Bu bölümdeki karikatürler, 2014 Temmuz’undan 2016 Temmuz’una kadar Ulusal Kanal’da Cuma Akşamları saat 21:00 de yayınlanan, Mustafa Mutlu’nun ‘Kral Çıplak’ programında ‘Canlı Yayın esnasında, gündeme ilişkin çizdiğim karikatürler’ den oluşuyor.. 2017 Aralık itibariyle yaklaşık bir buçuk yıllık bir aradan sonra bu kez aynı programa CEM Tv’ de yeniden start veriyoruz.. Yine Cuma akşamları, bu sefer saat 19:30 dan itibaren..

Olağanüstü itiraz

Adı üstünde!
Olağanüstü itiraz, olağanüstü durumlarda yapılır!
Olağan üstü olan ne?
“Oy kullanmaması gereken seçmenler oy kullanmış!”
Kim bunlar?
Ohal döneminde meşhur KHK’lar, yani Kanun Hükmünde Kararnameler ile kamu hizmetinden men edilenler. Bir kısmı Fetö’cü olduğu zannıyla, bir kısmı sendikası beğenilmediğinden, bir kısmı muhalif olduğu için, bir kısmı yanlışlıkla, bir kısmı da, ne kendisinin ne de atanların bilmediği bir nedenden..
Oylar defalarca sayıldı, itirazlar defalarca yapıldı.. İş kala kala bunlara kaldı.
Peki yasa ne diyor?
Yasa olağanüstü net! Kullanabilirler diyor.
Zaten bu insanlar 24 Haziran seçimlerinde ve referandumda oy kullanmadı mı? Kullandı!..
Eee!.
Demek ki en sağlam dayanak hukuken bir dayanak değil.
Aslına bakarsan olağanüstü itiraz için son başvuru tarihi de 8 Nisan’mış. Yani normalde orada da tren kaçırılmış..
Yani bu işten aslında pek umut yok.
Moraller olağanüstü bozuk!
Nasıl olması ki?

2023 projeksiyonunda Payitaht olarak hazırlanan kale düştü..
O zaman “Haydi kızgın demirleri soğutmaya!”

 

 

 

.+

istanbul belediye çekişmesi

Seçimi kazansa bile sevinemeyecek tek kişi var

Yaş 64..
Paraya pula ihtiyacı yok!..
Komik adam!. Sevimli.. Gevrek gülüşü bir ömre bedel!.
Artık süper yat’ın güvertesinde torunlarını sevmek istiyor ama kim dinler!
1994’de İDO’nun başına getirildi. O tarihte, gemisi olmayan, Camialtı Tersanesi’nde yöneticilik yaparak çıplak maaşa talim eden senin benim gibi bir garip ademoğlu idi!
İlk gemisini 2003 yılında, 58. Hükümet’in bir yıllık Ulaştırma Bakan’ı iken, 445 bin Euro’ya satın aldı. Parayı nereden buldun diye soranlara 445 bin Euro büyük bir para değil.. Herkes alabilir!” dedi.
O günden bu yana 30’un üzerinde gemiye, bir o kadar şirkete, iki süper yata nasıl sahip olduğu sorusu meclis gündemine yansıdı.
Tabi ki cevap vermedi.. Pardon!.. Sonradan “Çocuklarımın!” dedi..
Halbuki İdo’ya yönetici yapıldığında en büyük oğlu 18 bile değildi..
Gençliğinde “Yoldan çıkarım diye Boğaziçi Üniversitesi’ne gitmedim!” diyerek İTÜ’yü tercih ettiğini söyleyen Yıldırım, bakanlığı süresince çocuklarının kurduğu şirketleri ve aldığı gemileri yoldan çıkmak olarak görmedi.. Yol ne ki?
Bakan oldu, başbakan oldu, meclis başkanı oldu..
Tam rahat ettim derken haydiii, “İBB Başkanı ol!”
“Bunu nasıl kabul ettiniz diye soran bir televizyoncuya “Kabul etmeme lüksümüz mü vardı?” diye soruyla cevap verdi.
Sonra “Vatan bizden hizmet beklerken, hizmet vermeme gibi bir lüksümüz olmaz!” diye çevirdi..
Ancak, moderatörlüğünü “Reis”in yaptığı İstanbul adaylarının katıldığı son Tv programında Reis’in gözü önünde “Onu da yaptım!” caps’i hatırlatılınca, yaşından beklenmeyen bir çeviklikle araya girip “Ben yaptım demedim! Biz yaptık dedim!” şeklinde düzeltme paniği “Lüks”ün anlamını da netleştirdi.
Ona, Protokolün birinci sırasından, valinin arkasına geçmeyi kabul ettiren, ‘doğal afet şiddetindeki gücün’ nasıl bir korku olduğunu sorgulamıyoruz.
Çünkü biliyoruz.
“Almanya yenilirse herkes yenilmiş sayılacak!.”

 

 

Seçim sath-ı maili

Anzaklar’a yapılır mıydı?

Onlarla bizzat, göğüs göğüse savaşan, Cumhuriyet’in ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, henüz savaşın barut kosusu kaybolmadan “Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sessizlik içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” şeklinde tarihte eşi görülmedik bir hümanizma ile seslenirken,
Cumhuriyet’in son Cumhurbaşkanı 18 Mart Çanakkale Şehitlerini anma gününde belagat sanatının eşsiz bir örneğini vererek “Dedeleriniz geldi buraya ve bizi gördüler. Kimi ayaklarının üzerinde kimi tabutlarla geri döndü. Aynı niyetle gelecekseniz bekleriz. sizi de dedeleriniz gibi uğurlayacağız. Kıyamete kadar burada olacağız. İstanbul’u Konstantinapol yapamayacaksınız.” şeklinde konuştu.

Ardından Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun, bir açıklama yaparak, Recep Tayyip Erdoğan’ın Anzaklar’a yönelik ifadelerinin bağlamından çıkarıldığını belirtti.

Olmadı Eeey Recep Tayyip Bey!.. Belediye seçimleri beş yılda bir yapılıyor. Bu gün kaybetseniz de beş yıl sonra çalışır yeniden kazanır, kaybınızı telafi edebilirsiniz.. Ama Atatürk’ün, eşsiz felsefesini yansıtan bir paragraf ile 104 yıldan beri ‘Uzaktaki dostlarımız’ haline getirdiği Anzakların kaybettiğiniz kalbini bir daha zor kazanırsınız.

Uzun bir süredir, tüm dünyaya, hatta evrene seçim gözlüğünden bakmak gibi bir hastalıkla malül olduğunuzun vurgulanması, belki bu ayıbın hafifletici nedeni olur” diye bu karikatürü çizdim..
En azından Türkiye Halkı sizin gibi düşünmediği bilinsin istedim..

Ağzı olan konuşuyor!

Neymiş efendim, Ak Parti, ta başından bu yana her seçim öncesine, bir savaş tehditi ya da harekat, bir beka sorunu denk getirerek seçimde oy almak için bunları kullanıyormuş! Bu Belediye Seçimleri için de master plan olarak Afrin harekatını tasarlamış. Ama gel gör ki ABD, Suriye’den çıkma manevrası son anda bu imkanı iktidarın elinden almış ve bu sağlam planı son anda suya düşürmüş.. Kalan süre, ikinci bir sağlam plan için yetersiz olduğundan, ikincil olarak kullanılacak olan ‘PKK tehditi’ öne alınmış. HDP ile CHP, hatta İyi Parti’yi ittifak içinde gösterme ve her ikisinin de PKK ile ittifak içerisinde olduğunu sürekli tekrarlama, ve bunu ülkenin bir “Beka sorunu” olarak dillendirme yoluyla beklenen oy akışını sağlamayı hedefliyormuş. Fakat gel gör ki bu hesap pek istenildiği gibi yürümemiş. Seçmen pek ikna olmamış. Üstüne bir de ekonomik kriz tuz biber olmuş. Hatta işler iyice kötüye gitmeye başlamış.. Durum, tepelerde gitgide artan bir karamsarlığa neden oluyormuş..  Bu nedenle kullanılabilecek ne varsa dibine kadar kullanılsın, her tedbire başvurulsun kararı alınmış.. da, Reis panik içerisindeymiş de, şuymuş da buymuş!.

Milletin ağzı torba değil ki büzesin!
Ağzı olan konuşuyor!

Anket

Kendisiyle en yakın çalışanlar söylüyor.
“Anket yaptırmadan neredeyse saraydan müştemilata çıkmaz!”
Misal, her şey yolundayken: “Ben düzenli olarak anket yaptırırım. Anketleri Türkiye’de en iyi okuyan ve değerlendiren insanlardan biriyim. Anket işini iyi bilirim. Bakın bu anket yeni geldi. Sizinle görüşmeden önce bu anketi okuyordum.” cümlesi Tayyip Erdoğan’a ait.. Devlet Bahçeli ile görüşmelerinden birinde Devlet Bey’e söylüyor..

Alacağı neredeyse tüm kararları oluşturuken ankete bu kadar yer veren biri, şimdi artık anketlerde manipülasyon yapıldığını, anketlere güvenmediğini söylüyor..
Devlet Bey’e diyor ki; “Ben anketlere güvenmiyorum!.”
Neden?
Çünkü her şey yolunda değil!
Düşerken, her şey nasıl yolunda olsun ki?..

Şurası çok önemli..

“Bir yıl içerisinde iki buçuk milyon kişiye iş vereceğiz” diyorlar..
Uzun hesaplara gerek yok!
Veriler Devletin istatistik kurumu Tuik’in..
İşsizlik AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana düzenli olarak artmış.
2005 yılında yüzde 9,5 iken 2018 yılında yüzde 12,3′ e çıkmış.
Tuik’e göre 2018 sonu işşiz sayısı – ne kadar doğru ise- 3 milyon 980 bin kişi..
Yni bu durumda bu insanların 2,5 milyonuna bir yılda iş yaratacaklar.
Şurası çok önemli;İnsan sormadan edemiyor..Böyle bir kolay çözüm vardı da 18 yıldır nerelerdeydiniz?

Artık ipin ucu kaçtı..

Ulemanın kurumsal yönetici olduğu Osmanlı döneminde bile ‘din’ iktidar payandası olarak bu kadar ulu orta, bu kadar sorumsuz ve hesapsız kullanılmamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin hiç bir dönemde camiler, bu kadar siyasi parti şubesi haline getirilmemiş, hiç bir döneminde imamlar bu kadar parti memuru görüntüsüne taşınmamıştır.
Bu ülkedeki samimi müslümanlar, ateizmin, deizmin bu dönemdeki hızlı artışının nedenini merak etmeyecek mi?
Seccadesi iktidara yönelmiş bir diyanet başkanının, aynaya bakmaksızın “Cami cemaati neden azalıyor?” sorusunu sorması komik değil mi?
Bütün bu pervasızlığın sorumlusu, onu yapan kadar, yaptırılmasına izin veren de değil mi?
Bir parti organı haline getirilen Diyanet’e, Devlet hazinesinden verilen, bir çok bakanlığın bütçesinin üzerindeki bütçede, benim vergilerimden gelen her bir kör kuruş haram zıkkım olsun!..