Taş devrinden bu güne kalan;
yontulmuş bir mızrak ucu,
bir taş balta ve
duvarda birkaç çizgi..

Mağaralarda yaşayan atalarımızdan aldığımız ilk kültürel miras çizgi..
Kendini anlatmanın en ilkel ama en etkili yolu.
Bu gün az-çok gelişerek yine aynı işlevi yerine getiriyor.
Belki ileride gerçekten “yazı” bulunacak ve
biz bırakacağız ‘çizmeyi mizmeyi..’

——————————————————————————

Ben doğduktan bir yıl sonra 1960 ihtilali oldu.

1971 ihtilalinde ilkokuldan mezun oldum ve 1980 ihtilalinde Ankara’da
(dtcf) tiyatro’yu yarım bırakıp, 1986’da İstanbul Üniversitesi’nin Fen Fakültesi’ni
bitirdim…

Özetle gençliğime 3 ihtilal birden sığdı.
Ben üniversiteyi bitirip resmi öğrenim hayatıma nokta koyduktan sonra ortalık
sakinleşti.
“28 şubat” ve e-darbe dışında kayda değer bir şey yok!” derken Ergenekon ve
Balyoz kumpasları sırasında Arel Üniversitesi’nde Grafik Yüksek lisansını bitirdim.
ihtilaller ve sarsıntılarla dolu öğrenim hayatıma sırasıyla; Samsun,
Trabzon, Sinop, Ankara ve İstanbul girdi…

Ama hayatta en çok Sinop’u sevdim. Neden.. Bilmem!..
Halbuki Türkçe kitabındaki resminde, at üstündeki Atatürk’ün terkisine
kendimi çizip beline sarıldım diye ilk öğretmen dayağımı Sinop’ta yemiştim.

Çocukluğum boyunca bir kaçış olarak sarıldığım ve üniversite öğrenciliğim sırasında
geçim derdiyle profesyonelleşen çizerlik; sendika dergileri, mizah dergileri haber
dergileri, gazeteler derken profesyonel mesleğim olup kaldı.
Genetik okumamın faydasını da askerde gördüm… Diplomam sayesinde indirim
yapıp 8 ayda teskeremi verdiler.

En uzun süre ki, on yıl Hürriyet’te çizdim.
Bir iki gazete dergi derken çizerlikte son durak, kuruluşundan itibaren içerisinde
bulunmakla ne iyi etmişim diye düşündüğüm Vatan gazetesi olmuştu.
Oysa sahibi ile birlikte yolu da değişince ilk şutlanan ben oldum.
(Bkz: Karikatüristler: yangında ilk yakılacaklar)
Sonra Bir süredir Ulusal Kanal’da Mustafa Mutlu’nun ‘Kral Çıplak’ programında
canlı yayında karikatür çizerek mesleği eda etmeye çalışıyorum!..
(Her Cuma Saat 21:00 Beklerim efenim..)
Bu iş hayatım.

Bu da aşk hayatım…
Yıllaaar önce “Aysel” adında bir çocukluk aşkım vardı.
O sağda solda hala “sadece arkadaşız!” deyip dursa da evliyiz ve koskocaman
olmuş iki çocuğumuz var.
Cansel’in adını abisi Can koydu. O zaman Can 10 yaşında ve yıl 1997’nin soğuk
bir ocak akşamı olduğuna göre:

a) Cansel şimdi kaç yaşındadır? b) Can’ın yaşı kaçtır? c) İkisinin
yaşlarının toplamı kaçtır?!..

Hayatımın sırrı; rahmetli annemin, yetmiş küsur yaşındayken bile hala nasıl
olup da doğal sayılar kümesindeki etkisiz elemanı, pisagor teoremini hatta
diksirminantın formülünü unutmamış olmasıydı.
bu sırrı Cansel’in ev ödevlerini yaparken verdiğim kısa aralarda düşünme
fırsatı bularak çözdüm…
Annem bu veletlerden yedi tane okutmuştu..
Sayı doğrusunu hayatınız boyunca tekrarladığınızı düşünsenize… ”

——————————

İlgili Linkler:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bülent_Çelik

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=-263024

https://www.facebook.com/bulent.celik.3304

https://twitter.com/i_bulent_celik

http://bulentciziyor.blogspot.com.tr/2014/09/ibulent-celikin-ricas-ile.html

http://www.uludagsozluk.com/k/bülent-çelik/

http://home.anadolu.edu.tr/~aozer/makaleler/2.htm

http://ibulentcelik.blogspot.com.tr/