Bu başlık altında; ‘Bağımsız Gazetecilik’ tarafından kurulduğu 2002 yılından, Demirören’e satıldığı 2010 ortalarına kadar Vatan Gazetesi’nde çizdiğim siyasi karikatürleri içeren bir arşiv bulunuyor.. Vatan Gazetesi el değiştirdiğinde “ilk kapının önüne konulan!” gazeteci ben oldum.. Karikatürlerin çoğunun altında, çizdiğim gün yazdığım birer ikişer paragraflık kısa notlar bulunuyor.. Beni kovarken, “Valla ekonomik olarak çok zor durumdayız. Yoksa siyasi bir nedeni yok! ” demişlerdi. Sonra Mine Kırıkkanat’ı kovdular. Necati Doğru gitti. Sonra Can Ataklı, Mustafa Mutlu.. Böyle boş kalınca düşündüm. Biz bu bir kaç kişi ne para alıyormuşuz ki gazete bizi masraftan düşünce batmaktan kurtuldu. Hala yaşamaya devam ediyor!.. Yazıklar olsun bize! Kaç kişinin ekmeğiyle oynuyormuşuz az kala..

1_2906_03062008_1

Tamam! Asalım keselim ama ‘müddeialeyh’in boynunu vurmadan bir durup düşünelim isterseniz. Telefonu “kapatamama” kısmetsizliği, hadi basiretsizliği; “Türkiye’nin Anamuhalefet Partisi’nin, Genel Sekreteri’nin, özel odasında ‘gizlice ve sinsice’ dinlenmesi” dahası bu dinlemenin matah birşeymiş gibi kara bıçaklı bir tehdit gibi yayınlanması ahlaksızlığını hatta suçunu örtbas etmeye yeter mi? Yeter diyorsanız size söyleyecek bir şey yok! Ama yetmez diyorsanız, biliniz ki kütüğe bir boyun daha gerek

1_6864_07062008_1

Kocakulak..

1_1088_07062008_1

Son umut Turizm..

1_438_07062008_1

Alın size bir doğru bildiğimiz yanlış daha.. Anayasa mahkemesi “Türbana hayır!” demedi..Türban’la ilgili düzenlemenin Anayasa’da yapılamayacağını söyledi. “Özetle; “gidin bu işi yasalarla, yönetmeliklerle halledin. Anayasa bu kadar detaya girmeye başlarsa bu işin altından kalkılmaz.” dedi.. Zaten öteden beri de hukuku gerçekten bilenler bunu söylüyor. Ne bu şiddet bu celal?!..

1_6956_07062008_1

Sabun, yağ ve külden yapılır.. Bildiğiniz ya ve kül..Yağı külle kaynatır soğutursunuz sabun olur. Bu yüzden sabun yağlı kiri çözer, temizler, yok eder. Sabun çok yağlı kir az ise sabun kazanır. Ama yağlı kir çok sabun az ise sabun tekrar yağa dönüşür. Kir olur.. Çok olan kötüyse az olan iyiler de kötü olur. Hem de anlamadan, farkına bile varmadan..

1_5780_09062008_1

Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra her yerden üçüncü yol önerileri yağmaya başladı. Bu arada bir üçüncü yol önerisi de Meclis Başkanı’ndan geldi. Toptan, “Çift kamaralı sistem” diye tanımladığı “Senato sistemine dönüşü” önerince, hem CHP hem AKP hem de MHP’nin salvo ateşiyle karşılaştı ve neye uğradığını şaşırdı..

1_3068_10062008_1

Meşhur ‘Velev ki vakası’ndan sonra girilen kaygan zeminde, “türban sorununun, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde değişiklik yapılarak çözülebileceğini” ortaya atan ve AKP’yi yüreklendirerek hız kazanmasına yol açan MHP, hız kontrolden çıkınca yeni önerilerle “dost desteğini” sürdürüyor.. “Çarpışma kesin.. Partiyi klonlayın!”.. “Güç panellerini açın!”.. “Kabin basıncını sıfırlayın!” “Federasyon devriyeleri geliyor.. Beni Atılgan’dan Romulan’a ışınlayın!…

1_3482_30042008_1

1 Mayıs 2007’den bu yana hiç yol almamışız. Ne Hükümet, ne sendika, ne siyasi parti tarafında değişen hiç birşey yok. 2007 ile 2006 arasında da yoktu.. 2006 ile 2005 arasında da.. Muhtemelen 1 Mayıs akşamı olup bitenlere baktığımızda da çok farklı şeyler görmeyeceğiz. Sadece geçen yıllara göre ortalama şiddetin dozu artmış olacak… Peki ayıptır sorması, hoparlörü Avrupa’ya doğru çevirdiğimizde bu kadar “özgürlükçüyüz” de, bu “Taksim inadı” nereden kaynaklanıyor?. Yoksa…

1_5791_24052008_1

Kene büyük şehire indi..

1_8881_02052008_1

Ne oldu şimdi?. Turistler dahil herkes sudan, gazdan ve sopadan nasibini aldı. Ama Taksim’e alınmayan işçiler Avrupa yakasının heryerindeydi.. Peki, heykelin önündeki ikiyüz metrekarelik çimi korummak için miydi bütün bu hengame?!