JELIBON DEVRİ

Mizahın altının bile ‘gerçekle’ oyulduğu bir siyasi dönem yaşıyoruz.
“Hayatı maaş alarak geçmiş bir baba-oğul olarak, Almanya’da milyonlarca Euro’luk mülk alacak parayı nereden buldunuz” sorusuna hazretin cevabına bakar mısınız!
“Türkiye’deki mülkleri satarak!..”
Peki arkadaş, Türkiye’de sat sat bitmeyen bu kallavi mülk yekûnu jelibon rezervinden mi geldi?

Tamam diyelim ki öyle! Sebep ne?
Yani yurt dışına sermaye taşıyanlara çuval dolusu küfür eden biri olarak bu Almanya’dan mülk alarak, hatta şirket kurarak sermaye aktarmanın sebebi ne?

“Oğlum Ahmet, Almanya vatandaşlığı almak istiyor da ondan!”
Öyle bir mazeret ki kabahat solda sıfır kalır!
Yahu senin oğlun milletvekili değil mi?
Milletvekili olurken bu vatanın çıkarlarını herşeyin önünde tutacağına namus yemini etmedi mi?
E, Almanlar vatandaşlık verirken lades kemiği mi kırdırıyorlar?

BİZİ KİM DÖVDÜ?

Bugün, iç savaşı görmüş, dış savaşı görmüş, envai çeşit işgale uğramış, nüfusunun neredeyse yarısı dünyanın çeşitli ülkelerinde mülteci durumuna düşürülmüş, bu süreçte ekonomisi ambargo üstüne ambargo görmüş ve ilanihaye yönetimi Amerika tarafından eski El-Kaidecilere teslim edilmiş Suriye’de:
Soğan 11 TL.
Tavuğun kilosu 90 TL
Yıllık Tüketici Kredisi Faiz Oranı %9
Yıllık Enflasyon %27

Bizi, hangi Esed böyle haşin hırpaladı, hangi iç savaş böyle acımasızca tırmaladı ki, Suriye’deki tabloya bile imrenir hale getirdi?
Atayizler buna ne der?

DERDİNİZ NE?


Sorun kafandaysa yaşadığın yeri değiştirerek sorundan kurtulmuş olmazsın.
Sadece, sorunu yeni gittiğin yere de taşımış olursun!

Hani bu Anayasa’ya, darbecilerin Anayasası diyorlar ya!
Hani değişmeli diyorlar ya!..
Hani bu yüzden bu Anayasa’ya uymuyorlar ya!
Matematik yalan söylemez!
Gelin işin gerçeği nedir birlikte bakalım.

1982  Anayasa’sı, 177 maddeydi.
Bir kere, 23 maddeyi attılar, madde sayısını 154’e indirdiler!
İlk 4 madde zaten dokunulmaz! Kaldı mı 150 madde…
Bu 150 maddenin 121’ini evet 121’ini değiştirdiler.
Bu değişikliklerin hemen hemen tamamı da esas olarak 2010 ve 2017 referandumlarında AKP iktidarı tarafından yapıldı.
Peki, neredeyse hallaç pamuğu gibi attığınız, değiştirmedik yerini bırakmadığınız bu anayasa, hala size uymadıysa yenisine kuş mu konduracaksınız?..

Hayır, derdiniz bir türlü ilişemediğiniz ilk 4 madde mi?
Açık konuşun kardeşim! Bu millet açık konuşanı sever!
Biz gittiğiniz her yere taşıdığınız ‘kafanızın içindeki derdi’ bilmiyor değiliz!

AYNILAR AYNI YERDE

Kılıçdaroğlu, Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner’in de içinde bulunduğu 52 CHP üyesini tedbirli olarak Yüksek Disiplin Kuruluna sevketti.

Tedbirli ne demek?

Sevk edildikleri andan itibaren çekmecelerini bile açıp kapayamazlar demek!..

Peki kim bu disipline verilerek partiden derhal uzaklaştırılmasına karar verilenler?

Çoğu,  daha önce bizzat Kılıçdaroğlu tarafından göreve getirilen CHP’liler.

Şimdi hepsi CE-HA-PE’li oldu!

Böyledir bu isler… Haksızsan gölgenden bile korkarsın!..

 

 

 

DERE BİTTİ


“Babanı kandırıyorlar, bizi de yakacaklar seni de yakacaklar!” demiştim, “Bilal’e açık mektup” başlığıyla, yıllar önce yazdığım bir mizah yazısında.
“Parasız diktatörlük olmaz. Bizim Rusya gibi yer altı madenlerimiz, Azerbaycan gibi doğal gazımız, Suudi Arabistan gibi petrolümüz yok. Onlarda olur, bizde olmaz!.. Bizim madenimiz yer üstünde. Bizim madenimiz yetişmiş insan gücümüz. İhracat yapan üreticimiz!… Hele onları da kaçırırız evdeki bulgurdan da oluruz. Bizi dinlemiyor. Babanla bir de sen konuş!” demiştim.
Olmadı!
Galiba Bilal benim o yazımı okumadı.
Babasını kandırdılar.
Hayır, yer üstü madenini de kaybettik!
Bizi de yaktı, kendisini de yaktı!..
Ah Bilal Ah!

AİHM NE Kİ?

“Milli mahkemelerimiz varken AİHM’de kim oluyormuş?” öyle mi?..
Kazın ayağı öyle değil!
Türkiye, bu gün 46 üyesi bulunan Avrupa konseyinin kurucu olarak davet edilen 11. üyesidir.
Yani Ülkemiz bu Avrupa Konseyi denilen örgütü kuran 11 ülkeden biri.

AİHM ise 0n yıl sonra, yine bu konseyin kurduğu ve üye her bir ülkenin, en iyi yargıçlarından birini görevlendirdiği bir mahkeme, bir adalet üst kurulu!

Sadece o kadar değil. Her ülke,  “Biz, birini de bizim gönderdiğimiz bu yargıçlara o kadar güveniyoruz ki, -şimdi üye ülkelerin artışı ile sayıları 46 olan- bu yargıçların aldığı kararlar bizim ülkelerimizde alınan kararların üzerindedir, biz bu kararları uygulamaya devletimiz adına namus sözü veriyoruz” diyerek bir sözleşmeye imza atmışlar.

Soru şu: Recep Tayyip Erdoğan bu mahkemeye, “yerli milli mahkemelerin” kendine haksızlık yaptığını ve adalete ihtiyacı olduğunu düşündüğünde 3 kez başvurmadı mı?

Peki siz, haksızlığa uğradığınızı düşündüğünüzde bu mahkenin, bu yargıçların adaletine sığınırken “adalet dağıtan” bu mahkeme, şimdi nasıl oluyor da “siyasi” oluyor?
Var mı bu sorunun bir cevabı?

GÜÇ ZEHİRLENMESİ

Alây-ı vâlâ ile haber manşetlerine malzeme ettikleri o koskoca “çete” iddiası çöktü.
Hem de öyle çöktü ki, hakimler çete ya da örgüt kelimesi geçen her satırın karşılığına ‘beraat’ kelimesi yazmak zorunda kaldılar. Çünkü ‘sonu’ doğru hesaplanmadan ortaya atılan “çete” ya da “örgüt” suçlaması, zar zor bulabildikleri itirafçıları da vurmaya başlamış ve  onları da hızla çözülmeye doğru savurmuştu.

Örgüt suçlaması ile hücrelere doldurdukları ve hayatlarının en verimli zamanlarını yok ettikleri “olmayan çetenin mensuplarını” beraat ettirdikten sonra evlerine salamazlardı. Salmadılar da..
Çeteden beraat ettirdiklerine  “rüşvet” suçuyla hapis ve memuriyetten men cezaları adeta serpiştirildi.

İngiliz siyasetçi ve tarihçi Lord Acton’a ait şu sözü bir kez daha hatırlayalım.
“Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır!”

SKANDAL İÇİNDE SKANDAL


Karşımızda skandala doymayan bir ekip var.
İktidarı ile yacısı ile butlancısı ile skandal içinde skandal yaratan bir ekip!..

Figüran ajansının sahibi, CHP toplantısına getirdiği figüranlar için parasını isteyince “Çık, CNN Türk’te ben bu işi hatır için yaptım diye bir açıklama yap, paranı verelim!” demişler. Adam “Televizyona çıktım, yalan konuştum ama yine paramı vermediler!” diye isyan ediyor…

Halbuki ne demişti Gürsel Tekin: “Bu işi parayla yaptırdığımızı kanıtlayın, kendimi Taksim meydanında asarım!”
E hadi buyrun!
Ajans sahibi bizzat çifte kanıt ile meydana çıkıyor!
Kendinize kıymayın ama en azından Taksim Meydanına çıkıp “Ben yalancının biriyim!” diye bir özür dileyin bu milletten!
Ama nerdee?

Ne diyor Mahir Çayan efsaneleşen saptamasında:
“Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde!”

Demokrasi Yangını

İnsanlık tarihi büyük bir nehir gibi ileriye doğru akar.
Bu büyük nehir, içerisinde felsefeden sosyolojiye, dinden teknolojiye yaşama dair her şeyi ileriye doğru taşır. Bazen bu nehrin menderesler (büklümler) meydana getirmesi, yukarıdan bakınca sanki akışın geriye döndüğü hissi yaratabilir. Hatta bu sanrı ile ismi “Ters akan” konmuş akarsular bile vardır ama ‘ters akan’ tek bir akarsu yoktur!..
Bugün, bizim de içinde olduğumuz dünyanın bazı ülkelerinde, demokrasinin geriye doğru akıtılma çabası beyhude bir zorlamadan ibarettir.
Başarı şansı yoktur!..
Gördüğümüz yeni bir menderestir, hepsi o kadar!

HALK İSTEMİYORSA…

Kale olarak adlandırdıkları Rize’de bile, %75.71’lerden, bu gün anketlerde %30’lara inen oy oranı, artık vatandaşın AKP’yi sahneden indirmeye karar verdiğini açık seçik gösteriyor.

Dünya bu örnekleri çok yaşadı.
İktidarların “gitmek istememek” gibi bir arzuları olabilir. Bu arzularının kendilerince çok ciddi nedenleri de bulunabilir.
Ama Halk istemiyorsa, koltuğa tırnaklarını geçirmenin hiç bir yararı olmaz.
Koltuğun derisi bir miktar yıpransa ne gam!
Ortada ne tırnak kalır ne de pençe!