Subaylara Tutuklama
Tarkan “içiciyim” deyince serbest kaldı..
Bu başlık altında; ‘Bağımsız Gazetecilik’ tarafından kurulduğu 2002 yılından, Demirören’e satıldığı 2010 ortalarına kadar Vatan Gazetesi’nde çizdiğim siyasi karikatürleri içeren bir arşiv bulunuyor.. Vatan Gazetesi el değiştirdiğinde “ilk kapının önüne konulan!” gazeteci ben oldum.. Karikatürlerin çoğunun altında, çizdiğim gün yazdığım birer ikişer paragraflık kısa notlar bulunuyor.. Beni kovarken, “Valla ekonomik olarak çok zor durumdayız. Yoksa siyasi bir nedeni yok! ” demişlerdi. Sonra Mine Kırıkkanat’ı kovdular. Necati Doğru gitti. Sonra Can Ataklı, Mustafa Mutlu.. Böyle boş kalınca düşündüm. Biz bu bir kaç kişi ne para alıyormuşuz ki gazete bizi masraftan düşünce batmaktan kurtuldu. Hala yaşamaya devam ediyor!.. Yazıklar olsun bize! Kaç kişinin ekmeğiyle oynuyormuşuz az kala..
Tarkan “içiciyim” deyince serbest kaldı..
"Bizim anlayışımızda patronuyla konuşup gazeteciyi işten attırmak yoktur!.. Ama bir patron nasıl istediği gibi yazdırmaz?. Dükkan senin kardeşim!. Senin istediğin gibi yazıp çizmeyeni bünyende barındırmazsın.. Bu kadar basit.. Sonra gelip bize beni dinlemiyorlar deme!" Tam kelime kelime değilse de bu mealdeki sözleri söyleyen birisi çok sevdiğimiz Avrupa birliği devletlerinden birinde değil başbakan müsteşar yardımcısı görevinde bile bir gün kalabilir mi? Babacan bir soruştursun bakalım!.. Bu sözleri söyleyen Başbakan, Kuran yılı etkinleri açılış töreninde kaside dinlerken ağlamış.. Eee! Ne alakası var diyeceksiniz!.. İşte ben de onu diyorum.. Ne alakası var?..
Toplam nüfusu İstanbul’dan daha az olan AB’nin haşarı üyesi Yunanistan şu ya da bu nedenle zor durumda.. Beklenir ki 500 milyon nüfuslu AB bir hamlede 11 Milyonluk üyesini bataklıktan çekip çıkarsın!.. Ama nerdee? "Yok kendileri etmiş kendileri bulmuş da yok, sahtecilik yapmış da, bahane oğlu bahane.. Son olarak da iktidar ortağı Alman FDP nin bazı üyeleri "Bunalımdan çıkmak için adalarınızı satın!" önerisini verince empati yaptım.. Var say ki üye olsaydık, krize girseydik, emeklilere paralarını ödeyemeseydik, işçilerin maaşlarını yarıya indirmek zorunda kalsaydık, FDP, 70 milyonluk Türkiye’ye ne önerirlerdi acaba?!.. İngiltere bu kadar temkinli gitmekte haklı gibi..
Mesut Yılmaz: "Beni Amerika devirdi" demiş.. E, madem devriliyorsunuz neden gümbür gümbür ses çıkarmadınız o zaman? Bir kuruluş anekdotu.. İtalyan sefir, Anadolu’nun güneyinden toprak talepleri olduğunu geveleyen ifadelerle masaya oturunca, Atatürk olanca nezaketiyle izin ister. Birazdan üzerindeki sivil kıyafet yerine giydiği Mareşal üniformasıyla masaya döner ve oturur.. Yine aynı nezaketle sefirin gözlerine bakar.. "şimdi söyleyin ne söyleyecekseniz!" der.. Biliyoruz, bir Atatürk daha gelmeyecek, ama ey memleket yönetenler!.. Biraz olsun benzeseydiniz!
Durum, Baydemir’den yardım istemelik hale gelir..
Gerginlik politikaları yavaş yavaş meyvesini vermeye başlıyor. iş başındaki provokatörler, her fırsattan dumanlı hava yaratmaya çalışıyorlar.. Çünkü ne de olsa kurt dumanlı havayı seviyor..
Türkiye, İsrail ile Suriye arasındaki sorunların çözümüne katkıda bulunmak amacıyla "arabulucu" olmuştu.. Sonra İsrail ile, iki ülkenin tarihinde görülmemiş bir fırtına koptu.. "One Minute" olayı ile problem tavan yaptı. Arabuluculuk da bitti haliyle.. şimdi Erdoğan Suudi Arabistan’dan konuştu. "İki ülke için yine arabulucu oluyoruz!" diye.. İsrail jet hızıyla yalanladı. Olmert’in ofisinden bir açıklama yapıldı.. "Yok öyle birşey, ama bu talep Türkiye’nin ilişkileri düzeltmek eğiliminde olduğunu gösteriyor!".. şimdi ortalık bu cevap ile yine sertleşecek mi yoksa yumuşayacak mı birlikte göreceğiz. Yoksa ara yerde habire maraza çıkartan arabulucu ile karşı taraf yerine arabulucuya dalan bir ikinci taraf üniversal arabuluculuk müessesine kalıcı zararlar vermekten öte ne işe yarar?.. (Ne dedim ben?!)
Kılıçdaroğlu "Barış sağlandıktan sonra Genel af bile düşünülebilir" dedi.. Baykal kızdı.. Bahçeli Hoop! dedi.. Erdoğan yüklendi.. BDP boş bakıyor..
Polise meçhul bir ihbar geldi. "Silah yüklü kamyon Ankara’ya gidiyor!" Polis; sinyal kesici jammerlar, eskortlar ve bissürü koruyucularla aracı çevirdi. Baktı ki hakikatten de silah var. Araç silme bomba dolu. Aracı karakola çekti. Söförü, yanındakileri sorguladı. Bu arada bilgi her nasılsa yine televizyonlara servis edildi. Bültenler "şok şok!" nidalarıyla kamyon ve polis arabaları görüntülerini geçmeye başladılar. Neden sonra anlaşıldı ki araç sivil plakalı askeri bir nakliye aracı, personel de asker. Emir ve teslimat belgeleri tamam!.. Araç ve personel serbest bırakıldı. Aracı gönderen komutan açıklama yaptı.. "Araç, bilgimiz dahilinde mühimmat taşıyor." Ama bu arada ortalık karışabileceği kadar karıştırılmış oldu. Yorum yapan emekli bir komutan, "Gerçek zaten ortaya çıkacaktı ama.." dedi, "Bunu yapanarın bir amacı vardı, amaç hasıl oldu!" Araç ve içindekiler salıverildiğinde, TRT1 hala olayın vahametini anlatmaya devam ediyordu..
Ankara toplutaşıma biletlerinin zam sorunu çözüldü.
