Cumhuriyet 1950’den sonra rotasını değiştirdi.
1950’den sonra Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini bir-iki kısa istisna dışında tamamen sağ iktidarlar oluşturdu.
“Hadi canım! Öyle değildir!” diyen, tarihe şöyle bir göz gezdirsin.
1950’sonrası, İkinci Dünya Savaşı ile yanmış yıkılmış Avrupa, sosyal demokrat iktidarlar tarafından imar edildi.
Taş üstünde taş kalmamış bir coğrafyadan bu gün birliğine girmeye çalıştığımız ülkeler meydana getirildi.
Hele, Potekiz, İspanya, İtalya, Yunanistan gibi ülkelerin ekonomileri daha benim çocukluk yıllarımda bizden gerideydi.
Sosyal Demokratların Cennet haline getirdiği Kuzey ülkelerine bir bakın. Bir de bize bakın! Örneğin 5,5 Milyon nüfuslu, dünyanın en zengin ülkelerinden birine, Finlandiya’ya bakın. Milli gelir 30 bin dolar. Eğitim, sağlık, ücretsiz. Bizden farkı, ikinci dünya savaşı ardından Marshall Planından yardım almayı reddetti ve yönetimi o günden beri ağırlıklı olarak sosyal demokratlar ve solcular belirledi.
Siyasal islam’ın bir Amerikan projesi olarak kullanılmasına 1950’den bu yana bu ülkeyi yöneten bütün sağ ve liberaller, darbeci askerler, siviller bilerek bilmeyerek destek verdiler, çanak tuttular.
Sonra 2002 de bayrağı, bayrak yarışının son çeyreğini koşacak sprintere teslim ettiler.
Basit, günlük siyasi ihtiyaçları için bu mazlum, mahzun, fakir ve fakat ‘kabahatin çoğu’na sahip güzel insanlarımızı siyasal islam girdabına teslim ederek son sprinterin yolunu açtılar.
Son sprintere bu kadar şaşırmanın, bozulmanın anlamı yok!
O, kendisine verilen görevi yapıyor..

Allah, bu yavruyu cami önüne bırakanların müstehakkını versin!