Çalmak fiili, ‘Çal’ kökünden türer. ‘Çal’ ise ayn zamanda başlı başına bir kelimedir. Bir ‘hareket dili’ olarak kabul edilen Türkçe’yi araştıran bir çok yazar; Çal’ın da, ‘Çak, çat,’ gibi ‘Ça’ kökünden türediğini söyler. Türkçe’de, köken bilim açısından ‘Çal’ gibi zengin arşive sahip başka bir kelime az bulunur.
‘Suratına çalmak, göle maya çalmak, Çal-çorak yer, çala kalem’ gibi farklı yerlerde ve farklı anlamlarda, bazen fiil bazen isim olarak kullanıldığı gibi atalarımız  taşlık ve verimsiz yerlere de ‘Çal’ adını vermiştir.
Lakin Türkiye Cumhuriyeti devleti, devlet olalı bu güzelim kelimenin ‘götürmek’ anlamına gelen mealini bu kadar kuvvetli dolduran bir eylemle karşılaşmadı.

Götürülen paranın, dağıtılan rüşvetlerin, milyarlarca dolar olduğundan ve ‘en kralının bile’ başını yakacağından söz ediliyor. ‘Tora-man’ namında bir cengaverin bu tarihsel  eyleminden yemlenenlerin, yargıyı, yasayı, meclisi merayı bir an önce ele geçirme telaşı işte bu korkudan kaynaklanıyor.. İşin tuhafı, bu bir sır değil.. Bunu herkes biliyor!..

‘Çalmak’ kelimesi bunca zengin etimolojisine rağmen bu eylemin anlamını karşılamaktan aciz kalıyor. Çünkü mana’da hatlar karıştı..
Çünkü bu memlekette bir süredir, ‘az çalınca hırsız, çok çalınca bey’ oluyorsun!..