Hindistan halkı Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal’e peyderpey 675 bin lira tutarında bir para göndermiştir. Atatürk, bu paranın 500 bin lirasını Büyük Taarruz’dan önce ihtiyaçların karşılanması için Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın emrine verir. Zaferden sonra bu paranın 380 bin lirası İcra Vekilleri Heyeti kararıyla Atatürk’e iade edilir.
Atatürk bu ‘yardım’ parasını kullanmakta titiz davranmaktadır. Osmanlı Bankasında tutulan paranın 250 Bin lirası ‘İş Bankası’nın kuruluşu için temel sermaye yapılır. Kurulması kararını aldığı ve başına Celal Bayar’ı getirdiği Banka’ya “İş yapacak olanlara destek olacak” şiarıyla ‘İş Bankası’ adını bile koyan Mustafa Kemal, bu 250 Bin lira kuruluş sermayesi karşılığı kendi adına yazılan yüzde 28,09’luk hissenin gelirini Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na aktarılmasını vasiyet eder. Bu aktarımın doğru yapılmasını kontrol etmesi için de hissenin kontrolünü CHP’ye bırakır.
İş Bankası meselesi budur.. CHP’ye; parasal bir getirisi olmadığı gibi ‘tenfiz memurluğu’ şeklinde bir vazife yükleyen, ‘miras hukuku’ teminatında olduğu için de bu durumun asla değiştirilemeyeceği, başta iktidar olmak üzere herkes tarafından bilinmesine rağmen bu ilişki neden temcit pilavı gibi ikide bir gündeme getirilir?

Bunu yapanlar şu iki yanıttan birini ya da her ikisini birden seçsinler.
1- Sıkıştıkça, vatandaşı gündemden uzak tutmak için perde olarak kullanırız!..
2- CHP’yi bıktırır hisseleri bankaya devretmesini sağlarız. Bankayı da hazineye mal ederiz. Sonrası diğer kamu bankalarını nasıl güzel güzel yönetiyorsak onu da öyle yönetiriz.
Üçüncü bir alternatif var mı? Var diyen yazsın..
Bilelim..