1_3162_08042008_1
Fener Chelsa maçına kitlendik..
Fener Chelsa maçına kitlendik..
CHP Kurultayı
Rize de yaylalara çıkıp kemençe çalarak ‘yumuşadığını’ ima eden Erdoğan, döner dönmez Baykal’a yumuşama sinyali vererek kapatılma konusunda mutabakat için görüşme talebinde bulunabileceğini ima eden bir açıklama yaptı. Baykal da bu dolaylı talebe “pek sıcak durmadığını” ortaya koyan bir açıklama ile cevap verdi.. “Kapımıza gelme.. şeriatın kestiği parmak acımaz. Bırak parmak kesilsin, hukuk işlesin..”
Taksim ipi yine geriliyor..
Önüne gelen “laikliği” yeniden tarif etmeye kalktı ama galiba Türkiye’de laiklikten çok “Demokrasinin” tarife daha doğrusu “dogru anlaşılmaya” ihtiyacı var. Demokrasi, her isteyenin, her istedigini yapma özgürlüğü değil, tam tersine sınırlamalar ve kurallar bütünüdür. Demokrasi adabı da, “ortak konulan” bu kurallara uymanın ya da karşı gelmenin yolunu ve yöntemlerini bilme erdemidir. Hakeme tekme at, sonra da faul vermesin diye düdüğünü kır.. iyi be!..
Eskiden, Padişahın “Salma”larından bıkan ahali vergi zamanı koyunu sığırını önüne katar, kendini dağlara vururmuş. Bu sefer de eşkiyanın insafına kalırmış.. Bu çifte sıkıştırmanın intifası hürmetine padişahın biraz eşkiyaya göz yumduğunu söyleyen tarih yazarları bile var. Fabrikaların, firmaların, büroların, koyunlar gibi dörtayağı olsaydı inanın ki iş erbabı bu dengesiz, ayarsız vergilendirme karşısında yine çareyi dağa kaçmakta bulabilirdi.. Neyse ki ofislerde sadece sandalyeler tekerlekli..
AB Komisyonu Başkanı Barroso’nun Türkiye’ye gelişi, -dogru kişilerle yeterince konuşmamış olsa bile- kafasındaki bazı yargıların yeniden tasnifine neden olmuştur. Önümüzdeki onyıllarda şu veya bu şekilde Avrupalı ile birlikte yaşayacağız. Onlara, Türkiye’nin kuşbakışı görüntüsüne aldanmamaları gerektiğini anlatmanın bir an önce bir yolunu bulmak bizim yararımıza..
12.04.2008-Vatan Gazetesi
Irak sözde, “demokrasi” için basıldı ve baskıncının kanıyla da büyüyen bir kan girdabına döndü. Baskın basanındır. 4 bin Amerikan askerinin yaşamını kaybettiği gerçeğini düşünürsek varın basılanın halini siz düşünün.
—
Bu karikatür ve altındaki not yazılalı tam 10 yıl geçti. Bundan 3 yıl sonra Koalisyon Güçleri Irak’tan çekildi. “2003 Mart’ında başlayan ABD işgali sonrası ırak kan gölüne döndü. Basılanın halini sonradan görebildik. Opinion Research Bussiness kayıtlarına göre Bir milyon 33 bin Iraklı yaşamını yitirmişti. ABD resmi rakamlara göre 4801 koalisyon askeri kaybettiklerini açıklamıştı. (4500’ü ABD’li) Yine 32 bin ABD’li askerin yaralandığı kayıtlara geçilmiş ki, bunların çoğu, kolu bacağı kopmuş askerlerden oluşuyordu..
ABD, savaşın kendilerine 2.2 Tirilyon Dolara mal olduğunu -yani öldürdükleri ıraklı başına 2.200 Dolar harcadıklarını- açıkladı..
Bizim, 5 Milyar dolar karşılığı bu cehenneme girmemize ramak kalmıştı.
Şehir mezarlıklarında, çocuklarımızın şehitlikleri bile hazırlanmıştı.. Senin çocuğun, benim çocuğum.. Artık kime çıkarsa!.
Hani şimdi yoğun bakımdan dönen, bir yanı inmeli, “ne gerek vardı da millet vekili yapıldı? Bir vekil yeri ziyan edildi!.. Onun yerine birinci sıradan genç birisi gösterilseydi ya!” diye sorgulanan Deniz Baykal var ya, işte o Baykal sayesinde biz bu ateşin kenarından döndük..
Baykal kimilerine göre başka siyasi hatalar, yanlışlar yapmış mıdır? Olabilir..
Ama sadece bu doğrusu bile onun; bu ülkede vicdanı olan insanlarının mabedi olmasına yeter.
O gün o cehennemde şehit düşecek askerlerin çocukları şimdi 15 yaşında..
Bir sonraki seçimde onları aday gösterirsiniz Baykal’ın yerine..
Manidar olmaz mı?
“Barış Gelini” Pippa’yı otobanda koruyamadık. Güldünya’yı hastanede, diş hekimi Zekiye’yi de muayenehanesinde koruyayamıştık. Serpil öğretmeni annesinin yanında bile koruyamadık.. Daha kötüsü,bu ay tecavüz edilip, tecavüzcüsü ya da kurtulursa da ailesi tarafından öldürülecek -ve şu anda bundan haberi olmadan yaşayan- sıradaki onlarca kadını koruyabilecek miyiz? Ne yazık ki hayır!.. Çünkü sorun güvenlik sorunu değil ki.. Öyle olsa ne kadar kolaydı!..
Erdoğan, bu günlerde, başlangıçta esip gürleyen, meydan okuyan tondan daha “makul” bir tona geriledi.. En başındaki “tehditkar tını” yerini “zayıf bir sese” bıraktı. Son olarak “Yedek parti kurmuyoruz. Programımızda referandum da yok! Çünkü kapatılacağına inanmıyorum!” diye fısıldadı. Vucut dili uzmanları bir tercüme yapsın.. Gerçek duyguları söylediği gibi mi?..
