Vekalet Sevaşçıları

Ekonomi tıkırında!

İş Bankası

İş Bankası’nın hikayesini daha önce uzunca anlatmıştık.
Özetle Bankayı, Atatürk kendi parasını da katarak kurdurmuştu. İlk genel müdürü olması için de Celal Bayar’a rica etmiş, vasiyetinde kendi hissesine düşen yıllık karın, Türk Dil Kurumuna ve Türk Tarih Kurumuna  aktarılmasını ve bu aktarımın düzenli yapılmasını CHP’nin belirleyeceği  2 yönetim kurulu üyesi tarafından denetlenmesini istemişti.
Özetle hisseler ya da kar CHP’nin olmadığı gibi CHP’nin kasasına tek kuruşun aktarılmadığı bir işlemdi bu..

Peki iktidar yandaşları buna rağmen neden “CHP’nin mamasını keseceğiz” sloganlarıyla ve  bu kadar şevkle bu bankayı, kendi yarattıkları, Başında bizzat Tayyip Erdoğan’ın kendi kendisinin atamasını yaparak bulunduğu, yönetimini fiilen Berat Albayrak’ın yürüttüğü Varlık Fonu isimli kuruluşa aktarmak istiyor?

Bunun tek cevabı var. Acil nakit lazım.
İş Bankasının 6 Milyar liranın üzerinde yıllık karı var.
Ayrıca İş bankası’na ait iştah kabartıcı nakit dışı varlığı, gayrimenkulleri, hanları hamamları da yabana atmamak gerekir. İştirakleri ile birlikte 20 Milyar dolara yakın bir değeri var.

Değerli Ekonomi yazarı Ege Cansen üstadın ‘Son Söz’ klişesini bu günlük ödünç alalım.
Acil nakit ihtiyacı gelmiş cihane, CHP’nin hissesi bahane..

4. Nesil Tv tartışmaları

Hop Amerika Hop Rusya Hop Amerika

Denizciler bilir..
Denizde en sıkıntılı işlerden biri geminin dümeninin kitlenmesidir.
Çünkü koskoca gemi dümen kitlenince kafasına göre gitmeye başlar.
Kitlenen dümen sancağa yatmış da öyle kitlenmişse, gemi sağ istikamette yani saat yönünde bir daire çizmeye başlar.
Yok iskeleye yatmış ise bu sefer saat yönünün tersine bir daire çizmeye başlar.
Gemideki teknik personel kitlenmeyi çözene kadar dön baba dönelim döner durur koskoca gemi.
Dümen düz kitlenmişse gemi dümdüz gider. Siz onu yolunda gidiyor sanırsınız.

Bu olay, açık denizde, okyanusta filan meydana gelirse fazla sıkıntı çıkarmaz.. En fazla demir atılır. Gemi sabitlenir. Sonra sorun çözülene kadar aynı noktada beklenir. Ama olay İstanbul boğazı veya  etrafta adalar kayalıklar ya da yoğun gemi trafiği bulunan noktalarda meydana gelirse yandı gülüm keten helva.

Geminin dümeni nasıl kilitlenirse kilitlensin gemi artık kontrol dışındadır.
Bir dalga vurur gemi sağa yönlenir, başka bir dalga vurur gemi sola yönlenir.
Bazıları;
“Aaa bu gemi bizim gittiğimiz yöne yönlendi o halde bu da bizim yoldaşımız!” diye yorumlar.. Ama ilk büyük dalgada koca gemi onun üstüne gelir ya da bambaşka bir yöne doğru savrulur.. Bunu diyenler dedikleriyle kalakalır..
Kim bunar diye soracaksınız?
Onlar kendilerini bilir..
Demek ki neymiş?
Rotasının bambaşka bir noktaya yönlenmiş olduğunu bildiğiniz bir gemi, durduk yerde sizin yolunuza girdiyse “Lay lay lom!” demeden önce dümene bakacaksınız.
Dümen kilitlenmiş mi, kilitlenmemiş mi?

Yansın Suriye Yıkılsın İdlib

Allah Rızası

FEKÖ’nün Siyasi Ayağı..

gazeteci

Mühim Hatıralarım 3

 

SEVGİLİ GÜNLÜK..

Bu çığ meselesi mühim! Kırıkkale mitinginde, bir yandan kayıp sayısını promptırdan izlerken “çığ olsun, heyelan olsun bunlar memleketimize tehditlerdir.” diye bir laf ettim.. Bu sefer muhaliflerden değil bizim eski mahalleden, Alim-i küll’den bir tenkit geldi. Neymiş efendim, “Bu hadiseler yüce rabbimin eseri olduğuna göre yüce rabbin inayeti de mi ‘dış tehdit’ kapsamına alındı?”

Bunlara ulema demeye de bin şahit ister.

Şimdi aslında mesele, o esnada promterda yazılı konular dışında mecburen irticalen konuşmaktan kaynaklanıyor. Bu promptıra yıllar içerisinde çok fena muptela oldum.. Hazıra alıştım bir nevi. Neredeyse yüksek belagat yeteneğimi kaybettirdi bana..

Geçen akşam yemekte hanım: “günün nasıl geçti?” diye sordu. Dalmışım ya, cevap vermek için sağa sola baktım, gözlerim promptır aradı..

Sonradan bu Van’daki çığ hadisesi çok canımı sıktı. Önceki sene de deprem oldu oralarda. Ha Van, ha Ahlat!.  Ahlat’ta yapılacak saraya da çığ düşebilir mi? Sarayın sağından solundan faydır, kırıktır bir şey geçiyor mu? Bunu iyi bir araştırsın çocuklar.

DUT PEKMEZİ

Geçtiğimiz hafta Ukrayna’dan dönerken uçakta bizim gazeteci çocuklar, vaktiyle Sağlık Bilimleri Üniversitesinden tarafıma fahri tıp doktorası tevdi edilmiş olması hasebiyle bu korona virüsü meselesini sordular. Tabi bizim için önemli olan konuştuğumuz mevzulardan vatandaşın bir nebze dahi olsa yararlanması.. Ben de önlem olarak dut pekmezini tavsiye ettim.  “Bizim bazı arkadaşlar sağ olsunlar ara sıra dut pekmezi gönderirler.. Ben her sabah bir kaşık dut pekmezi alırım. Çünkü kan yapar. Ağırlıklı olarak Erzurum’dan..” dedim. Vay sen misin dut pekmezi diyen.. Trent topik oldu tabi bu mevzu.. “Dut pekmezi şöyle dut pekmezi böyle.. Reis dut pekmezi dedi” filan diye..  Sonra bir duyum aldım.. Nasıl olduysa dut pekmezinin fiyatı artacak yerde düşmüş.. Bunu biraz anlayamadım!.. Hani esas branşım ekonomi olmasa hiç anlamayacağım. Hatta millet kahvehanelerinde, kek yanında dut pekmezi de dağıtılsın diye düşünmüştüm ama bu sebepten vaz geçtim.

Bütün gece aklımdan çıkmadı.. Ertesi sabah Damat’ı aradım. Madem fiyatı düşmüş enflasyon sepetine dut pekmezini de ilave edin, etinden yararlanamadık bari sütünden yararlanalım dedim. Ne dese beğenirsin.. “Babıcım, zor ayarladık zaten, neyi çıkarayım sepetten.. Matkap dübelini mi çıkarayım? At nalı çivisini mi çıkarayım?

Üstüne gitmedim yine.. Bu çocuk parti ku-ra-caak! Aha şuraya yazıyorum!

RİZE’NİN KEYİF ÇAYI..

Kim ne derse desin, bu çay fırlatma işi bana fevkalade terapik bir ferahlama sağlıyor. En son Kırıkkale’de otobüsün üstünden çay fırlattım. Daha önce müşahade etmiştim. Fırlatılan çayı havada iki vatandaş aynı anda yakalıyor. Tabi sen tuttun, ben tuttum diye çekiştirince de paket allah yapısı değil ya, ortadan ayrılıyor. Hem benim gayretim boşa gidiyor hem de netice, her iki vatandaşın da işine yaramamış oluyor. Hatta poşet bu karlı kışlı havada bazen yere düşüyor, paket ıslanıyor. İçindeki çay bir nevi demliğe girmeden Rus usulü poşette demlenmiş oluyor. Çocuklara, “buna bir çözüm bulalım” dedim. İki gün sonra İbrahim geldi. “Ben buldum!” dedi.. “Nedir?” diye sordum. “Çay paketlerini naylon poşete koyalım!” dedi. Naylon poşet konusunda dünyanın en büyük kampanyasını başlatmış bir lider olarak evvela bir miktar sinirlendim. Ters baktım!.. İbrahim kusurunu anladı. “Yani bez poşete koyabiliriz!” diye düzeltince  “Pekiyi yapın bakalım!” dedim. (Bu İbrahim’e kızıyorum ama bilakis onun gibi İngilizce lisanına vakıf olsaydım bu Birleşmiş Milletler’in tozunu attırırdım.. ayrı konu!) Hakikatten olay bir nebze de olsa işe yaradı. Çocuklar torbaları hazırlayıp üstten düğümlüyorlar. Ben de o düğümlerden tutarak sallamak suretiyle istediğim noktalara daha rahat fırlatıyorum. Bu vesileyle bileğim de bir miktar rahatladı.  Öte yandan bazı sortilerde içindeki paket parçalansa da çay torbada muhafaza olmuş oluyor. Kaza kırıma uğramıyor.  Bu Rizenin keyif çayı en çok bana keyif veriyor. Vatandaşıma afiyet şeker olsun!.. Kan yapsın, nice oylara tavil olsun.. Amin!

CEHAPE ZİHNİYETİ

Bay Kemal, partililerinin CNN Türk kanalına çıkmalarını, üyelerinin de bu kanalı izlemelerini yasaklamış. Sen dağa küsmüşsün, dağın haberi olmamış!. İşte yasakçı CeHaPe zihniyetinin yeni bir uygulaması. Konuyu ayaküstü istişare ederken “Bunlar tek parti döneminde senelerce vatandaşa tek kanal üstelik de siyah beyaz tek kanal izleten zihniyyetin devamı değil mi” diye lafımı bitirdim ki İbrahim’in kara gözlükleri ile göz göze geldim. “Ne oldu yine?” diye sertçe sordum. Fazla sert sormuş olmalıyım ki “Yok bişey!” dedi.. Ama biliyorum.. Bişey var!..

BASIN HADİSESİ

Biz bu basın camiasının angarya işlerini takip eden kurumu kendi bünyemize aldık. Şimdi bunların sarı basın kartlarını filan biz veriyoruz. Gerçi rengini şeklini filan değiştirdik ama talep konusunda değişen birşey olmadı. Bizim bu Seta’dan İsmail bir liste hazırlamıştı. O listedekilerin çoğu da vaktiyle gazetelerden şu ya da bu sebeple ki, genelde bu sebeple işten atılmış kişiler. Ama durmuyorlar ki! İnternetten, twitterdan filan bir nevi zararlı faaliyetlerine devam ediyorlar. Benim haberim yok! Bunların kartlarını iptal etmiş çocuklar. Ben “Vermeyin, bedava belediye otobüsüne de binemesin açlar!” filan da demiş değilim. Bir nümayiş yapmışlar “Kartlarımızı isteriz!” diye.. “Afbuyrun ne yapacaksınız kartı? Amacınız belli! Yarın bunları kulağından tutup içeri attığımızda vay efendim işte şu kadar gazeteci içeride diye Avrupa’ya şikayette bulunmak için!”

Be hey soruşturmacı müsvetteleri, Sizin bir gazeteci duayeniniz şöyle dememiş mi: “Gazetecilik ekmek parası için yapılacak iş değildir!” Ben de diyorum ki Gazetecilik belediye otobüsüne bedava binmek için yapılacak iş değildir. Yürüyün bakalım!