Oh ne rahat!

İktidarın en korktuğu yer sokak!..

Yoksulluk ve adaletsizlik insanların canına tak edince, onların anayasal bir hak olarak tepki gösterecekleri protestoların bir anda büyümesinden korkuyor.

İç ve dış kamuoyunu fazla rahatsız etmeden bu riski bertaraf edebilmenin yollarını ararken korona imdada yetişti.
Korona, hem zaten dibe vurmuş ekonominin bahanesi oldu hem de bu dibe vuruşun yaratabileceği sosyal tepkilerin büyümesinin engellenmesi için ilaç oldu.

İktidar, üzülmüş gibi görünüyorsa da korona ilaç gibi geldi!

Ama doktorlar der ki; ilaç, zehirin doğru dozda ve doğru zamanda alınanıdır.
Doz aşımı olursa ilaç zehire dönebilir..

Bi tayka!

 

Bi tayka!

Eğer KKTC’nin tüm dünya tarafından bağımsız bir devlet olarak tanınmasını istiyorsan, KKTC’yi bağımsız bir devlet olarak önce sen tanıyacaksın!

Bunun da en birinci yolu, halkın yönetici olarak kimi seçeceğine karışmamak!

Eğer bu ülkeye “bağımsız” diyorsan, verdiğin hiç bir destek sana bu hakkı vermemeli!

Yok illa da karışacağım dersen; KKTC halkı, ikinci turda gereğini yaparak bağımsız olduğunu tescil edecek mantık ve izana sahiptir..

Nitekim CTP, Pazar günü yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda Akıncı’yı destekleyeceğini açıkladı.
AKP’nin Cumhuriyet tarihinde bir ilk gerçekleştirerek ‘açık açık desteklediğini beyan ettiği’ Ersin Tatar, öyle görünüyor ki Pazar günü gümleyecek!..

Hatırlar mısınız, Bülent Arınç, AKP’nin o yükselen günlerinde “Allah verdikçe veriyor!” diye mutmain demeçler veriyordu.
Son yerel seçimlerden bu yana devran tersine döndü..
Saray’dan maaşa bağlanan Bülent Arınç’a şimdi bir sorsak acaba “Allah aldıkça alıyor!” der mi?

Zaman çok çabuk geçiyor

Yapmayın evladım!..
Devlet tek bir iktidarla kaim değil..
Yaşınız genç..
Önünüzde bir ömür var..
Çoluğunuz çocuğunuz var..
Onların ne suçu var?
Devlet bu dosyaları tutacak.
Sonra bir gün karşınıza çıkaracak..
Üzüleceksiniz!
Daha fazla çocuklarınızı, çevrenizi üzeceksiniz..
O korumaya çalıştığınız, neredeyse totemleştirdiğiniz “makam”lar, başka denizlere yelken açmış olacaklar.
Sizin başınıza gelenlerden haberleri bile olmayacak.
Yapmayın bu onursuzluğu..
Değmez..
Değmeyecek.. Çok örnek var..
Hemen yakınlarda yaşanmış üstelik.
Hani şu “Akıllıları yurt dışına kaçtı” denilenler..
Onlar da böyleydi..
Geride bıraktıkları enkazlar şimdi çile çekiyor..

Bir büyüğünüz olarak uyarıyorum sizi..
Onları da uyarmıştım..
İnanmazsanız bakın geçmiş karikatürlerime yazılarıma..
Zaman çok çabuk geçiyor..
Unutmayın!

Serrac.. Bu maceranın sonu..

Libya’da Türkiye’nin destek verdiği Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin başbakanı Serrac, görevinden istifa etti.
Cumhurbaşkanımız, “kendisiyle daha geçen hafta kabulüm vardı!” diyerek ne kadar üzüldüğünü belirti.
Dünya, bizim darbeci dediğimiz Hafter’in arkasında.
Kaldı ki uğruna 69’dan tavşan yaptığımız Arap dünyası da Hafter’i destekliyor.
Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri filan Hafterci..
Fransa ve Rusya Hafter’in yakın korumaları!
İkisi de Libya’ya kalıcı olarak yerleşti.
Libya’nın yüzde seksenini kontrol eden Hafter’in bölgesinde sadece Rusya’nın 7 tane askeri üssü var.

Anlaşıldı ki bizim desteklediğimiz Serrac da meğersem Hafter’i destekliyormuş!..
Bütün paramızı kazanma ihtimali hiç olmayan bir ata oynamışız!
Suriye’de kaybettiğimiz gibi Libya’da da kaybetmiş olduk!
Anam, bu Serrac da bizi kandırmış!
Hay bin kunduz!

Bana o Hipokratı getirin!.

Hoppala paşam, Malkara Keşan!

Adalar hakkında ne biliyoruz..

Devenin boynu misali 12 adalar konusunda bildiğimizi sandığımız ne kadar şey doğru..
Ne sayısını doğru biliyoruz, ne kimin hangi savaşta kaybettiği ne de imzalanan anlaşmalarla bizim olması gerekenleri savunmayı..
Monşerleri çok arayacağız..

Korkmadan bisiklet

İçişleri Bakanı; Anayasa Mahkemesinden çıkan bir kararı beğenmedi ve Anayasa Mahkemesi Başkanına bir “challenge” yaptı..
“Bisikletle işe gitmeye var mısın? Ben varım!” dedi.

Soru: Bir ülkenin başkentinin caddelerinde, Anayasa Mahkemesi başkanının bisikletle gezme güvenliği yok ise, bu durumdan o ülkenin hangi bakanı baş sorumludur?
a) Tarım Orman ve Köyişleri Bakanı
b) Aile Saadet ve Mutluluk Bakanı
c) Denizcilik Balıkçılık Gölcülük Bakanı
d) Turizm Kültür ve Ören Yerleri Bakanı

Lomboz 10 Eylül 2020 Cuma

HABERLERDEN ÖZETLER

Tarikat şeyhi isyan etti : “Beni de kandırdılar?”

12 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz ettiği iddiası ile tutuklanan tarikat şeyhi F.N., çıkarıldığı mahkemede hakim karşısında isyan etti. “Beni de kandırdılar!.. Hani sistem değişmişti? Sistem değişmiş olsa bunun için tutuklanır mıydım hakim bey? Görüyorum ki memlekette hala eski tas eski hamam! Usul yönünden itiraz ediyorum!.. Yargılanmadan önce, yüce mahkemeden, sistemin değişip değişmediğinin teyidini istiyorum!” şeklinde konuştu! Mahkeme, konunun usulden incelenmesi gerekçesi ile kararı bir sonraki celseye bıraktı.

Korona aşısını bulan Rus bilim adamı acı konuştu!

“Koronadan korkma altta kalmaktan kork!”
Aşı’ya, halkın sevinmesi için erken olduğunu belirten ve Bulduğu aşının 3 aşamadan geçtikten sonra halka ulaştırılabileceğini söyleyen rus bilim adamı Alexander Filankoviç, aşının ilk aşamada siyasilere ve onların eş dost ve akrabalarına; ikinci aşamada, yakın devletlerin yöneticilerine, onların eş dost ve akrabalarına; üçüncü aşamada ise Rusya ve komşu devletlerdeki iş adamlarına, onların dost ve akrabalarına yetecek sayıda üretilip dağıtılacak şekilde planlandığını ve bu üç aşamanın tamamlanmasının en az üç seneyi bulacağını belirtti. “Ürettiğimiz aşı bu üç aşamayı geçtikten sonra sıradan vatandaşlara ulaşacak. Onlar da halen sağ kalmışlarsa aşıdan ücreti mukabili yararlanabilecekler” dedi.

Yakalanan IŞİD Diyarbakır Emiri, Canan Karatay’ı suçladı

Diyarbakır’da Kelle Paçacıda yakalanan IŞID Diyarbakır Emiri Nihat Turan’ın, alınan ilk ifadesinde, Canan Karatay’ı suçladığı belirtildi. Basına sızan bilgilere göre: “Ben normalde ocakbaşı müdavimiydim. Canan Hoca diye derin bir hoca var dediler. Kelle paça çorbası içmenin koronayı def ettiği, üstüne dil, beyin ve yanak ile cila yapmanın kaza, bela, fitne, nazar, sihir ve düşmanların şerrinden koruduğu şeklinde fetvaları varmış dediler.. Biz de tebdili mekan eyledik. Lakin her gün kelle paçacı; dikkat çektik tabi!” dedi.

 

Vatikan, arazisiyle birlikte Diyanete devredildi

Resmi gazetede yayınlanan bir kararname ile Vatikan Şehir Devleti’nin, Papa dahil, olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığına devredildiği ilan edildi.. Sosyal medya hesaplarından ve AB Meclisi’nden gelen yoğun tepkiler üzerine kararnamenin geri çekildiği açıklandı. Konu ile ilgili konuşan CB. Hukuk danışmanlığı üyesi Şakir Dalkılıç; “Maddi bir hata sonucu arazi planları karışmış.. Kaldı ki ufacık bir arazi için bu kadar tepkiyi anlamadık. Yine de Papa ve katolik cemaatten özür dileriz!” dedi.

 

Formula1 Pistinde radar ile hız kontrolü uygulaması hazırlık aşamasında engellendi

13-15 Kasım’da İstanbul Grand Prix’sinin yapılacağı bildirilen İstanbul Park pistinde, hız ihlallerinin engellenmesi amacıyla Tuzla Trafik Kontrol şubesi tarafından konulmaya çalışılan Radar kontrolü ve ceza uygulaması hazırlıkları iptal edildi.
Kontrol Şube Başkanı Komiser Tayyar Düdük yaptığı açıklamada: “Verdiğimiz ceza kotalarını aşamayan birkaç memur arkadaşımız işgüzarlık yapmış, Buradan açığı kapatırız diye düşünmüşler! Yok bişey, dağılalım arkadaşlar!” dedi.

 


 

Sahte Google Add Tuzağı

Sözün, ünlü Gangster All Capone’a ait olduğu söylenir..
“Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı’ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı’nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi sabah gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı’ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.”
Ne kadar dokunaklı ve masum bir başlangıç!
İnsanın, hayatı boyunca tonlarca adam öldürmüş acımasız bir yeraltı figürüne, Scarface’e, acıyası geliyor..


Bu girizgahtan sonra asıl olaya gelelim.
En sonunda, yazının kuyruğunu da bu aforizma ile bağlayacağız.

Israrla arıyorlar!
Kapatıyorsun ertesi gün tekrar arıyorlar!
Numarayı yasaklıyorsun başka bir numaradan yine arıyorlar..
Google’ın böyle bir uygulama yapmayacağı besbelli. Tezgah olduğu aşikar.
Kontrol etmeye bile gerek yok! 
Google, telefonla ürün satıp kapıdan kargo ile tahsilat yapacak!!..
Kaldı ki satmaya çalıştıkları şey, Google’ın varlık nedeni. Google robotunun tarayıp ücretsiz yayınladığı ‘Google arama sonucu listelemeleri.. Bu listeler olmazsa Google olmaz!
“Bu listede bulunma süreniz doluyor!” diye arıyorlar. Arıyorlar.. Arıyorlar..

Sonunda, madem bu kadar ısrar ettiler, bunu yazayım, insanları uyarayım diye düşünerek, aramaya karşılık vermeyi kararlaştırdım.

Hikaye şöyle akıyor:

Sizi önce 850’li bir numaradan arıyorlar.
“İşletmenizin Googla aramalarında görülme süresi bitiyor. Devam etmesini istiyorsanız 1’e basın!” diyerek kısa bir yönlendirme yapıyorlar.

1’e bastıysanız, tuzağın ilk aşamasını geçmiş oluyorsunuz.
Bir süre sonra 212’li bir numaradan bir çağrı merkezi görevlisi sizi arıyor.
Google’da yer almanın işletmeniz açısından nimetlerini anlatıyor.
Bir yıl ya da iki yıl uzatma yapabildiklerini söylüyor.
Ödemeyi kapınıza gelecek olan kargo görevlisine yapacağınızı, başka türlü ödeme kabul etmediklerini belirtiyor.
Ben bu aşamada ezberi bozmak için, 2 yıl değil 10 yıl uzatmak istediğimi, parası neyse onu ödeyeceğimi belirtince “Bunu şefime danışmam lazım!” diye bocalıyor.
Google’da ne şefi ise?..
Belli ki akışta böyle bir avangard isteğe yanıt kurgulanmamış.
Sonra ben, “Birinci sayfada ve birinci sırada çıkmak istiyorum!.. Parası neyse ödeyeceğim!” diye gerçek Google Add muhabbetine giriyorum. Yani Google’ın aslında para karşılığı yaptığı asıl iş.
“Bu şekilde konuşmaya devam ederseniz görüşmeyi sonlandıracağım!” diye cevap veriyor. Ben sakince, “Hanımefendi, sadece daha iyi hizmet istiyorum, parası neyse ödeyeceğim. Küfür ya da hakaret etmiyorum!” desem de fayda etmiyor. Görüşmeyi sonlandırıyor.
Pimpiriklenerek sizi arayan numarayı geri aradığınızda telesekreter çıkıyor. “Google Cloud’a hoşgeldiniz. Destek pininizi girerek görüşmeye devam edebilirsiniz” diye bir güven tazeleyici anons peşinden elbetteki böyle bir ‘pin’ olmadığı için görüşmeye geçilemiyor.

İşin garibi ne biliyor musunuz?
Türkiye, son yıllarda normal girişimden çok bu tür girişimlerin cenneti oldu.
Bu girişimcilik ruhu, bu proje zekası, bu organizasyon, bu sabır, bu çaba acaba doğru yönetilse Türkiye bugün olduğu yerde mi olurdu?
Ama en baştaki “imamlar”; yarın tarih kitaplarına vaka olarak kazınacak; Sülün Osman’ın hayranlıktan dip düşüreceği “Kanal İstanbul” gibi bir projeyi ortaya koyarlarsa cemaat ne yapmaz.

Aynı Scarface’in bisiklet hikayesi gibi..
Sonuçta “ilahlarımızın çalışma tarzının” sadece dua ederek istemek olmadığını görüyor herkes..
—-

 

 

 

O istakozu da yemem, o kuyruğu da görmem!
Biz fakirler pek bilmeyiz ama dünya gurme sosyetesinde hiç eskimeyen bir ‘istakoz’ muhabbeti vardır.
Öldüklerinde hızla zehirli bakteri üretme riski olduğu için canlı canlı pişirilip yenilen o ‘Catarpillar 909’ görünümlü mükemmel mekanizma, o derin deniz savanlarının yenilmez zırhı, balık restoranları ya da süper market akvaryumlarında, bantlanmış kıskaçlarıyla küçük hareketler yaparak, içinde bulundukları ıstıraplı durumdan kurtulmak için haşlanmak üzere içine girecekleri tencerenin kapağının, sanki bir an önce açılmasını beklerler..

Soru şudur: “Ay, acaba hayvan pişerken çok acı çekiyor mu?” 

Acı çekmek ne kelime?
Acı çekmeseydi, hayvan pişerken, canlıların çoğunda ortak bir kaçış refleksi olan “kuyruk titretme” hareketini yapar mıydı?
Yemek uzmanları, hayvanı buzla şoklayıp bu hareketi 20 saniyeye indirerek acıyı azaltmayı keşfetmişler..
Ne büyük başarı!
İstakoz, pahalı bir menü! Ama her yıl yüz binlercesi acı içerisinde haşlanarak, parası çok olanlar tarafından elit bir yiyecek olarak tüketiliyor, ya da kıymetli misafirlere bir ‘üst segment jest’ olarak ısmarlanıyor. Ama nedense bu menüleri tüketen sosyetikler, yedikleri naneyi ‘canlı maymun beyni’ yemiş gibi gizlemeyi tercih ediyorlar. Çünkü aslında yedikleri herzenin farkındalar.

Hatırlarsınız, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı iken bir Washington ziyaretinde, eşi Hayrünisa Hanım’a Cafe Milano’da, Büyükelçilik tarafından ısmarlanan makarnalı ıstakoz menüsü, basına sızdırıldı diye gariban Türk garson çocuğun işinden kovdurulmasına kadar gitmişti olay!..
“Neden gizliyorlar?” sorusuna yanıt olarak ben de bunu “Halkımızı özendirmemek!” için yanıtıyla çizmiştim o vakitler…

Sözün özü; Bütün medeni ülkelerin kabul ettikleri Hayvan Hakları beyannamesi “Besin olarak kullanılacak hayvanların, acı çektirilmeden, korkutulmadan, en hızlı ve hissetmeyecekleri metodlarla öldürülmesini yasal güvence altına almışken, akvaryumlarda günlerce esir edilen ve dakikalarca haşlanan ıstakoz için bu yasa neden işlemiyor?
Damağınız bu kadar mı rutinden bıkmış?

Zıkkımın kökünü yeyin!

 

 

 


 

—-

 

 

Okullar Açılamıyor!

Hasta sayısı arttı.
Hastaneler dolup taşıyor.
Yoğun bakımlarda yer olmadığı için şuraya gönderilen, şurada da yer olmadığı için oraya gönderilen, orada da yer kalmadığı için evine gönderilen ve kaybedilen hasta hikayelerine her gün yenileri ekleniyor.

Her gün başka bir ilin valisi, başka bir ilçenin kaymakamı, ikbal korkusunun duvarını yıkıp gözünü karartarak alarm verip feryat ediyor.
Ama ne fayda!
Utana sıkıla bir ay erteleniyor ama kayıtlar başlatılacak..
Okullar illa da açılacak!
Seyreltilmiş olarak eğitim verilecek.
Ders arasına fişek gibi fırlayan çocukları nasıl seyrelteceklerse!

Tabi diyeceksiniz ki, özel okullar büyük bir sektör.
Özel okul çalışanları taş mı yesin?
Biz de öyle diyoruz zaten!
Ama şunu da biliyoruz.
Tükenmiş, tüketilmiş hazine bizi “kırk satır ile kırk katır” arasında tercih yapmaya zorluyor.
Sektör mü sıkıntıya girsin yoksa evlerde “korona risk sınıfında” olanlar mı?


Milli Eğitim Bakanı’nın bir özel okul sahibi yani bir sektör patronu olması ‘ihsası rey’dir.
Bu konuda kişisel olarak ne kadar “hakça” davransa, ne kadar zarif ve saygıdeğer olursa olsun durum yakışıksızdır.
Evlerde, uçurumun kenarında bekleyen başta yaşlılar, engelliler, kronik hastalığı olanlar olmak üzere milyonlarca insan, özel okul sektöründe 2000 öğrencisi ve 350 çalışanı olan bir bakanın vereceği karara bakmaktadır.
Sezai Karakoç’un Gülce şiirindeki gibi:
“Bir gamzelik rüzgar yetecek/ Ha itti beni ha itecek!”
Reva mıdır?

Lomboz 31 TEMMUZ CUMA 2020

Lomboz 31 TEMMUZ CUMA 2020

Pilav Tenceresi Şeklinde Ekonomik Kriz!
Haftanın en şık kriz yorumu Karar Gazetesi Ekonomi Yazarı İbrahim Kahveci’den.
Kahveci diyor ki:
“Ekonomik krizin “V” şeklinde, veya “double V” şeklinde hareket edeceğini söylüyorlar!.
Yani ekonomi dibe vurup çıkacak ya da dibe vurup çıkıp tekrar dibe vurup tekrar çıkacak!. Hayır!.. Kriz V ya da W şeklinde değil, ‘tencere’ şeklinde hareket edecek!..” diyor..
Yani demek istiyor ki, kriz:  -I_____I-  bu şekildeki pilav tenceresi gibi hareket edecek! .. Devamını Oku