AYIPTIR!

“Silkeleme” en yetkili ağızdan, bir siyaset aparatı olarak önerildikten sonra, ülke sathında bütün alanlarda normalleşmesine şaşırmamız mı gerekiyor?
İzin yukarıdan gelince tutan, tuttuğunu silkeliyor.
Belli ki her türlü silkeleme bitti, sıra borsa jargonundaki ifadesiyle “keriz silkelemeye” geldi.
“Keriz” kim?
Büyük çoğunluğu, başka çaresi kalmadığı için küçük tasarrufunu borsa ve fonlarda kıymetlendirmeye çalışan gariban vatandaş!

Borsa’yı dargelirli vatandaşa, hem de maliye bakanları düzeyinde, “Altın ve dövizden daha çok kazandıran güvenli yatırım adresi” olarak gösterenler bugün aynı vatandaş için”Riski var kardeşim, girmeseydiler!” diyemez…
En azından ayıptır!

SÖZ BİTTİ!

Koskoca maliye bakanı, “Avrupa’da motorin 150 lira bizde 100 lira, Biz hâlâ onlardan iyiyiz…” şeklinde kıyaslama yapıyor!

Peki, koskoca maliye bakanı böyle bir kıyaslamanın ancak hayatın bütün alanlarının karşılıklı kıyaslanmasıyla bir anlam ifade edeceğini bilmiyor mu?

Bal gibi biliyor!.
Çünkü kendisi aynı zamanda has be has, pasaportlu bir İngiltere vatandaşı!..
Oralarda yaşamışlığı, yemiş, içmişliği var!
Biliyor!

Öyleyse kahvehanelerde bile kimsenin yemediği bu geyiği neden “prime class” ekonomi muhabbetlerinde dile getirmek gibi bir ‘acziyet söylemine’ sarılıyor?

Söyleyelim!
Çünkü söz söyleyecek enstrümanların ne kadar güçlü olsa da bazen söz bitiyor.
Sözün bittiği yere geliniyor.
Artık o koltukta söz bitmiştir!
Olay budur!..

GünDEM

İş yok, para yok, konut yok, ekmek yok, umut yok, okullarda çocuklara bir öğün yemek verecek mecal yok! Daha kötüsü düzeleceğine yönelik kimsede bir katre inanç da yok!
Öte yandan, yakın menzilde, artık boğazına kadar bunalmış vatandaşın depresyonunu bir nebze olsun hafifletecek bir erken seçim umudu da yok!

Peki nasıl olacak?

“Hazır DEM’i de hizamıza çekmişken, biz normal tarihinden birkaç hafta önceye, yani taaa 2028’in Nisan’ına filan -tabii ki Reyizin de aday olabileceği- bir seçim tarihi belirleyelim, hem vatandaşın gazını alalım hem de kendi stresimizi boşaltalım…
Belli ki plan bu!..
Gerçekleşmesi günDEM’in gidişine bağlı!
Göreceğiz!..

Yorumsuz

ÜRETİCİ NEDEN BATTIK BİTTİK DİYOR?

Mesela hayvancılığı ele alalım:
Vatandaşını düşünen bir hükümet ne yapar? Bir üst kurum oluşturarak üreticisini destekler ve vatandaşına ucuz et yedirir. Çünkü protein almayan çocuklar bodurlaşır, tahıl odaklı beslenme zeka ortalamasını düşürür.

Hükümet ayrıca acil durumlarda piyasadaki et fiyatlarını regüle etmek amacıyla sadece devlet kurumu olan bu üst kuruma “gümrüksüz (sıfır vergi ile) et ve canlı hayvan ithalatı kontenjanı” tanımlar.

Bu kurum gerektiğinde et ithal eder ve maliyetine iç piyasaya yani kasaplara, restoranlara ve halka satar. Vatandaşını etle buluşturur.

Bizde de aynen öyle yapılmış. Daha önce adı Et Balık Kurumu olan bir yönetici kurum oluşturulmuş. Sonra adı Et Süt Kurumu (ESK) olarak değiştirilip daha da hedefe odaklaştırılmış…

Ancak gel gör ki bu kurumun başına getirilen Müdür hakkında, şer grupları tarafından akıl almaz iddialar ortaya atılmış.
Güya bu genel müdür Macaristan’da et ticareti yapan bir şirket kurmuş, bu şirketten Türkiye’de Genel Müdür olduğu şirkete (sıfır gümrüklü, yani vergisiz) et satmış. İthalat evrakının hem gönderici tarafında hem de alıcı tarafında bu Mücahit müdürün imzası varmış!..
Bak bak!..

Allahtan Mücahit müdür kendisini savunarak aklanmış ve işinin başında kalmış!
Peki, Mücahit müdür kendisini nasıl savunarak kurumun başında kalmaya devam etmiş?
“Evet Macaristan’daki et ticareti yapan bir şirkete ortağım ama inanınız ki oradan ESK’ya hiç et satmadım!”


Başka sorusu olan var mı?

BOKS

Seyirci her türlü maçı izler ama maçın hileyle alınmasından hoşlanmaz.

Ringde elleri kolları bağlanmış bir boksöre vurdukça, onun elini kolunu bağlayanlardan ve hatta ayarlanmış masa hakemlerinden bonkör puanlar alabilirsiniz.
Maçı nasıl da kazanıyorum diye kendinizi kandırabilirsiniz ama seyirci bunu yemez!
Bu seyirci bu ringlerde, böyle maçları defalarca izledi!

PARMAK YALARKEN KOVANI GÖTÜRMEK…


Ne oldu da böyle oldu diye merak edenler dikkatlice okusun!

Rakamlar dudak uçuklatıcı!
Ben gözlerimle görmedim ama ortalıkta, sakızcı babanın götürdüğü “Milyar dolarlar” düzeyinde paralardan söz ediliyor!..

Sözüm meclisten dışarı, hatta benzetmek gibi olmasın; mafya aleminde en büyük suç “çalandan çalmaktır!”
Mafya lideri, kendisini çalan elemanını yakalayıp kafasını koparmadan önce: “Heey dostum, biz senin parmağını yalamana hep göz yumduk ha!.. Koskoca kovanımızı götürmek racona sığar mı?” diye diskur çeker!..
Bizim filmimizde, elemanın elhak, kovanı götürdüğü ve kendini koruyacak “shild”in yeterince güçlü olmadığı anlaşılmıştır.
Sebep bu kadar basittir!

PERŞEMBENİN GELİŞİ…

Her ne kadar ortalarda  “muhalifiz” diye geziniyorsa da, Kılıçdaroğlu, butlan koltuğu kendisine ihsan edilir edilmez Bahçeli’nin ağır yükünü hafifletmek için ona destek verdi. İktidarın boşta kalan koltuk altına giriverdi.

Bunun sağlamasını yapmak için son üç belediye meclisi seçiminde Kılıçdaroğlu cephesinde olanların aldıkları pozisyona bakmak yeterli olacaktır.
Belli ki aynı duruş, -ihtimal- İBB’ye yönelik tasallutta da benzer şekilde tekrarlanacak!
Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli değil mi?

MAHKEME

 

NEREDEEN NEREYEE!

Tayyip Erdoğan, “Ekrem İmamoğlu örgütünü” kast ederek, “İstanbul’un kaynaklarının nasıl yağmalandığı ortaya dökülüyor. Yurt dışına uzanan ahtapotun kolları bir bir deşifre oluyor” demişti.

Ardından bu benzetme, iddianamede de aynı şekilde yerini aldı ve örgüt yapısının “tıpkı bir ahtapotun kolları gibi il geneline yayıldığı” iddia edildi.

Gelgelelim son düzlükte, savcı gereken delilleri ortaya koyamamış olacak ki, yargı “Örgüt yoktur!” noktasına geldi. Örgüt yargılaması çöktü!
Yani ahtapotun kolları boşa çıktı!..
“Belediyelere yapılan operasyonlara bakınca aslında ahtapotun kollarının halkın iradesini ve seçim sandığını nasıl sardığı herkes tarafından net bir şekilde görülmüş oldu.”
Neredeen nereyee!