Mustafa Mutlu’yu, 1999’depreminin hemen ardından, deprem bölgesinde çadır kurup haftalarca çadırda kalan genç bir Ekonomi Müdürü olarak tanıdım.
O yıl,  Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ona Yılın Gazetecisi ödülünü, konforlu odasında ayaklarını uzatıp haber trafiğini yönetmek yerine, bir depremzede gibi deprem çadırlarında, o yoksun, dramatik koşullarda yaşayarak, onların koşulları düzelene kadar geri gelmemecesine, haberlerini deprem çadırında yazdığı için vermişti..
Mustafa’yı tek bir kelime ile tanımla deseler hiç düşünmeden ‘Vicdan’ kelimesini en başa koyardım..
Aynı vicdan, Ergenekon, Balyoz kumpaslarında sembolleştirdiği ‘siyah gömlek eylemine de’ yansıyan vicdandı..
Haklılığa inanmışlığın verdiği cesaretle Silivri Dava’larını, satır satır, eylem eylem, Silivri’den izleyerek yazdığı yazılarda, yaptığı televizyon programlarında gözünü kırpmadan savunan ve son kumpas tutuklusu salınana kadar üzerinden o siyah gömleği çıkarmama kararlılığını gösteren, her şeyden önce insan gibi bir insan Mustafa..

Denenmiş, sınanmış; “Dön kardeşim!” diye önüne para ve ikbal serilmiş, test edilmiş, testten geçmiş, üstelik bunu teklif edenleri, bir de kitap yazarak pespaye bir paçavraya çevirmiş, eğitiminden, yaşamına gerçek gazeteciliğin tanımı olmuş, eğilmemiş, bükülmemiş, bir gazeteci..
Bir ders gibi Mustafa..
“Böyle mi olur Mustafa’lar hep?” dedirtesi Mustafa!..

“Söz uçar, yazı kalır..”
Artık söz de uçmuyor, yazı da!.. Dönün internete, makalelere, videolara bakın..
Dönün yazılarına kelime kelime bakın. Kitaplarına satır satır bakın.
Doğru bildiğini yazabilmek, inandığını konuşabilmek için önüne serilen imkanları elinin tersiyle kenara iten, paraya pula bakmadan söz söylemeye, yazı yazmaya, üstelik de hakkında açılan davalarla boğuşa boğuşa devam ederken, dün söyledikleri ile miskal kadar çelişki bulamayacağınız Mustafa..

Ben Mustafa’yı yirmi yıldır tanıyorum.
Onu tanıdığım için bana sağladığı “Var mı böyle bir arkadaşınız?” sorusunu sorma imkanı bile dünyaya değer..
Benim var..