Lomboz 26 Nisan 2020

AAH AHMET AMCA AH!?
Emekli Ahmet Amca, oğlunu, eline beş yüz lira verip, tutarı beş yüz liralık doğalgaz faturasını ödemeye gönderse.

Oğlu da faturayı ödeyip, hani olmaz ya!  Ahmet amcaya iki yüz elli lira para üstü getirse, Ahmet amca şaşırır!
O tatlı şaşkınlıkla; “Yavrum, bu ne? Fatura için beş yüz ödemen gerekirdi yarısını ödemişsin. Ama faturanın da tamamı ödenmiş gözüküyor? Nasıl becerdin bu işi?” diye sorar haliyle..
Bu soruya, oğlu, işaret parmağını iki dudağına götürüp “Şşşt! Sorma baba bu bir ticari sır!” diyebilir.
Çünkü, devam edebilmesi için sır olarak kalması gereken bir avantaj yakalanmıştır..
Bu durumda, Ahmet amca da “Hadi öyle olsun!” deyip para üstünü sakalına sürerek cebine koyabilir. 

Sırrın ne olduğunu pek umursamayabilir. 

Ama oğlan, aynı beş yüz liralık faturaya, bin lira ödeyip gelir ve Ahmet amca’dan beş yüz lira daha talep ederse, aynı “Şşşşt!” hareketini yapamaz! Buna “ticari sır!” diyemez. 

Derse de Ahmet amca’dan temiz bir kötek yiyip oturur!
Çünkü, haneye zarar yaratan harcama avantaj olmadığı için marifetten sayılmaz. Dolayısıyla sır-mır barındıramaz!

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in, CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır tarafından, “Avrupa doğalgazın bin metreküpünü 120 dolar civarında satın alırken, Türkiye’nin aynı miktarda doğalgazı 280 dolara almasının nedeni nedir?” şeklindeki soru önergesine, “ticari sır” yanıtını vermesi doğrudan ikinci şıkka girer..
Çünkü bu fatura, Emekli Ahmet amca’nın hanesine bırakın zarar vermeyi maaşın üçte birini uçurmaktadır!

Bekleriz ki Ahmet amca hemen köteğe davransın!
Ama Ahmet amca’nın eli niyeyse bir türlü köteğe gitmez!
—–

 

ARTIK PES DEMEK İSTEMİYORUZ!

Şu on beş yıldan bu yana “Bu kadarına da pes yahu!” dediğimiz o kadar çok şey oldu ki, alt alta yazsak hatırı sayılır kalınlıkta bir kitap olur.

Korona bütün dünyanın başında, herkesi aynı çamurlu suya sokup çıkartan bir musibet!
Kimini birinci dalgada aşırı hırpaladı, kimini de ikinci ya da üçüncü dalgada aşırı hırpalayacak!

Çünkü aşısı bulunana kadar kaçtın kaçtın! Yoksa “Her canlı bir gün koronayı tadacak!”

Buradan kimseye bir başarı hikayesi çıkmaz! Kimsenin eli de kimseden iyi değil!..

Bu durumda mücadele, adım adım, açık ve şeffaf biçimde gerçek durumu herkesin doğru anlamasını sağlayarak yürütülmeli. Ortada kuşku, soru işareti kalmamalı ki insanlar size inansın ve önerdiğiniz önlemlere harfiyen uysun!
Rakamları bugün gizlesen ne fayda?

Matematik sağlama, yarın yapılamayacak mı? Başarı ya da başarısızlık yarın ortaya çıkmayacak mı?

Son dört yılın, Mart, Nisan ayında hayatını kaybedenlerin sayısına bakın. Bir de bu yılın aynı dönemde ölen insan sayısına bakın arada bir fark bulacaksınız. Buna resmi olarak açıklanan korona kayıpları sayısını ekleyin  

Normalde fark bu ekleme ile tamamlanmalı.
Ama tamamlanmıyor. Bir o kadar daha fazladan vatandaş hayata gözlerini yummuş.
Bu fazladan ölüm neden olmuş?
Hesaplama formatıyla, kayıt yöntemiyle bu farkı ortadan kaldıramazsınız!

Neredeyse koronadan ölen insan kadar, fazladan ölen insan neden öldü?
Ortada bilmediğimiz başka bir salgın yok. Öyle üst üste uçak kazası, tren kazası, kitlesel kıyım yaratacak bir olay da yaşamadık. 

Diyorlar ki, test sonucu gelmeden defnedilmiş, kayda zatürre olarak girilmiş, evinde kalpten ölmüş, şöyle olmuş, böyle olmuş!

Kaldı ki “Aman ha! Korona bulaşır, hastaneye gelmeyin!“ şeklinde günlerce yapılan telkinlerle korktu, hastaneye gitmedi.. Evinde kalp krizi geçirdi öldü!.. Normal koşullarda, basit bir anjiyo yaptırıp yirmi yıl daha yaşayacak bu kişi de korona yüzünden ölmüş olmuyor mu?
Beyler, artık daha fazla “bu kadarına da pes!” demek istemiyoruz!
Bir uçak pazar yerine düşse, içindekiler de pazar yerindekiler de o kazanın kurbanı olmazlar mı?. 

Ajanslar haberi, “Elim kazada, uçak içerisinde on, pazar yerinde on beş olmak üzere yirmi beş kişi hayatını kaybetti” şeklinde vermezler mi?

——

 

CEHALET NE GÜZEL!

Çok şey biliyoruz!. Şaka değil!
Çok branşta ders aldık!
Bir ara herkes anayasacıydı. 

Erkler ayrımı filan o dönemin dersiydi.

‘Sacayak’tır, fren ve denge mekanizmasıdır, özgürlüktür, baskıdır, balatadır, hepsini yaladık yuttuk!
Sonra hepimiz seçim hukuku konusunda uzman olduk. Mazbatanın, ‘ıslak imzalı tutanak’ın önemini, kediler dahil bilmeyenimiz kalmadı.
Deprem zaten ana branşımız. Tekrarımız bol. Yanal atım, dikey zon, magnitüd, zemin sıvılaşması, karot alma, tsunami!..  Sular seller gibi.

Yarın, herhangi bir vatan evladını ODTÜ’de Deprem Jeoloji’sinden sınava sok, on sorunun yedisi cepte!

Mülteci dersini senelerce aldık. Hem de  üste para vererek!.. Nasıl içeri alınır, nasıl dışarı atılır, nasıl vatandaş yapılır, nasıl satılır, hepsi dağarcığımızda.

Darbeyi sekiz dönem ana ders olarak aldık. Paralel devlette yan dal yaptık! Nasıl anlaşılır, nasıl kanılır? Nasıl kandırılır?
Terörle savaş ve terörle mücadele arasındaki farkı, Harekat ve Operasyon arasındaki farkı bizim bakkalın çırağına sor, saçını arkadan at kuyruk bağlasın, şakır şakır anlatsın.

Hele ekonomi!.. Ekonomide master degre!.. Simitçinin bile yüksek lisans mertebesinde kariyeri var. En kenar mahallede stagflasyonu bilmeyeni kayışla dövüyorlar.
Misal, en tepedeki bakanı Damat işte.. Düşün!

Bir bilmediğimiz karşılıklı Swap vardı. Bu ara onu da çözdük hayırlısıyla! Gözümüz Fed’de..
Arada sayamadığım bir sürü ufak tefek ek ders var ki, hepsinden A üstünden A almışız!

En son viral epidemi ve pandemi konusunda yüksek lisansımızı sürdürüyoruz inşallah!..

Ortalama bir İsveçli’nin bu kadar farklı konuda bu kadar derinlemesine bilgisi var mıdır? 

Mümkün değil! Ancak ver eline, çakı yapsın!

Sonra televizyon programlarında bütün bu konularda yorum yapan Nagehan’a, Sarı’ya, Aybüke’ye Güldeniz’e kızıyorlar.. “Bu da mı senin uzmanlık alanın!” diye..
Sadece onlar bilmiyor ki kardeşim! Herkes biliyor!..Herkes biliyor!

Ey yüce Atam!
Görüyor musun Okuma yazma oranı %4 olarak devraldığın vatan evladı yüz yılda, ta oralardan nerelere geldi?
Cehalet ne güzel.. Her şeyi biliyorsun!

——

 

Koronalı türküler ve açılımları..
Türkü dinlemenin bağışıklığı güçlendirdiği söyleniyor! Belki de doğrudur! Buyrun türkülere ve açılımlarına:

-Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır! (..da maske var, sıkıntı yok!)

-Gönlüm ataşlara yandı gidiyor..(Ama nefes alıp verme normal. İnşallah bildiğimiz griptir. Hastaneye gitsem mi acaba?)

-Bu yıl şu dağların karı erimez.. (Bir türlü yaz gelmez, Korona gitmez! Nisan bitti hala yün yorganla yatıyoruz!)

-Gesi Bağlarında dolanıyorum (Günlerden pazar! Karşıdan da zabıta geliyor! Hemen dalayım üzümlerin arasına doğru.. Neme lazım!) 

-Yaş otuzbeş yolun yarısı eder (Altmış beşe, otuz sene var!.. Bir süre rahatız!)

-Kirpiğin kaşına değdiği zaman (Hocam Dornaz alfa’yı tek tablet mi veriyorduk. Üç verdim, farede aşırı kıllanma yaptı!”)

-Hastane önünde incir ağacı, doktor bulamadı bana ilacı (Aslında tam buldum dedi, adama dünyayı dar ettiler.. Kahramanları da küstürdüler!)

-Kendim ettim kendim buldum (O gün kemeraltı çarşısına gitmeyecektim. Ne vardı evde otursam!”) 

-El çek tabip (Hocam eldiven!)

-Tabip Sen elleme benim yareme (Eldiven dedik hocam!)


Sal gitsin

Bu düzenleme ile 60 bin hırsızlık, 45 bin uyuşturucu, 27 bin gasp suçlusunun salıverilme teskereleri imzalandı. Rehabilitasyon sürelerini tamamlamadan, yani onları içeride eğitemeden saldığınıza göre, herhangi bir iş taahhüdünüz veya herhangi bir maaş vaadiniz olmadığına göre, hepsi değilse de önemli bir bölümü çıktıktan sonra yeniden “işbaşı” yapacaklar.

Taş yiyecek değiller ya!

Teorik olarak bunların hırsızlıklarını, kaçakçılıklarını, gasplarını haber yaparak onların yakalanmalarını sağlayan Gazeteciler, bırakın serbest bırakılmayı, hapishanenin daha ücra köşelerine doğru itildiler.

2018’de “devlet, kendisine karşı işlenen suçları affedebilir, ama kişilere karşı işlenen suçları affedemez!” sözünü Sanki ben söylemişim gibi. Kafto de Perasi yahu!..

Bu nasıl bir inşaat aşkıdır?

Beton mixerleri ve asfalt kamyonlarının cumhuriyeti…

Müteahhit  imparatorluğu.. Betonun birinci tekil egemenliği.. Çimentonun sinaptik sıvı ile karışımı.. paralı otobanlar monokrasisi.

Yap işlet devret hükümdarlığı

ve açlık günleri..

Kapalı kalmak vatandaşa iyi gelmedi.

Kapalı kalmak ruhumuza iyi gelmedi.

Dışarıda kalmak da bünyeye iyi gelmiyor.

Pencerelerden balkonlardan medet bekliyoruz.

Sağlıkta şiddet yasası

Sağlıkta şiddet tasarısı kuşa  çevrilerek yasalaştırıldı.

Vekalet Sevaşçıları

Ekonomi tıkırında!

İş Bankası

İş Bankası’nın hikayesini daha önce uzunca anlatmıştık.
Özetle Bankayı, Atatürk kendi parasını da katarak kurdurmuştu. İlk genel müdürü olması için de Celal Bayar’a rica etmiş, vasiyetinde kendi hissesine düşen yıllık karın, Türk Dil Kurumuna ve Türk Tarih Kurumuna  aktarılmasını ve bu aktarımın düzenli yapılmasını CHP’nin belirleyeceği  2 yönetim kurulu üyesi tarafından denetlenmesini istemişti.
Özetle hisseler ya da kar CHP’nin olmadığı gibi CHP’nin kasasına tek kuruşun aktarılmadığı bir işlemdi bu..

Peki iktidar yandaşları buna rağmen neden “CHP’nin mamasını keseceğiz” sloganlarıyla ve  bu kadar şevkle bu bankayı, kendi yarattıkları, Başında bizzat Tayyip Erdoğan’ın kendi kendisinin atamasını yaparak bulunduğu, yönetimini fiilen Berat Albayrak’ın yürüttüğü Varlık Fonu isimli kuruluşa aktarmak istiyor?

Bunun tek cevabı var. Acil nakit lazım.
İş Bankasının 6 Milyar liranın üzerinde yıllık karı var.
Ayrıca İş bankası’na ait iştah kabartıcı nakit dışı varlığı, gayrimenkulleri, hanları hamamları da yabana atmamak gerekir. İştirakleri ile birlikte 20 Milyar dolara yakın bir değeri var.

Değerli Ekonomi yazarı Ege Cansen üstadın ‘Son Söz’ klişesini bu günlük ödünç alalım.
Acil nakit ihtiyacı gelmiş cihane, CHP’nin hissesi bahane..

4. Nesil Tv tartışmaları

Hop Amerika Hop Rusya Hop Amerika

Denizciler bilir..
Denizde en sıkıntılı işlerden biri geminin dümeninin kitlenmesidir.
Çünkü koskoca gemi dümen kitlenince kafasına göre gitmeye başlar.
Kitlenen dümen sancağa yatmış da öyle kitlenmişse, gemi sağ istikamette yani saat yönünde bir daire çizmeye başlar.
Yok iskeleye yatmış ise bu sefer saat yönünün tersine bir daire çizmeye başlar.
Gemideki teknik personel kitlenmeyi çözene kadar dön baba dönelim döner durur koskoca gemi.
Dümen düz kitlenmişse gemi dümdüz gider. Siz onu yolunda gidiyor sanırsınız.

Bu olay, açık denizde, okyanusta filan meydana gelirse fazla sıkıntı çıkarmaz.. En fazla demir atılır. Gemi sabitlenir. Sonra sorun çözülene kadar aynı noktada beklenir. Ama olay İstanbul boğazı veya  etrafta adalar kayalıklar ya da yoğun gemi trafiği bulunan noktalarda meydana gelirse yandı gülüm keten helva.

Geminin dümeni nasıl kilitlenirse kilitlensin gemi artık kontrol dışındadır.
Bir dalga vurur gemi sağa yönlenir, başka bir dalga vurur gemi sola yönlenir.
Bazıları;
“Aaa bu gemi bizim gittiğimiz yöne yönlendi o halde bu da bizim yoldaşımız!” diye yorumlar.. Ama ilk büyük dalgada koca gemi onun üstüne gelir ya da bambaşka bir yöne doğru savrulur.. Bunu diyenler dedikleriyle kalakalır..
Kim bunar diye soracaksınız?
Onlar kendilerini bilir..
Demek ki neymiş?
Rotasının bambaşka bir noktaya yönlenmiş olduğunu bildiğiniz bir gemi, durduk yerde sizin yolunuza girdiyse “Lay lay lom!” demeden önce dümene bakacaksınız.
Dümen kilitlenmiş mi, kilitlenmemiş mi?