2025’in sonu nasıl geldi?

Bu yıl, hepsi de iri taneli, o kadar bereketli gündem yaptı ki, maşallah salkım salkım!
Hepsini özetlemeye kalksak ciltler yetmez. O halde bu yıl bir değişiklik yaptık sadece Aralık ayının panoramasını özetledik.
Okuyan da sağolsun okumayan da…

Bir kere, on bir ay boyunca et yememiş olan vatandaş on ikinci ayı da et yemeden geçirdi. Dünyada ortalama et fiyatı 7 $ iken bizde; düşük maaşımıza rağmen 18 $ olması, üstüne üstlük “et ithalatı sadece devlet tarafından yapılabilir” diye kallavi bir yasası da bulunmasına rağmen, EBK yöneticisi bir zat-ı muhteremin, yurtdışında şirket kurup et ithalatı yaparak bu vahim tabloya tüy dikmesi sonucu, ineklere bile malamat olduk…

——-
Öte yandan “süreç süreci”, ‘ilerlemeden ilerlemeyi’ bu ay da sürdürdü.
Ya sonunda, hiç ilerlemeden ilerleyerek ‘ya hiç bişey olmazsa’ endişesi kafalarda dolaşmaya başladı…

——-

Emeklilere taciz bu ay da devam etti. “Emekliler çok yaşıyor, o yüzden sistem kaldırmıyor!” mealindeki laflar döndü durdu ortalıkta…
Yav adamı hasta etmeyin! Emekli o parayı size çatır çatır prim olarak verdi. SGK’da ‘Aktüerlik sistemini’ yok ettiğiniz ve o primleri değerlendiremediğiniz; havuzda biriken parayı da yediğiniz için şimdi emeklinin maaşı gözünüze batmaya başladı…


 


Yargı, kendine göre bağımsız kararlar almaya bu ay da devam etti…


Bahçeli, bir anda bütün bedeniyle taşın altına doğru hamle ederken, ortağı, pek fazla ortalıklarda olmamayı tercih etti. Sonra ipler gerilince, sahnenin bir kenarına kadar çekingen adımlarla, birlikte teşrif edilmiş oldu.


Ekonomi yılın sonuna doğru iyice bel verince, anketlerde fark da açılmayı hızlandırdı.
Sihirbaz, tavşanları çevirme yapıp, çoban salata eşliğinde gömmüş, şapkadan çıkaracak tavşan kalmamıştı haliylen… Seyirci ufak afak durumun farkına varmaya ve “abra kadabra” salonunu terketmeye başladı…


Koyunun dediği oldu. Yıl sonunda açıklanan 28.075 TL’lik asgari ücreti ne liderler ne de yandaş gazettacılar mevzu bahis ettiler. Bikaç sendika, üç-beşyüz işçi hopladı, zıpladı, “oldu da bitti maşallah”a bağlandı gitti olay.


Yasadışı bahis vahameti arşa tırmandı son iki ay!.
Hayır, benim anlamadığım, bunun “yasa içi” olanı da vardı!..
Milli Piyango ile beraber tüpçü abilere verilmiş ve senelerdir tıkır tıkır işliyordu.
Ne zaman ki aynı işi lisanssız yapanlar çoğaldı, olay patladı!
Halbusu o da bahis bu da bahis!..
Bu hakem, bu futbolcu, bunu oynuyorsa, o zaman da oynuyordu!
Şike yapıyorsa o zaman da yapıyordu!.
Bu yeraltı bahisçileri ‘parsaya’ çengel atınca mı aklınız başınıza geldi?”
…diye soruyor bir arkadaş!.. Benim bişey dediğim yok! Amman diyim!


Gelin şimdi de zihin deryasını zıngırdatan bir “aneliz” kasalım…
Ücretlilerin %50’si asgari ücret alıyor. %80’i de asgari ücret ve az üstünde..
Öyle milletvekili, müsteşar, müdür, şef, mef , kalan bir avuç talihli…
Şimdi diyorsun ki “ekonomiyi büyüttük kişi başı milli geliri 17 bin dolara çıkardık!..”
Öte yandan da diyorsun ki asgari ücreti (evir çevir, çarp böl) yıllık 7 bin dolar yaptık.
Peki nerede bu vatandaşın kalan 10 bin doları?
Kim götürüyor milli gelirden bana düşen 10 bin doları her yıl kardişim?

 

 


Bravo size!.. Ayetlerde bile canlılar aleminin “eşref-i mahlukat’ı” olarak tarif edilen, yani “yaratılmışların en şereflisi” payesi verilen insan evladını, canlılar aleminde ‘barınma sorunu’ olan yegane varlık haline getirdiniz.
Mok böceğinin bile konut sorunu yok! Ama alemin en zeki varlığının konut sorunu var… Nereden nereye!..


—-

No Comment!

 


“Köprüden geçenden de Geçmeyenden de parasını alırsın… oohh!.” demiştim.. Sırrı hocam da demiş ki:   “Bülent hocam “Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürme” desem! Yapar mı yaparlar. Uçak inmeyen havaalanları yaptılar ben korkuyorum..”
Elhak doğru!

 

 


Üstün liyakatlerine binaen atanmış bazı yönetici kardeşlerimiz, “Maaşlar sadece normal vatandaşa değil  bize de yetmiyor” diye içerlik, içerlik isyan edince, torbaya, bu yüksek maaşlı abiler için  “Seyyanen 70 bin TL zam!” şeklinde bir madde ilave ettiler kaşla göz arasında…
Ama cevval muhalefet farkedip “Bunu yapacaksanız herkese yapın!” diye ter ter tepinerek ifşa edince, maddeyi (bir ara yine çaktırmadan eklemek üzere) geri çektiler…


Bu ismi yazılı arkadaşlar neden hapiste?
Herkes biliyor ki sebep siyasi!
“Siyasi”yi açalım!… Reyiz’in yeniden Cumhurbaşkanı olmasına yönelik açık tehdit oluşturdukları için…
Peki çözüm mü?
Değil…
Bizde bir aforizma var… Sepet kısmetten çıkınca içindeki yomurtaların hesabı nafile işlemdir!” diye…


Bu işte bir enayilik yok mu?
2025 yılında ülkemizde, çete cinayetleri, kadın cinayetleri, iş kazaları, yangınlar, trafik kazaları gibi hastalık ve doğal ölümler dışı kayıp sayısı resmi verilere göre 16 binin üzerinde, Aynı yıl Ukrayna’da sivil asker, savaş kaybı 2500 kişi…
Hayır kim gerçekten savaşıyor?


İşin en başında hiç bir şart olmayacak denmişti.
Sonra karşılıklı şartlar havada uçuşmaya başladı…
Kimse kimseyi kandırmasın!
Nerede bir şart varsa onu oraya koyan Amerika!
“Ol!” diyor, olacaksınız!
Neden?
Çünkü olayın iki tarafı da, çeşitli açılardan Amerika’nın haşmetli kollarına teslim olmuş durumda.
Böyle “gerilla” da olmaz, böyle bağımsız cumhuriyet de olmaz!


Az buz başarı değil!
Tarihimizde ilk kez ‘açlık sınırının altında bir asgari ücret’ açıklamak bu iktidara kısmet oldu.
Sosyo-entelijansiyada “Dikine gömmek” diye bir kavramdan söz ediliyordu.  Ben dikine gömmek olayını bu babda görmüş oldum hayırlısıyla..
Allah (tokmağı) başımızdan eksik etmesin!


Reyiz işverenlere seslendi: “Elinizi tutan mı var?” dedi. “Kefenin cebi yok!” dedi… Yani “verin kardeşim çalışana doğru düzgün bir asgari ücret!” demeye getirdi. Ama onlara bunları derken kendi bakanlığı uhdesindeki emekliye neden asgari ücretin de altında bir ücreti layık gördüğünü izah etmedi!..


Bir iddianame neden 4600 küsür sayfa yapılır.
El cevap: Dava uzun sürsün diye!
Neme lazıım!
Adam aksi bir zamanda çıkar-mıkar, başımıza iş olur!

 


Aralık ayında, bir aralık Vahit abi, solculara yine diskur çekti.
Abi bir vakit solcuymuş ya!
Allah kabul etsin!..
Sorsan “ben şimdi de solcuyum” der…
Necip Fazıl’ın “Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını gediğine koymaya” böyle canhıraş destek veren solculuk hangi ‘Das Kapital’e sığar güzel ağam?!.


Biz bu karikatürü çizdikten bir müddet sonra Reyiz’den bir açıklama geldi.. “Vites değiştiriyoruz!”
Sonra bir süre hep birlikte boşluğa baktık. Şanzımanın sesinden vites değişti mi, değişmedi mi anlamaya çalıştık… Ama anlayamadık!.. Asgari ücret filan açıklanınca gördük ki geri vitese takmak suretiyle bir vites değişikliği hasıl olmuş!


Bütçe görüşmeleri de her yıl mutad olduğu üzre bu ay yapıldı…
Mehmet Şimşek, herşeyin mükemmel gittiğini, rasyonele geçince uçuşa da  geçtiğimizi anlattı. İki yıllık yepis yeni bir iktidar olarak, daha önce birileri tarafından bozulmuş olan her şeyi düzeltmekte olduklarını, az daha sabır göstermemiz gerektiğini anlattı…
O irrasyolel mavi gözlü adamı, o fotoğraf karesinde önde yer almak için canını dişine takan mücadeleci, epistomolojik kopuşçuyu aradı gözlerim…
Abi, adam hiç olmazsa “eksi büyüdük!” dememiş,  “Layn!.. Biz mi yaptık bunu?!” cümlesini kuracak kadar özeleştirik tavır sergilemişti…


Aralık ayında bütün görsetgeler ülkecek büyüdüğümüzü gösterirken bazı kendini bilmez haymatloslar, ısrarla küçülme iradesini korudular…
Bu fakirler var ya!.. Bu fakirlerin  hepsini süreceksin Somali’ye Kenya’ya, memleket rahat bir nefes alacak!
Efendim?!… Somaliyle Kenya’da enflasyon bizden çok daha mı düşük?!… Tamam canım! Süreceksin Arjantin’e o zaman…


Yargı, bazı özel elemanlar  ve spesyal uygulamalar marifetiyle yüksek irtifa kaybedince hukuk da -belki de utancından- yerin dibine girdi…


Reyiz, gençlik buluşmasında, “Futbol işi artık bizden geçti.. Artık ancak, arkadaşlarla basketbol oynuyoruz” dedi…
Gençler de, “Ne güzel!.. Basketbol oynayan bir Cumhurbaşkanımız var” diye sevinçle alkışladı kendisini…
Allah muvaffak etsin, ben de bir haberde, basket atarken gördüm.
Heves ettim. Marketten bir top alıp Ata sporu basketbola başladım.
Henüz potayı tutturabilmiş değilim. Kol kaslarım topu henüz o yüksekliğe ivmelendirmeme izin vermiyor ama vaz geçecek de değilim.
Bu saatten sonra ‘genç sporu’ futbol oynayacak halimiz yok.
Bizim yaştakiler, varsa yoksa basketbol…


Demirse demir!.. Kubbeyse kubbe…
Hava sahamızı ihlal eden Rus İHA’larından birini İzmit’te İsmail Bayhan isimli bir köylü kardeşimiz baltayla indirdi!..
Yanlış okumadınız. Bu vaka tarihe böylece geçti.
“Tarlada çalışırken bızzz diye üzerimden geçti, gitti az ileride yamaçtaki ağaca takıldı. Baltayı aldım yanına gittim. Hala can vermemişti… Hala bızlıyordu… Ağaca tırmanıp baltayla indirdim. Yerde de bızzlamaya devam etti. Sonra sustu. Akşamı köyden arkadaşlarla geldik, kuyruğunu kaldırıp kamerasına baktılar. Sonra candarmaya bildldiler!” dedi..
Bu şaka değil, mizah kurgusu değil.
Evet komik… Ama gerçek…


Aralık ayının sonuna doğru kuzeydoğudan bir Rapor fırtınası esmeye başladı ki öyle böyle değil. Raporu kalın olan ince olanı vur allah hacamat etti. Sonraları biraz duruldu gibi olduysa da aslında rapor fırtınası alttan alttan esmeye devam ediyor.


Necip Fazıl Kısakürek’in evlatları, Üstad’ın Büyük Doğu felsefesi ile vazettiği “Anadolu kıtası büyüklüğünde dava taşını gediğine koymak” üzere yola çıktılar. Ama allahları var, ne dava bıraktılar ne taş!
Koltuk da, para da tatlı gelince mısralar, dillerde hazin bir tekerlemeye döndü.


Belediye yolsuzluk hikayeleri tutmadı. Casusluk masalları sizlere ömür. Ne savunan var ne de ağzına alan. Sonra bahis çeteleri, şike mafyaları filan devreye alıhdı ama hiçbiri “AÇIM!” diye feryat eden adamın sesini bastırmaya yetmedi.
Son numara Uyuşturucu ve “beyaz kadın” meseleleri.
Konu güzel ama bunda da fazla ilerlenemiyor. İlerledikçe, hafazanallah, kadınlarla buluşturularak kararları yönlendirilen hakimler ortaya dökülecek!
Ucu nereye gider allah bilir?
Ortalık pislik içinde ama taraflar fren üstüne fren yapıyor.
Yav! Ağız tadıyla bir fuhuş operasyonu yapmak bile haram oldu.


Aralık ayının bir başka kritik konusu da bu S400’ler meselesi oldu.
Trump, Hem S400’leri geri ver hem de gaz olarak bizim kaya gazlarından bir bukle al” diye tutturdu..
Reyiz. Trump’a “Bu S400’leri almış bulunduk ama geri vereceğiz inşallah!” dedi.
Putin de “almam! Önce 20 Milyar dolar gaz borcunu ödesin Botaş!”  diye tutturdu… Daha bissürü şey var ama bu sorun da yeni yıla sarkan konulardan biri oldu…

——

2025’in en son bombası da bu vaka oldu.
FB Başkanı Sadettin Saran’a, önce uyuşturucu kullanmak ve temin etmek suçlamasıyla yurt dışındayken gözaltı çağrısı yaptılar. O da gayet hızlı bir şekilde dönüp ifade verdi ve salıverildi. Sonra aynı zarftaki dört test sonucunun 3’ü negatif biri pozitif çıkınca (haii!)
tekrar çağırıp gözaltına aldılar. Bu kez tutuklayacaklardı ki Fenerbahçe taraftarı sahneye çıktı. Eylemler, nümayişler derken Saran tutuklanmadı. Gelişine bir dömi voleyle, haftada 2 gün imza ve adli kontrol şartı ile salıverildi ki biz de bunu resmettik.


…Yüzüldük yüzüldük, doğrudan, “nokta atışı dua” dönemine vasıl olduk. 2026’da
Allah cümlemizi nazardan, beladan saklasın… Amin!

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir