!

Dünyanın bir kısım “kökü dışarıda” dergileri, Trump’ı, Putin’i altına “diktatör” yazarak kapak yapıyor. Asrın liderimizi de aralarına katıyor. Yani asrın liderimize de “diktatör” diyor.. Ayakta alkışlıyorsun..
Aynı şeyi ODTÜ öğrencisi pankarta yazıyor hapse atıyorsun!
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!..
Dünya yirmi yıldan bu yana “manyak!” bir süreçten geçiyor..
Türkiye de bu sürecin yıldızlarından..
“Ülkemizin geleceği için cahil nesiller lazım!” diyen ama evine ekmeği profesörlük maaşından götüren üniversite hocalarını yetiştiren bir acayip dönem bu!..
Trump son Nato toplantısında “Kimse işini Erdoğan gibi düzgün yapmıyor!” diyerek Erdoğan ile yumruk tokuşturmuş.
Bizim yandaş medyanın şapkaları havada!.. “Trump Reisi övdü!”
İyi de bu adam daha dün Kudüs’e ilk elçiliğin sözünü verirken, Netanyahu’nun yumruğunu kalbine götürerek ona da övgüler düzmedi mi?
Binlerce tır silahı verip, IŞID’e karşı kahramanca mücadele ediyorlar diyerek  PYD ve YPG’yi övmedi mi?
Fetö’yü bir türlü iade etmeyen, ama Rahip Andrew Brunson’un iade edilmemesi için “tam bir rezalet !” diyen Trump bu değil mi?

Demek ki Trump tarafından övülmek pek matah bir şey değil..
O halde bu mutluluk çığlıklsarı neyin nesi?
Hocanın öğrencileri bu kadar çabuk mu yetişti..

Dışarıdakilerin Beklentileri..

Tek adam..

Düşüş sürüyor..

22 Milyar dolarlık IMF borcunu ödedik diye 15 yıldır davul-dümdelek çalıp duran iktidar 16 yılda brüt dış borç stokunu 126 milyar dolardan 450 milyar dolara çıkardı.
Tekerleği bi tur attırabilmesi için, bu yıl sonuna kadar Türkiye’nin 236 Milyar dolar dış kaynağa, yani canlı paraya ihtiyacı var. Olup biten siyasi manzaradan sonra bu parayı insani faizlerle bulma şansımız hemen hemen hiç kalmadı.
Ekonomistler daha da derinleşecek ciddi bir krizden söz ediyor. IMF’ye ödenen kadar dış borcun bu yıl sonuna kadar acil ödenmesi gerekiyor.
Erdoğan krizin tam da giriş parkurlarında acil seçim kararı ile bir beş yıllık soluk alma şansını ucu ucuna yakaladı.

“Şimdi Reis, Bahçeli ile anlaşamaz!. Reis, yetkisine yürüyenlerden de yürünmesinden de hiç hazetmez!.  Siyasi şantaj ya da şımarık isteklerden hoşlaşmaz!  Reis, bu durumda bunalır, daralır!. Kışa doğru yeni bir seçim daha yapılır!” diyenler var!
Şuraya yazayım! Bu ekonomik hengamede, ucu ucuna kurtardığı “zevahiri” yeniden riske atacak bir “Kasımpaşa Delikanlısı” göremiyorum ben!. Reis, öyle soluk soluğa, öyle tıknefes bir eşik atladı ki şu anda hala, seri nefes egzersizleri ile soluğunu normalleştirmeye çalışmakla meşgul.
Yeni sistem, Başkanlık, Tek adamlık falan filan.. İnanın, olup bitene, son uçurumun, biraz sıkıntılı da olsa peri masallarındaki gibi, beyaz bir küheylanın üzerinde uçarak aşılmasına, atı alanın Üsküdar’ı bu kadar burun farkıyla geçmesine kendisinin bile inanası gelmiyordur..
Belediye seçimleri -tabi ki CHP de isterse- erkene (Kasım-Aralık) alınabilir, kimin umurunda.. Ama bu tabloyla genel seçimler asla..

Peki beş sene sonra ne olur?
Önceki yazıda dedik ya düşüş başladı!..
Belediye seçimlerinde biraz daha belirginleşir..
Beş yıl sonra barajın su çizgisi nereye vurmuş hep birlikte görürüz!..
Yeter ki muhalefet bir beş yıl daha dik durmayı becerebilsin!..

Bize de mi lolo..

Size de lolo..

Pirüs Zaferi

Seçimin kazananı yok!
Çok miktarda kaybedeni var. Nasıl mı?
Yine matematiği konuşturalım.
Zira ‘Masada yeteri kadar doğru bilgi varsa kavga çıkmaz!’

AKP hem Cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili seçimlerinde ipi önde göğüsledi ama bir önceki genel seçimde 317 olan milletvekili sayısı 295’e düştü. Hem de toplam milletvekili 50 artarak 600’e çıktığı halde. Yerini koruması için bile  346 milletvekili çıkartması gerekiyordu. Bir önceki seçime göre gerçekte 51 milletvekili kaybı var. O halde AKP düşüşte. Elbette ambarları bu kadar büyük olan bir gemi bir anda batmaz. Ama batış başladı..

Bir çok kimse MHP’yi bu seçimin kazananı olarak niteliyor ama bunun öyle olmadığını en iyi Devlet Bahçeli biliyor.
İddalı gelebilir ama aslında artık MHP diye bir parti yok! Çok değil, iki seçim önce %16.3 olan oyunu gerçekte 4,5’lara kadar düşürmüş, şimdilik AKP’ye kızıp alternatif arayanların fazla uzaklaşmamak kaygısıyla verdikleri emanet oylarla %11.1 ‘de tutunmuş. Hem oyları hem de Meclis’teki milletvekili sayısı, siyasi varlığını borçlu olduğu HDP’nin altına düşmüş. Sezai Karakoç’un Uçurumun kenarındayım Hızır!’ şiirindeki “Bir gamzelik rüzgar yetecek/Ha itti beni, ha itecek!” pozisyonuna gelmiş.. İktidarın periferinde olma iştahı ile partide kalanların oluşturduğu demir çekirdek dışında, geriye bir şey kalmamış.. Özet olarak, adamakıllı çakılmak için biraz yükselmek ne kadar yükselmekten sayılırsa MHP o kadar yükseldi.

CHP kurguladığı başarılı stratejik defansa rağmen iktidar olamadığı için kaybedenler arasında.. AKP’nin üç temel stratejisi neydi? İyi Parti’nin seçimlere girmemesini sağlamak,
HDP’nin meclis dışında kalmasını sağlamak,
CHP’yi HDP ile aynı ittifakın içine girmeye zorlayarak “hassas milliyetçi” oyları garantilemek..
CHP akıllı bir defansla bu üç oyunu da bozdu. Anketlere dayandırdığı bir hamle ile İnce’yi Erdoğan’nın karşısına çıkardı. AKP tabanındaki “Kılıçdaroğlu ve CHP antipatisi”ni izole etmek için incenin yakasındaki parti rozetini çıkarttırdı. Ancak gel gör ki kampanya boyunca yandaş medyanın Canlı yayın tuzağına düştü. Yandaş televizyonların Kılıçdaroğlu sevdasını anlayamadı. Muharrem İnceden daha fazla Canlı yayın konuğu oldu. Muharrem İnce’ye bakarak AKP çemberinden çıkmaya çalışanlar, Ekranda CHP ve Kılıçdaroğlu’nu gördükçe ittifak çemberinin içerisinde kaldılar. Oylarını MHP’ye verdiler. İnsan sormadan edemiyor! Madem yaptırdığınız anketleri ciddiye alıp İnce’yi aday gösterdiniz. Devamında da geri çekilerek yani perde arkasında kalarak, neden bu matematiğin gereğini yapmadınız?
Kılıçdaroğlu, davet edildiği canlı yayınlara İlhan Kesici’yi göndererek bu süreçte asıl konuşulması gereken ekonomiyi sorgulatsaydı sonuç eminim ki daha farklı olurdu.
Özetle, CHP oylarının %4 kadarının HDP’ye, %2 kadarının da İyi Parti’ye kaymış olması bir vaka olmakla birlikte, Kılıçdaroğlu, bu klasmanda kıyaslanabilecek en son seçim olan 1 Kasım seçimlerinde 25.3 olan Parti’nin oy yüzdesini bu seçimde 22.6’ya düşürmüş oldu. Kılıçdaroğlu ve CHP kaybetti..

Muharrem İnce kaybedenler arasında..
Bir kez, sonucu ikinci tura taşıyamadı..
Her ne kadar %30.64 oy alarak CHP’nin 8 puan üzerine çıkmış olsa da seçim gecesi “Adil Seçim” platformunun azizliğine uğraması sonucu ortadan kaybolmuş gibi bir izlenim yaratma acemiliği ve ardından Fox TV ‘Anchorman’i  İsmail Küçükkaya ile girdiği nahoş polemik karizmasını bir miktar çizdi. Ardından Kılıçdaroğlu ile yaptığı aile yemeği buluşması sonrası aile arasında olup biteni paylaşma biçimi, defalarca tekrar ettiği “Ben, bana böyle bir güzellik yapan adamın karşısına çıkmam!” sözünün;  daha seçimin resmi sonuçları açıklanmadan, “Başkanlığı bana bırakmazsa örgüt gereğini yapar!”  biçimine dönüşmesi, ilk iki acemiliğin üzerine toparlanması zor bir acemilik daha ekledi..
Doğrusu biraz sabredecek ya da bağrına taş basıp kenara çekilecekti..
Muharrem İnce böylece kaybedenler arasına girdi..

Karamollaoğlu ve SP kaybetti..
Karamollaoğlu’nu, parasızlık sosyal medya’ya yönlendirdi.. e-Mitingler önce iyi geldi. Sosyal medya üzerinden aldığı hızlı dönüşler Karamollaoğlu’nu sarhoş etti. Oysa öteki alemin Temel’i, bu alemden alkış alacağını ama oy alamayacağını hesap edebilmeliydi. Hele Konda’nın anketi açıktı: AKP’ye oy veren seçmen’in %50’si interneti değil kullanmak, internetin ismini bile söyleyemiyordu..Hayatında internet diye bir şey yoktu.. Yine AKP’ye oy verenlerin %94’ü TRT ile birlikte adını burada vermeyeceğim 2 yandaş kanalı izliyordu. Oy alacağınız kitle sizi görmüyor, duymuyorsa, onlara ulaşamıyorsanız. Tersine onlar, sizin aleyhinizde olanların söylemlerinin insafına kalmış ise sonuç normal değil mi? SP, elindeki kısıtlı imkanlarla, sosyal medya yerine kahve toplantıları yapsaydı %2’den daha iyi bir sonuç elde ederdi. Bir de şunu bilmek lazım ki, harcı, yobaz dergahlarında karılmış, itaat ve biat kültürünün karanlık rahlelerinde yetişmiş kimselerin çoğu yumuşak omurgalı oluyor. Hepsi için söylemek mümkün değil tabi ama çoğu arkadaşını, sırdaşını kolay satıyor! Erdal Atabek bu durumu “Kültürel Zeka” kavramı içerisinde değerlendiriyor. Hoş, gördük bunları yeterince.. Daha önceki yazılarımda var bunlara ait bolca örnek..

Meral Akşener seçimin en az kaybedenlerinden..
Cumhurbaşkanı olacağını o kadar kesin bir dille ve o kadar çok tekrarladı ki inandırıcılığını ve gerçekliğini kaybetti.. Siyasetçilerin ‘hedef koymak’ ile ‘yüzde yüz inanmak’ arasındaki farkı ayırt edemedikleri klasik bir hata bu. Fizikte ideal gaz diye bir tanım vardır. Ama ideal gaz diye bir gaz yoktur. Var olan gazların sıralanabilmesi için fizikte kullanılan bir ‘Sıfır’ dır ideal gaz. Dolayısıyla, siyasetçilerin koyduğu aşırı yüksek hedefler, onların gerçekçiliklerinin altını oyar. Meral Akşener AKP’den kopan ve seçim öncesi anketlerde İyi Parti’ye göz kırpan “rahatsız milliyetçi” leri MHP’ye kaptırdığı için seçimin kaybedenleri arasında..

Doğu Perinçek ve Vatan Partisi en vahim kaybedenlerden..
Silivri’den çıktıktan sonraki süreç içerisinde, Ergenekon ve kumpas esiri Cumhuriyetçi askerler ve TGB gençlik örgütü ile bir çıkış ivmesi yakalayan Perinçek, bu ivmeyi sebebi ve ne olduğu bir türlü anlaşılamayan ve AKP’nin antiemperyalist çizgiye geldiğini temel alan söylemlerle iniş ivmesi haline çevirdi. Tek adamlık rejimine geçiş karşısında ‘tek bir oy’un bile önemli olduğu bu seçimde aday olabilmesi için kendisine imza verenlerin sayısından 11.100 daha az bir oy alarak bu tavrın meyvesini topladı..

Seçim’in bir başka kaybedeni HDP..
HDP ister istemez taşıma suyla değirmen çevirdi.
“Yöneticileri esaret altında” söylemini bir avantaja çevirerek kısıtlı imkanlarla azımsanamayacak bir başarı kazandı ama bu durum, oy dağılımına da bakıldığında onu başka bir “milliyetçi parti!” olma pozisyonunu değiştirecek bir konuma yükseltemedi. Bu durumda aldığı %5 düzeyindeki emanet oyların kalıcı olmayacağını söylemek için siyaset kahini olmaya gerek yok. HDP, Bu yapısıyla ve “bu dominant kürtçü kaderiyle” zaman zaman koltuk değneği ile, zaman zaman bağımsız adaylık yöntemini kullanarak TBMM’ye girme olanağı bulabilir. Ancak bu kader ona hiç bir zaman ülkenin sathına homojen dağılmış (TİP gibi) normal bir sol-sosyalist parti oluşumu haline gelme şansı vermeyecektir. HDP, bu anlamda dolaylı olarak da olsa Türkiye’de halkın nezdinde daha yüksek kabul görecek başka bir sol-sosyalist partinin oluşmasını, yeşermesini de engellediğini anlamalı.

Seçimin en çok kaybedeni de vatandaş.
Hem de orta ve alt gelir gurubu.. Tam da AKP’ye oy veren vatandaş.
Tek adamlığa yaklaştıkça daha çok bozulacak gelir dağılımından, yükselen enflasyondan, artan kaygı ve stres katsayısından nasibini daha fazla alacak olan gariban AK Parti’li vatandaş.
Bu vatandaş, pazara gittiğinde soğanı, AKP dışındaki partilere oy verenlerle aynı fiyata aldığını görecek. Gramajı azalan ekmeği herkes gibi aynı fiyattan tüketecek.. İşsiz aşsız kalacak.. Belki o zaman gözünü açacak..
Yüksek Enflasyon sıralamasında son bir haftadan bu yana en kötü 22. sıradan en kötü 15. sıraya indiğimizi, en kötü Malezya ile aramızda 13 ülke kaldığını bilmeden, “dünyaya hükmeden, güçlü bir ekonomi” olduğumuz yalanlarına inandırılan vatandaş!.
Faturayı ikimiz ödeyeceğiz.. Sen ve ben!
Sen bilmeden haketsen de seninle aynı tren kompartımanında yer alan ben!..
Bil ki faturayı ikimiz ödeyeceğiz..
Tıpış tıpış.. Sen ve ben!
Hayırlısı olsun!