24.08.2015 Cumhuriyet GEZİ-Nabi Tırışık
Okurlarımın bildiği veçhile kendimi methetmeyi sevmem.
Ama şu on beş evleklik yazar camiasında öyle hadiseler husule geliyor ki, durum ister istemez bu beyin kıvrımları fıtratından kanaviçeli naçiz kulunuzu alıyor, yukarı bir irtifaya kendiliğinden taşıyıveriyor.
Yapacak bir şey yok!

Taşıyor da, benim neredeyse canımdan çok sevdiğim değerli okurlarım dışında, gereken merciler bunu yeterince görebiliyorlar mı?

Hayır!

Maalesef göremiyorlar!

Ha! Benim ödülde, payede, ikramiyede, taltifte gözüm yok!
Amma ve lakin memleketimizin bir nevi bacasız sanayisi olarak telaffuz edilen turizm konusunda, yazmış olduğum bunca makalenin bunca risalenin, bunca tatbik edilmiş fikrin, temeli atılmış projenin, bir “altın portakal”cık hadi o pahalı gelirse bir “kristal elma”cık olsun değeri de olmaz mı?

Şimdi ben bunu dedim ya, yazdığım her satırda adeta hıyaneti vataniye alameti arayan bir kısım kökü dışarıda zeberduş taifesinin beyinlerinde “Nabi Tırışık, bu yaz beleş tatil yapamadı ya, şimdi saldıracak yer arıyor” diye şerare yapan nifak elektriklenmelerini ayan beyan görür gibi oluyorum.

Evet şu ara sinirliyim!
Hatta şu yazının bu merhalesine gelene kadar, sert parmak darbelerim yüzünden iki adet “klavye” denilen gavur icadı mereti telef etmiş, bir adet “maus” diye telaffuz edilen aparatın hortumunu kopartmış olabilirim.

Bunu “beş yıldızlı bir tesisin havuzunda bir lahza çimmemiş olmama” yoranların Allah cezalarını versin!
Ama bir de şu husus var ki temas etmeden geçemeyeceğim!
Bırakın “kristal elma”yı, koskoca Nabi Tırışık, beş, hadi bilemedin dört yıldızlı bir tesiste bir haftalık bir ödülü de mi hak etmedi?

Yaz geldi geçiyor beyefendi! Koyunları uçurumdan aşağı da ben mi ittim yani!