LOMBOZ 29 TEMMUZ 2022 CUMA


Ucundan azıcık
 

Brezilya’dan, Aliağa’ya söküm için getirilmesi planlanan savaş gemisinde 900 ton kanserojen ve zehirli madde olduğu iddia ediliyor. Haliyle başta bölge halkı olmak üzere çevre duyarlılığına sahip insanlar bu söküme karşı çıkıyor.
Çünkü, bilimin: “akciğer kanseri yapar, nokta!.” dediği ‘asbest’i onların çocukları soluyacak. 

Bakan Murat Kurum ise yalanlıyor.
“Gemide 900 ton degil 9 ton asbest var” diyor!..

“Gemide zehir yok!” demiyor yani. “Azıcık var!” diyor. 

“Ucundan azıcık!” diyor.

“Uçak 500 metre daha alçalsın da öyle atlayayım” diye biten ‘paraşüt eri fıkrası’ndaki gibi…

 

Bu olası felaket tartışılırken sanki ‘ilahi bir uyarı’ gibi önce Bolu’nun bir beldesinden, sonra Kırıkkale’den, içtikleri sudan zehirlenen vatandaşların trajedileri yayılıyor ortaya. 

Olay paraşüt fıkrasından “papaz fıkrasına” geçiş yapıyor.
Paraşüt fıkrasını herkes bilir. Ben doğrudan konunun geldiği papaz fıkrasını anlatayım.. 

Sel gelmiş, kilise suya batmış. Papaz kilisenin çatısındaki haça tutunmuş, su gittikçe yükseliyor. Kasabalılar önce bir lastik botla gelip ip atmışlar, sonra cankurtaran teknesi ile ardından helikopterle yardıma gelmişler.
Her seferinde yardımı reddetmiş.  “Benim ömrüm ibadetle geçti. Rabbim beni kurtarır.  Kimseye ihtiyacım yok!”

Derken bizim papaz boğulmuş. Öteki tarafa intikal etmiş! Ama sorgu salonunda kıyameti koparıyor! 

“Ömrüm ibadetle geçti. Neyi eksik yaptim? Niye beni kurtarmadınız?”

Sonunda ekranı önüne açmışlar. “Bak!” demişler.. “Sana ip atırdık tutmadın. Sana cankurtaran botu gönderdik binmedin. Sana helikopter gönderdik reddettin. Başka ne yapabilirdik ki?”

Çevreyle inatlaşmayı kesmemiz için, patlayan siyanür havuzu uyarı olmayacak ise, içtiği sudan zehirlenen bir koca beldeler uyarı olmayacak ise nasıl bir uyarı bekliyoruz?..

Atayizler buna ne diyecek?

Diyanet açıkladı: “Fiyatları tayin eden Allah’tır!”

Ortalığa saçılan ve her seferinde bir ucunun yönetenlere bağlandığına tanık olduğumuz, yüzlerce yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet, nepotizm, yağmalama, çökme konularında dişe dokunur tek bir kelam etmeyen Diyanet’in, bir soruyu yanıtlama bahanesiyle, pahalılıktan sorumlu olanları mazur gösterme şeklinde anlaşılabilecek açıklaması canı burnuna gelmiş insanları kızdırdı!

Diyanet, vazifesi icabı, kızgın insanları teskin edecek yerde onları daha da ajite edecek başka bir açıklama yaptı: ”Herkes dikkatli olsun!” 

Oysa diyebilirdi ki, “İnancımıza göre tabii ki her şey allahtandır. Dünyanın her yanını türlü çeşitli yemişlerle donatan, bizim inancımıza göre allahtır.  Ama akıl da allahtandır. Bunları adam gibi paylaşmak için aklımızı kullanmak bizim sorumluluğumuzdadır, Yönetenler akıllarını kullanacak, plan, program yapacak, pahalılığı önleyecek tedbirleri alacak! Devlet planlama teşkilatının duvarının taşını, kiremitinin kumunu allah verir ama onu inşaa eden açan kapatan yöneticilerdir!” dese sorun kalmayacak!

Sen böyle açıklamayınca “atayizler” soruyor tabi:

Fiyatları Allah tayin ediyor da, fiyat etiketlerini de Mikail mi değiştiriyor?
Haşa huzurdan, asgari ücreti de belirleyen Allah celle celaluhu mudur?

TÜİK’in, enflasyon oranlarını yarı yarıya düşük belirlemesinde Allah celle şanuhu’nun bir dahli var mıdır?
Geçen hafta 75 liraya aldığın peynirin fiyat barkodunu bu hafta 90 lira olarak basan Allah mıdır?
Yüce Allah, müslümanı sevmiyor mu ki, kafir memleketlerdeki enflasyonun, yüzde sekizin, yüzde onun üzerine çıkmasına izin vermezken müslümana bu cezayı basıyor?


Siyasal islamın ve dincilerin tarzı budur;
iyi olan her şeyi “şahsım yaptı” diye üstlenirken, zorlandıkları; içinden çıkamayacaklarını anladıkları her şeyi Allah’a havale etmektir.

Bu ülkedeki gerçek dindarları en fazla rahatsız eden de budur!..

Oysa Kur’an, 30 ayrı ayette ‘akıl’dan bahseder.
Aklını kullanamayanı “mesul” saymayan bir dinin Diyanetine bu açıklama yakışır mı?

 

 

 

Kıyas
Vatandaşın bankalara ödeyemediği mevcut borç tutarı 35 Milyar TL
Sadece demir çelik piyasasında naylon fatura ile devletin uğratıldığı belirlenen zarar 25 milyar TL.

Mesela, on binlerce kişiyi bankalara borçsuz hale getiren tutarı, birkaç uyanığın cebine yönlendiren bu sistem için de Diyanet’ten bir fetva alabilir miyiz? 

 


Mühim Hatıralarım

Layıklar mı değiller mi?
Ben ihanet içindeler!” dedim diye Serok Ahmet bana dava açacakmış?
Yahu sen bana dava açacaksın da bu hakimler bana ceza mı kesecekler sanıyorsun?
İşte ben, “sizi o makamlara bir irade getirdi, yoksa siz o makamlara layık değildiniz!” derken bunu demek istiyorum!
Git, posta ve harç masrafı 750 TL yatır, bana dava aç! Paran da boşa gitsin!
“Batıyor!” diye feveran ettiğin maliye kar etsin!..
Siz busunuz işte!

 

Ali’nin fetvası yanlış olmuş!

Bizim Ali, bir fetva yayınlatmış. Peki ne demiş?
“Fiyatları tayin eden Allah’tır!” demiş!


Ortalık yıkılıyor! 

Yok; Çorum gibi bir nohut leblebi diyarına sahip ülkede taa Meksika’dan nohut ithal eder hale gelmişiz de, kırmızı mercimeği Arjantin’den, yeşil mercimeği Kanada’dan, kuru fasulyeyi bilmem nereden getiriyormuşuz da, e tabi ki dolar artınca, dolarla alınan bu hububatın fiyatı artıyormuş! Bunun nesini Allah tayin ediyormuş?

Bence Ali’nin hatası şu: fiyatları diyeceğine “doların fiyatını tayin eden yüce Allahtır!” deseydi mesele daha net anlaşılır, zannımca bu tartışmaların hiç biri de olmazdı!

Ama adam bizim gibi ekonomist değil, ilahiyatçı!

O kadar hesap yapabiliyor!

 

Bay Kemal de gitti?

Öyle bir şey oldu ki, işi ancak bugün uyandım!

Ben şimdi Bay Kemal dedikçe bunun reklamını yapar hale gelmiş oluyorum!

Çünkü adam bizzat kendisi kendisine de, iyi bir şeymiş gibi  “Bay Kemal!” diyor!

Bay Kemal olabilmenin meziyyetlerinden söz ediyor!

Haydaa, atilla mayda!
E, bu saatten sonra onun ne maksatla söylenmiş olduğunu anlatamazsın!

Keşke ‘Bay Kemal’ yerine daha farklı birşey bulsaydım, misal Çürük Kemal vs. gibi.. ve üstüne geçiremeseydi!

Artık geçmiş olsun! 
Rabia hareketini nasıl bıraktıysam bunu da bırakırım!

 

Artık maden de bulamıyoruz!

Bu hafta, memleket sathında, bir yerlerde bir şey bulunmadı! 
Hayırdır dedim!
Fatih’i aradım.. Bizim Enerji ve tabii kaynaklar şeysi..
Biraz da iyi tarafımdan kalkmışım, şaka kabilinden: 

“Seçime ne kaldı Fatih? Bari jelibon bulsaydınız, razıydık!” dedim!
Ne dese beğenirsiniz?

“Efendim, Melih Bey’e ulaşamıyorum.. Ben de tam yerini öğrenip, civarında derin sondaj operasyonu düşünüyordum. Yatay rezerv olabilir!”

Aslında yanımda yöremde, kol mesafemde olsa, buna tepkim farklı olurdu da, sakince, “Bak Fatih!” dedim.. “Ne ben sana bu sabah bu soruyu sordum, ne de sen bu cevabı verdin!.. Aramızda kalsın!” deyip telefonu çarptım!

Hayır, jelibon üzerinden daha bir hafta geçmedi.
Siyasi bünye bir tanesini daha kaldırmaz!

 

LOMBOZ 15 TEMMUZ 2022

Yeni hükümetin başarısız olma şansı yok!

Bir çok aklı başında insan şu korkuyu dile getiriyor!

“AKP öyle bir enkaz devrediyor ki, yeni gelecek hükümet bu ağır tablonun altından uzun süre kalkamaz!”

Halbuki böyle bir endişenin pek bir anlamı yok!

Neden yok?

Hani Bakan Nebati’nin de bizzat, “Dipteyiz, bundan daha dip yok!” şeklinde itiraf ederek tescillediği gibi gerçekten de daha dip yok!
Hem de hiçbir alanda, hiçbir kurumda, hiçbir konuda daha dip yok!


Denizaltı, burun üstü dibe dayanmış, kaptan motoru, ısrarla aynı yönde zorlamaya devam ediyor!

Tam tersine, yirmi yıllık AKP hükümeti, yerine gelecek hükümete çok büyük bir kıyağı var!

Öyle bir yıkım devrediyor ki, kimsenin, bu hükümetten sonra iktidar olup ülkeyi bundan daha kötü hale getirme imkanı kalmadı!
Sadece dibi zorlayan motoru durdurmak bile yavaşça yüzeye çıkmayı sağlayacak!


Yangından mal..

Resmi Gazete’de başta Beykoz olmak üzere birçok bölgenin, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile “Doğal Sit Alanı” statüsünden “Kesin korunacak hassas alan” statüsüne çevrildiği ilan ediliyor.
Malum medya bu kararları, falan feşmekan yer, “Kesin korunacak hassas alan” statüsüne çevrildi, aman da ne güzel oldu kabilinden, olumlayarak haberleştiriyor..

Halbuki, ‘doğal sit alanı’na çivi bile çakılamaz!
Ama bu alan, ‘kesin korunacak hassas alan’a çevrildiğinde üzerine turistik otel yapılabilir hale geliyor!
Bilenler bilmeyenlere anlatsın!..

Yeni bir diyet formülü: Düşünmek!

Beyninizi zorlamazsanız, beyniniz düşünmeyi bırakır.

Düşünmek ne demek?

Düşünmek: fiziksel olarak beynin, yeni nöron ağları oluşturması yani veriler, bilgiler yüklemesi ve bu verileri kullanması olayı!..  

Böylece beyin; kıyaslamalar, hesaplar yapma, öngörülerde bulunma ve en hızlı yoldan çözümler üretme yeteneği kazanır.

… 

Şaşıracaksınız ama, beynin bu en önemli fonksiyonunun önündeki bir numaralı engel yine kendisidir!
Nasıl mı?

Çünkü vücutta en fazla enerjiyi beyin harcar.

Ve sıkı durun, canlı organizmaların, hayatta kalabilmek evrim ile kazandığı en önemli yetenek enerjiyi ekonomik kullanma eğilimidir.

Beyin, enerjiyi ekonomik kullanmak için ne yapar?
Kendi kendisini tembellik eğilimine sokar. 

Beynin veri yüklenen, yeni bilgiler kaydedilen bölümü merak edip öğrenme arzusu, hesap kitap yapma, öngörülerde bulunma isteği ile yanıp tutuşurken bir diğer bölümü “halt yeme otur!” deyip durur! Bu atak beyin bölümüne enerjiyi ekonomik kullanması için baskı yapar!

“Düşünme! Bizim yerimize başkası düşünsün en pratik yoldan ne yapacağımızı söylesin, biz de yapalım!”  kafasındadır!

Merak ve öğrenme olmadığı sürece, beynin bu enerji kısıtlama takıntılı muhafazakar bölümü galip gelir ve “düşünme tembelliği” dediğimiz hastalık beyni sarar!

Sonra ne olur?

‘Biatçılar’ da; 

‘evet efendim sepet efendim’ciler’ de; 

‘siz ne derseniz odur’cular da; 

‘şeyh bilir. şıh bilir’ciler de bu ‘düşünme tembelliği’ hastalığı ile muzdarip kişiler arasından çıkar… 

O halde, sürekli merak etmenin, öğrenmenin, dolayısıyla bu yeni verileri sentez ederek düşünmenin iki önemli yararı vardır.
Bizi biattan, kölelikten korur. Özgürleştirirken bonus olarak da kilo vermenize yardımcı olur.
Daha ne olsun?

Beyninizi siz zorlamazsanız, sizin yerinize kimse zorlayamaz!


Yalandan kim ölmüş?

-Dünyada ishal nedeniyle ölen insan sayısı, trafik kazalarında ölen insan sayısından çok daha fazladır.

-Dünyada yılan sokmasından ölen insan sayısının, su aygırı saldırısı ile ölen insan sayısının yanında esamesi bile okunmaz!

-Dünyada içki yüzünden işlenen cinayet sayısının, siyasal dincilik nedeniyle işlenen cinayet sayısının yanında sözü bile edilmez.

GLOBAL YORUMCULUK

Oldum olası hep söylerim.

Şu naçizane bir şeyler yazma, çizme hikayesine baştan başlayacak olsam tereddütsüz ‘spor yazarı’ olmayı hedeflerdim.

Magazin yazarlığı da emsalsizdir ama spor yazarlığı daha namütenahi!..

Maç oynanır, sen de yazarsın!
Fıstık gibi!

Otur maçını seyret..

Sonra da sınırsız varyasyon üreterek döktür!.. 

“Ahmet’i sola çekseydi, Ali’yi oyundan alsaydı, kaleye Bekir’i koysaydı… 

Sonuç böyle mi olurdu?”

Maçtan önce söylesene bunu!

Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek araştırmacı, geliştirmeci spor yazarlarını ve ‘Mahallenin En Şık Abileri’ gibi ismi bile efsane kitaplar yazan, ışıklar içinde uyusun, Hakan Dilek gibi müstesna -spor da yazan-  yazarları ayrı tutuyorum tabii..

Neden girdik bu konuya?

Dolaşımı yüksek yazılara sahip, okuyanı çok, ulusal ya da uluslararası bazı küresel siyasi değerlendirmecileri de hep bu sözünü ettiğim türden “izle-yaz” tipi spor yazarlarına benzetirim..

Onların mekanizması da aynı kaideye riayeten çalışır!

Maç oynanmış, her şey olup bitmiş, goller atılmış, goller yenmiş, hakem düdüğü çalmış, abiler oturduğu yerden yorumluyor!..

Çin öyle yaptı, Amerika böyle yaptı!..11 Eylül’de şöyle oldu, 12 Eylül’de böyle oldu.. Ne kadar karmaşık ve anlaşılmaz yazarsan o kadar değerli olursun!

Oysa ‘Komplo teoricileri’ni bile bunların çoğundan değerli bulurum!

Hiç olmazsa adamların ortaya attıklarında kreatif bir hikaye var!
Bir iddia var! Kolay iş değil!
“Dolar 3 TL’yi geçerse yüzüme tükürün!” diye seansı açan Jöleli bile bu sallamacı yazarlardan daha Yiğit’tir!

Mesela ne diyor?
“Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı seçilirse beni Taksim Meydanında halledin!”
diyor.
Öyle bedava yok!

Sadece elini değil, şeyini de taşın altına koyuyor?

Bundan daha ağır iddia olur mu?

Bu, dünyadaki her şeyi bilen ve analiz edebilen, ama mesela Rusya’nın Ukrayna’ya saldıracağını saldırdıktan bir hafta sonra tahmin edebilen, ağır siyasal yorumcu uluslararası abilere, Rıdvan Dilmen’in literatüre geçmiş olay cümlesini hatırlatmayı görev addederim!..
Ne diyor ekranda Şeytan: “Biz öyle keli görünce Altan oyuna girmeli demiyoruz…!”

İlaç zammından korunma 

İlaca, Resmi Gazete’de yayınlanan kararname ile yüzde 25 zam geldi ya, şimdi Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’dan şöyle bir açıklama bekliyorum. “ilaç zammından korunmanın tek yolu eczacıya yakalanmamak!”

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

LOMBOZ 8 TEMMUZ 2022

Vatandaş köpek balığına neden paspasla saldırdı?

Okul tatile girmiş.
Çocuklar ‘eski abdestle’ “tatil, tatil!” deyip duruyor!. 

Halden anlayan yok. 

Direnmek imkansız! 

Aile birliği bozuldu, bozulacak!..

Devamını Oku

LOMBOZ 1 TEMMUZ 2022 CUMA

Jelibon ve Gülnaz Şırınga

Olayı biliyorsunuzdur ama bilmeyenler için özetleyelim!
Hani seçime doğru hep maden rezervleri bulunur ya!
Ülkemizin “en manyak” ama en kafa ekonomisti, Murat Muratoğlu “İktidar erken seçime gidiyor” sinyalini bir espri ile vermek için, twitter hesabından “6 Milyar dolarlık jelibon rezervi bulundu” diye bir makara yapmış!

Melih Gökçek de, allahı var, jelibonun ne demek olduğunu bilmediğini söylese de bu makarayı, “Gülnaz Şırınga” olayında olduğu gibi gerçek sanmış! Ya da yüreğinde, şelale gibi akan “allaam allaam lütfen gerçek olsun!” arzusuna yenik düşmüş!

Şimdi, Fatih Atik’in konuğu olduğu, televizyon programında geçen şu diyaloğu önce bir okuyun!

Devamını Oku

LOMBOZ 24 Haziran 2022


MÜHİM HATIRALARIM

Nankör bunlar..

Sevgili günlük!
Bi süredir yazamadım..
Şu oyuncak hırsızları ile başlayayım!

Şu işsizliğin ayyuka çıktığı, insanların, “iş, iş!” diye inim inim inlediği güzelim memlekette,
koskoca Saray’da iş bulmuşsun, Reyiz’inin oyuncaklarını çalıyorsun!
Yani yüce rabbim inandırsın ‘şaşırma olayının’ dibinin dibini yaşıyorum.
(Şimdi çayları da saydırıyorum!)

Hayır, ne istediniz de vermedik?
Madem böyle böyle hususiyetleriniz, maharetleriniz var, gelin bir konuşun diy’mi?
Bir bakalım, edelim!  Önümüz seçim süreci.
Olmadı uygun bi yerde değerlendirelim.
Sadece nankör de değil, beyinsiz bunlar! 


Biden’in bisiklet vakası

Biden bisikletten düştü.
Gayri ihtiyari bir an güldük!

Lakin biz şimdi Biden’e oradan yürüyecek degiliz.
Hatta arayıp bir “geçmiş olsun” da deriz. Ama adam telefonunu açmıyor bilader!

Ben de vaktiyle attan düşmüştüm.
Büyük devlet adamlarının hususiyeti budur.
Bisikletten düşer, attan düşer, merdivenden düşer…
Haddizatında bunlar mühim şeyler değil.
Yeter ki yüce rabbim iktidardan düşürmesin.. Amin!


Kendi maaşıma kendim zam yaptım!
Hayat pahalı!..
Tamam!
Ama allaha bin şükür, şahsım olarak markete gitmek gibi bir mesaim yok.
Hani o sepeti abur cubur doldurduğum ve o zaman bin küsür lira tutan bir seferlik şey dışında başka gitmişliğim de yok!
Ama benim maaşın da zamanlanması lazım.
Nasıl olacak? Şimdi yeniden gidip o aynı abur cuburu almak durumu hasıl olsa kimbilir kaç bin tutacak!..
Geçtim masanın karşısına, “Böyle böyle, benim halen 100 bin küsür TL olan maaşımın yüzde 40 arttırmak suretiyle 140 bin küsüre yükseltilmesini, yüce makamınızdan arz ederim.”
Verdim dilekçeyi!
Geçtim masamın kendi oturduğum tarafına.
Çaktım imzayı, bastım ‘olur’ mührünü. Bitti gitti!

İşte örnek olarak söylüyorum.
Bize özgü yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminde her şey bu kadar pratik.
Eski sistem olsa bekle de bekle!

Yok parlamento komisyonu kurulacak, yok meclis onaylayacak, yok parlamento hesap komisyonu itiraz edecek..
Yahu alt tarafı 40 bin lira zam!
Yok öyle şey!

 

Yangını da ben mi söndüreyim!

Marmaris yine yanıyor!
Alışkanlık haline geldi!

Gittim yukarıdan tespit yaptım..
Pilota tembih ettim.. “Fazla alçalma, Rüzgar sert mazallah bu rüzgar yangını bize bile sıçratır!.. Şöyle bir uzaktan görelim yeter!.”

Ardından uydu televizyonu açtım..
Bay Kemal de bölgeye gitmiş saçmalıyor!
“Yangının söndürülememesinin sebebi benmişim ama kabahati rüzgara atacakmışım!”


Direk pilottan huylandım!
Bu nasıl bişey arkadaş yaa!
Çaktırmadan notumu aldım..
Havaalanına iner inmez kovuyoruz bunu!

 

—–
—-

Altay Tankı
Geçen Hafta bu köşede, “Yerli milli Altay Tankı ne oldu?
2019 yılı sonunda sahaya çıkacak yerli milli tankımız neden 2023 sonrasına kaldı?” diye sormuştuk!

TBMM, KİT Komisyonu Üyesi, Milli savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Dere konuyla ilgili bir açıklama yaptı ki evlere şenlik!
Muhsin Dere diyor ki: “Almanlar prototip için verdikleri motorlu güç grubu ve transmisyon sistemini, seri üretime geçme aşamasına geldiğimizde vermediler!
Vermeyince n’apacaksın? Kendimiz yapmak için çalışma başlattık!..
Savunma Sanayi Başkanımız da Kore’den motorlu güç grubu ve transmisyon sistemi almak için uğraşıyor!
Dolayısıyla elimizde motor ve transmisyon yok şu anda..
Tank niye yok’un cevabı budur!” 

Buyrun buradan yakın!
Muhsin kardeş! Hani bu tanklar “yerli ve milli” değil miydi?
Motor grubunda ve transmisyon sisteminde dışa bağımlıyız, palet fabrikasını da Katarlılara sattık!..
Çok pardon ama bu durumda tankın sadece adını ‘Altay’ koyup, kaportasını yaparak yerli milli tank mı üretmiş oluyoruz?
Sadece kaporta üretiyorsak, bu kadar tantana neyin nesiydi?
Az bi koltuk çıksanız, Gülsan Sanayide, tank gibi vosvoslar yapan bizim vosvoscu Ümit Usta, çok daha ehven maliyetlerle hallederdi bu işi!..

Vatandaş isyan etmiş!

Çanakkale köprüsünden geçen ambulanslardan bile para alınıyormuş.
Bu nedenle ambulanslar hastasıyla beraber köprüden 8 dakika sürecek yolu feribot ile 35 dakikada geçmek zorunda kalıyorlarmış.
Vatandaş “Yazıklar olsun bize! Ambulanstan para alınır mı?” diye feryat ediyor!

Daha bu ne ki?
AKP’yi iktidara bir dönem daha getirelim, köprünün üzerinden geçerken arkadan esen rüzgarın parasını bile bilete eklemezlerse ben bişey bilmiyorum!

 


Doğum günü üzerine..

Yaşıyor olmaktan memnunsanız, sağlığınız çok iyi ya da biraz daha az iyi, “herşeye rağmen, nefes almak çok güzel!” diyebiliyorsanız, yani yaşamakla ilgili bir sorununuz yoksa ‘hayata karşı çok şanslısınız’ demektir.

Evrim, gidenlere karşın var olmaya: “Hayatta kalma başarısı” der…
Yani hayattaysanız, başarılısınız..
Gerisini boşverin!


Maradona ile aynı günlerde dünyaya geldik!
Michael Jackson ile de, dünyanın ayrı yarım kürelerinde, yine aynı günlerde annelerimizin memelerine saldırmaya başladık!

Her ikisini de birkaç metre mesafeden canlı canlı görmek büyük ayrıcalıktı.
Hele, Michael Jackson’ı, onunla aynı yaşta bir çocukken, “Jackson Five Brothers” isimli kardeşler grubunun en küçüğü olarak, Sinop Amerikan üssünde, -babamın Üs’de yönetici olmasını istismar eden fırlamalık avantajı ile- bir masa öteden dinlediğimde, bu küçük dev henüz Amerika’da yeni yeni tanınıyordu.
O kadar şanslı, ünlü ve başarılı olacağını elbette ben dahil o ‘snackbar’daki kimse tahmin edemezdi..

Uzatmayayım, 

Bu benimle aynı günlerde dünyaya gelmiş iki devin biri 3 yıldır, diğeri 13 yıldır aramızda değil. 

Oysa ben, en azından bu gün burada, karşınızdayım ve hala en sevdiğim işi yapıyorum! Yazıyorum, çiziyorum!

Bu iki yaşdaşım, benden daha mutlu oldular mı bilemem!
Kuşkusuz benden çok daha zengin, çok daha zirvelerde yaşadılar. 

Ama, bu günden bakarsak benden çok daha şanssız oldukları kesin.

Eminim, bir imkan olsaydı, bugün benimle yer değiştirmek için bütün servetlerini ve şöhretlerini, “Hayatta kalma başarısını”  göstererek kürsüye çıkan, ben kulunuza tereddütsüz verirlerdi. Hem de sıfırdan başlamayı göze alarak!

Yaşınızın önemi yok!

Yaşıyor olmanın değerini bilin!

LOMBOZ 16 Haziran 2022

Pornografik tepki mi?

Bundan daha şeffaf, adeta tülden kombinezon giymiş, her şeyi gözüken bir iktidar olabilir mi?

Şunu demek istiyorum!


Sadat: “Evet, terörist, sabotajcı, suikastçi eğitimi veriyorum ama bunu gizli yapmıyorum. Web sitemde her şey yazılı. Devletin haberi var! Her şey açık!” demiyor mu?


Ya da; kendi şirketinin hijyen ürünlerini kendi bakanlığına üstelik de daha yüksek fiyatla satan Ticaret Bakanı, “Ne var bunda, Bakanlık başkasından alacağına benim şirketimden alıyor! Faturalar ortada. Her şey açık açık!” demiyor mu?

…  Devamını Oku

ASARCIK’TA BİR ÇOCUK ŞENLİĞİ

ASARCIK’TA BİR ÇOCUK ŞENLİĞİ

 

“Bu günü ölene kadar unutmayacağım!”
Çocuklar açısından günü özetleyen bu kelimeler, eğlenceye katılan çocuklardan birinin dudaklarından döküldü…

Samsun Çocuk Ķoruma Platformu ve SAMVOS üyelerinin katılımı ile, Asarcık Kaymakamı Fatma Gül NAYMAN önderliğinde, Samsun’un Asarcık İlçesinde, çocukların doyasıya eğlendiği bir şenlik günündeydik.

Samsun Çocuk Koruma Platformu, Pandemi öncesi 600 kişilik bir platform idi.
Bu yapıda yer alan PDRciler, psikologlar, sanatçılar ve İlçe’deki çocukların sınıf öğretmenleri eşliğinde, çeşitli oyunlar oynandı, sahne gösterileri izlendi, isteyen çocuklar yüzlerini boyatırken, isteyen çocuklarla kent içinde vosvos turu yapıldı.

Yağmur beklenirken, çocukların şansına pırıl pırıl bir günde, İlçenin konferans ve tiyatro merkezinde ve bahçesinde gerçekleştirilen şenlikte, okullardan, öğretmenleri ile birlikte gelen 300 civarında çocuk, dönem sonu eğlenceli bir gün geçirdi.
Devamını Oku

LOMBOZ 10 Haziran 2022


Pahalılık, Enflasyon ve Hollandalı kız!

Tam yılını hatırlamıyorum. 

Kızım, 7’nci ya da 8’inci sınıftaydı.. 

Okullararası misafir değişim programı gibi bir proje çerçevesinde Hollanda’dan bir kız çocuğu evimize misafir geldi…

Kız sempatik, sıcak, canayakın ama Flemenkçe dışında dil bilmiyor. 

Tamam, biz Hollanda ile komşu ülke değiliz, Türkçe bir kelime bilmemesi normal de, tek kelime İngilizce ya da Almanca da bilmiyor!..

E, bizde de Flemenkçe nanay!..
Kızımda ve bende İngilizce var, eşim ise Hollandalı kız ile aynı durumda! ‘Only Turkish!..’ Çerkezce dersen konuşuyor anlıyor ama gerisi onda da yok!..  Devamını Oku

LOMBOZ 5 Haziran 2022

 

Dr. Fahrettin Koca Twitter hesabından bildiriyor!

Tweet’inde ne yazdı Bakan Doktor Fahrettin Koca?
“Almanya’da, beyin ölümü gerçekleştiği söylenerek hastaneden evine gönderilen, fakat göz işaretleriyle iletişim kurabilen vatandaşımız Osman Bey, az önce uçakla Ankara’ya getirildi. 59 yaşındaki hastaya, Cumhurbaşkanımızın olaydan haberdar olmasıyla “evi”, yani ülkesi sahip çıktı!
Devamını Oku

Lomboz 3 Haziran 2022

 

Yogacılar neden kovuldu?

Türkiye’nin her yerinden ses veren binlerce kadın, parklarda yoga yapmaya çıkınca Eskişehir’deki yoga yasakçıları tornistan yaptı!..

Parkın sahibi olarak gözüken vakfın yöneticisi, eski AKP Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, tepkinin büyüdüğünü görünce alelacele devreye girdi: “arkadaş yanlışlıkla yapmış, özür dileriz.. Buyrun istediğiniz kadar yoga da yapın, çimlere de basın!” diye açıklamada bulunmak zorunda kaldı.

Devamını Oku