AGAM BİZLE EYLENİR!..

Bir yandan yeni “Nüfus Vizyonu” raporunda, doğurganlığı arttırıcı önlemler ortaya konulurken, yeni öğretim yılında okul kantinlerinde bir tost ve ayranın toplam fiyatı 130 TL olarak açıklandı.
“Her haneye en az 3 çocuk” vizyonuna göre haneye sağlanan çocukların üçü de okula yürüyerek gitse, kalem, defter, kitap, ayakkabı, önlük; hiç bir masraf yapmadan, kantinciler odasının -insaflı olmaya çalışarak- açıkladığı fiyatlarla her gün sadece bir tost ve bir ayran tüketse, babalarının asgari ücretinin dörtte biri gidiyor.
Başka hesap yapmaya gerek var mı?

ATI ÇALAN…

“Sadece atı alan değil, atı çalan da Üsküdar’ı geçer!”
Geçer ama Üsküdar’ı geçmekle yol bitmiyor.
Bunun Ümraniye’si var, Maltepesi var, Kartal’ı, Pendik’i var.
Hadi onları da geçtiniz, Bunun Adapazarı var, Bursa’sı var, Eskişehiri var, Ankara’sı Bunun Anadolu’su var, Trakya’sı var!..
Diyelim ki çalıntı atla yol gitme konusunda çok yeteneklisiniz.
Bu kez de zaman sınırı var!
Bugün olmadı yarını var!..

 

ET ALMA ARTİS!..

Müjdeler olsun!  Avrupa Birliğine tersinden girdik. Avrupa ülkeleri içinde eti en pahalı tüketen ülke haline geldik. Sadece Almanya değil artık bütün Avrupa bizi kıskanıyor!..

“Et yemiyor olamayacaklarını göre Türkler bu parayı nereden buluyor?” diye…

O TOP KENDİNİ BİLİYOR!..

Voleybolcu kızlarımız, bu sporun kadim şampiyonu İtalya’yı da yenerek 2026 Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonasını, şampiyonluk kupasını alarak tamamladı. 2023 yılında yapılan bir önceki  şampiyonanın da şampiyonu olması yanında, son on yıldır bütün uluslarası organizasyonlarda en az yarı final oynaması, kiminde şampiyon olması bu başarının tesadüf olmadığını kanıtlıyor.
Son bir kaç yıla kadar ısrarla görülmemeye çalışılsa da artık gündemin ortasına kanırta kanırta oturan voleybolcu kızlarımızı bir kez daha kutluyor, emeklerine saygılarımızı sunuyoruz.

BILDIR ÖDEDİĞİNİZ VERGİLER…

Dünyada vatandaşından en fazla vergi toplayan devletlerinden birine, belki de ilk sıradakine sahibiz. ‘Yap-işlet-devret’ler de dahil her büyük yatırım, her havaalanı, her köprü, her yol  bizim vergilerimizle yapılıyor. Yapan muteahhitin istikhakkını da, yaptıran Cumhurreisinin maaşını da biz, bizzat cebimizden ödüyoruz. Onarımını, yenilemesini, bakımını, boyasını, badanasını biz karşılıyoruz! Sonra bize diyorlar ki, yetmez! Bir de bunlari kullanırken para vereceksiniz!

Hem top benim, hem bahçe benim, hem formaları, kramponları ben almışım, gelmişler bana “sen top oynamak için para vereceksin!” diyorlar.

“Yok yaa! Ananın akıllı oğlu sen misin?” derlerdi bizim çocukluğumuzda!..

Anayasa’dan önce, parası neyse verelim de, vergi dairelerindeki şu “Ödediğiniz vergiler size yol, su, elektrik olarak geri dönecekti!..” yazısını kaldırın!..

KOMİK Mİ? KOMİK!

Mesela en yakın örnek, çökmüş tarımımızdan gidelim!
Küspe bulamadıklarından şikayet eden köylülere “O zaman küspe ekin, teşvik verelim!” diyen önceki tarım bakanının bu absürt mizahı ile; ancak incir fidanını plastik saksısı ile dikmeye çalışan şimdiki tarım bakanının ortaya koyduğu durum komedisi yarışabilirdi.
Sen kimsin ki yazarak, çizerek, sahnede stand-up yaparak yapay bir şekilde bu üstadlarla aşık atmaya çalışıyorsun?

Açıkça: “Siz bırakın bu işleri, bu ülkede mizah yapılacaksa onu da biz yaparız!” diyorlar…
Gerçekten de yapıyorlar!

USANDIK!

Acaba Üsküdar Belediye Başkanı tutuklandıktan sonra yerine yapılan vekil seçme sürecinde yaşanan en hafif tabiri ile “ayak oyunlarının” binde birini bir pazaryerinde, bir pazarcı diğer pazarcıya yapsa, o ayak oyuncu pazarcı,  o mekana bir daha girebilir miydi?
Pazarcıların hepsi o ayak oyuncunun yüzüne tükürüp onunla ahbaplığı kesmez miydi?
O pazarcılar, “Pazaryerinde böyle şeyler normaldir!” şeklinde bir cümle kurabilirler miydi?

“Siyasette böyle şeyler normaldir!” cümlesi kadar aşağılık bir cümle tanımıyorum!..
Bakmayın, toplumun ekseriyetinin de böyle düşündüğünden eminim.
Bu toplum, bu ayak oyuncularının biletini sandıkta çok fena kesecek!
Sandığa az kaldı!

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR


“Adalet Mülkün Temelidir” sözündeki mülk,  ‘Devlet’tir.
Adalet Bakanı, Mülk adına adaletin doğru dağıtılıp dağıtılmadığını gözetleyen koltuğun nöbetçisidir.
AYM kararları uygulanmazken, AIHM sözleşmesine atılan imzanın gereği yerine getirilmezken, Silivri’de savunma hakkı gibi hukukun en temel direği balyozla kırılırken ne kadar cevval olursanız olun, yaptıklarınız adaletin etrafından dolaşmaktan öte bir anlam taşımaz.

FARELER VE İNSANLAR

Gemi daha önce kaza mı yapmış?
Gereğinden fazla mı yaşlıymış?
Zaten su mu alıyormuş?
Aslında göl taşımacılığı için yapılmış ve denize uygun mu değilmiş?
Denetim sorumlusu KKTC miymiş yoksa Türkiye miymiş? 
Bunların hepsinden daha önemli ve hepsini çöpe atan başka bir durum var;
“Kaptan, batan gemiden herkesten önce kaçmış!”

Yolcular öyle diyor!..
Yolcular “Kaptan ve personel, cankurtaran filikalarına binip herkesten önce gemiyi terketti!” diyor…
Bu doğruysa, geminin kara kutusunu aramanın ya da kaza ile ilgili herhangi bir şeyi tartışmanın hiçbir anlamı yok!

Denizcilik jargonunda ünlü bir söz vardır.
“Batan gemiyi önce fareler terkeder!”

Vah ki vah!
Bizim hayatımızı yavru vatanda da anavatanda da farelere emanet etmişler…
Gerisi hikaye!..

JELIBON DEVRİ

Mizahın altının bile ‘gerçekle’ oyulduğu bir siyasi dönem yaşıyoruz.
“Hayatı maaş alarak geçmiş bir baba-oğul olarak, Almanya’da milyonlarca Euro’luk mülk alacak parayı nereden buldunuz” sorusuna hazretin cevabına bakar mısınız!
“Türkiye’deki mülkleri satarak!..”
Peki arkadaş, Türkiye’de sat sat bitmeyen bu kallavi mülk yekûnu jelibon rezervinden mi geldi?

Tamam diyelim ki öyle! Sebep ne?
Yani yurt dışına sermaye taşıyanlara çuval dolusu küfür eden biri olarak bu Almanya’dan mülk alarak, hatta şirket kurarak sermaye aktarmanın sebebi ne?

“Oğlum Ahmet, Almanya vatandaşlığı almak istiyor da ondan!”
Öyle bir mazeret ki kabahat solda sıfır kalır!
Yahu senin oğlun milletvekili değil mi?
Milletvekili olurken bu vatanın çıkarlarını herşeyin önünde tutacağına namus yemini etmedi mi?
E, Almanlar vatandaşlık verirken lades kemiği mi kırdırıyorlar?