Gazetelerde, televizyonlarda bir dünya kafa karıştırma çabası..
Bilenler biliyor, bilmeyenler için bir sayfa yazıda durumun özeti.. Bir zahmet okuyun.. Paylaşmasanızda kabul..

Durum net: ABD, İran’a -haklı, haksız- bildik nedenlerle ambargo uyguluyor. Bu adamlarla alışveriş yaparken kimse benim paramı ve transfer sistemimi (Swift) kullanmasın, Kullananı tespit edip hele bir de onu sınırlarım içinde yakalarsam ve de durumu kanıtlarsam var ya acayip ceza yazarım. Ödemez ise gayrı ona da paramı ve swift sistemimi kullandırmam. Kendi bilir!” diyor.

Bize de diyor ki; “Siz İran’dan doğalgaz ve petrol alıyorsunuz, komşusunuz. Siz bunları almaya devam edin ama karşılığında benim paramı vermeyin, kodunu kendi yazdığım, lisansı bende olan “swiftimi” kullanmayın. Canlı paramı bunlara vermeyin. Çünkü ben bunların sağdan soldan nükleer silah malzemesi alacağına inanıyorum. Benim paramla almalarını istemiyorum.. Pamuk verin, domates verin, tahıl verin, yumurta verin, et verin, süt verin.. Para vermeyin, mal verin!.” Diyor.

Bizimkiler ne yapıyor! İran’dan gelen bir aracı ekibin cazibesine kapılıyorlar,(Zencani / Zarrab) Bu adamlar aracılığı ile petrol ve doğalgaz bedelini para olarak, altın olarak ödemeye başlıyorlar. Altın gidiyor, altın geliyor.. Misal, kazara uçakta 1500 kilo altın yakalanıyor, o dahi rüşvetle kurtulup uçuyor..  Hatta meçhul bir el(!) altındaki gümrük vergilerini de kaldırıyor ki “mano”dan dolayı ana para erimesin!
Diyeceksiniz ki neden mal yerine para/altın ödendi?
E, herşey usulüyle yapılınca rüşvete ne hacet!
Gelelim Bilançoya:
Kim kaybediyor: İran’dan aldığımız doğalgaz ve petrol karşılığı onlara et, süt, yumurta, domates satacak üretici ve dolayısıyla memleket ekonomisi kaybedenler arasında.
Bu işlemleri yapmak için kullanılan Halk Bankası ve dolayısıyla devlet kaybedenler arasında.
Somut nedenini birazdan okuyacağın gibi Sen, ben, bizim oğlan kaybedenler arasındayız.
Kim kazanıyor: Alengirli yollarla mal yerine para ve altın taşıyan ve bu işten komisyon alan Zarrab ve İran’daki ortağı Zencani onun İran’da Dubai’de ve Türkiye’de yarattığı “bahşiş” trafiğinin nemalananları kazananlardan. (Zencani, İran’da idam cezası almadan önce Türkiye’de dağıttığı rüşvet miktarının 8,5 Milyar Dolar olduğunu itiraf etti.. Bu rakam yaklaşık 30 Milyar TL yapıyor ki, bu parayla her biri 1 milyon TL den 30 bin adet okul yapılabiliyor..)
İran devletinin o dönemki hükümeti (Ahmed-i Nejat giller) Petrol ve doğalgazın karşılığını mal yerine canlı para olarak aldığı için kazananlardan.
Bu ambargolu yöntemin kullanılmasına göz yuman, izin veren, yollarına yatan ve karşılığında bavul dolusu, ayakkabı kutusu dolu, sıfırlanamayan miktarlarda rüşvet alan siyasetçiler ve onların ağababaları (her kimlerse) iyi kar edenler arasında..

İran’da yönetim değişip, bir önceki yönetimin rüşvetli ilişkileri yargılanmaya başlayınca ve Zencani de idama mahkum edilince, hikayenin Türkiye kolu Zarrab kelimenin tam anlamıyla “can havli” ile Amerika’ya kaçtı. Deli paraya sahip olması yanında itirafçı da olması hasebiyle şimdilik yırttı.
Hadi Zarrab İran’ın şerrinden kaçtı. Beş-altı yıl hapis yatması beklenen Hakan Atilla’nın neden -ne karşılığında- bile bile Amerika’ya gidip orada yakalandığı belli değil..

Ceza; Komisyonu alanlara, rüşveti yiyenlere değil Halkbank’a dolayısıyla Devlet bankası olduğu için Türkiye’ye Maliyesine, dolayısıyla da Türk halkına kesilecek. Tahmini rakam 10 Milyar dolar ile 40 milyar dolar arasında gidip geliyor. Yani sen, ben, bizim oğlan ödeyeceğiz..
Peki, cezayı, “Eeyy Amarika! Eeyy Trump!” diye efelenerek “Biz senin hukukunu tanımıyoruz uleyn!” diye höykürerek ödemememiz mümkün mü? Malesef değil! Ceza Devlete kesileceğinden Swift Türkiye’ye kapatılırsa, Türkiye menşeyli tek bir tüccar tek bir banka tek bir dolar transferi yapamaz hale geleceğinden ihracat ve ithalat durur..

Sonuç olarak Küçük hırsızlar, Büyük Hırsızın malını çaldı, cezasını biz çekeceğiz..
Louis Armstrong Abi’nin dediği gibi; “What a wonderful world” Değil mi!