10.08.2005 Cumhuriyet GEZİ-Nabi Tırışık

Neymiş efendim!
Bir kısım vaveylacı güruhu, ismi lazım değil saf bir belediye reisini, (hadi ‘Kadıköy’ deyip sadece mevki belirterek geçeyim, anlayan anlar) arkalarına almışlar, Sinop’un ‘helesa taifesi’ gibi meydan meydan, bağıra çığıra geziyorlar:
“Vapurumu vermem de vermem!”

-Bey kardeşim! Niye vermezsin vapurunu?
-Eski de ondan vermem!

Mantığa, mülahazaya, şuur ve izana bakar mısınız?

Yenisi gelecek! Eski, hışır vapuru vermiyor…

Şimdi, Sayın Topbaş, arkadaşım olması hasebiyle kendisine yağcılık yapacak değilim. Buna lüzum yok! “Gönder beni beş yıldızlı bir tesise, inceleme yapayım” desem zaten anında gereğini yapar.
Ama istemem!

Ben kendisinin sözcüsü de değilim.
Lakin sonuçta insan evladısın dayanmanın bir sınırı var! El insaf!

Koskoca şehremini, kaynak ayırmış, bütçe hazırlamış, paraya acımamış, bu peksimet beyinlilere taa Benelüx memleketlerinden yepyeni, gıcır gıcır evladiyelik vapur sipariş etmiş;
“Ey benim güzel vatandaşım! Gel seni oturakları ceylan derisi kaplı, motorunun sesi tısır tısır, çayı kahvesi otomattan, ne simitçi gürültüsünü, ne Burhan pazarlama patırtısını, ne de bir parmak simit için ‘Eaaak, eaaaaak! diye hançerelerini paralayan, beleşçi, avantacı martı denilen kuş çetesinin ciyaklamasını duymadan, Kadıköy’den Sirkeci’ye beş dakkada şıpın işi geçiriveren bir edevata bindireyim.

Lodosu, poyrazı hissetmeden, yağmurun, karın sisi, pusu yüzüne vurmadan, püfür püfür klima eşliğinde bir rıhtımdan bindireyim ötekine indireyim” diyor.

Bu bozguncu taifesi meydan meydan zıplamaya devam ediyor:

-Vapurumu vermem de vermem!
-Niye vermezsin?
-Eski de ondan!

Hay o eski vapuruna da sana da Allah ömür ihsan eylesin!
Vapur dediğin şey neye yarar?

Suyun üzerinde bir yerden bir yere seyrü sefere!

Şimdi soruyorum sana be adam! Eski vapur bunu yapıyor da yenisi yapmıyor mu? Zorun ne?
Haa! Sen illa sağlam bir dalgada suyun dibini boylamak istiyorsan o başka!
O zaman al eski vapurunu öteki dünyada başına çal!
Bana sebep olma!