Lomboz 13 Aralıkt 2020 Pazar

 

Kabul edelim.. İyi çakıldık!


Bugün içinde bulunduğumuz durumu doğru değerlendirebilmek için ara sıra biraz geri çekilip hafıza tazelemekte yarar var.

Şöyle biraz geri çekilip hatırlayalım;

7 Haziran 2015 seçimlerinde Ak Parti ummadığı bir yenilgi aldı. Emanetçi Başbakan Davutoğlu 550 sandalyeli mecliste, 327 sandalyeden 258 sandalyeye düşerek tek başına hükümet kurma yetkisini kaybetti.

Sandığın, koalisyon işaret etmesine rağmen, koalisyon görüşmeleri bitmeden, Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak hükümet kurma görevini teamüllere aykırı bir şekilde yine Ak Parti’ye verdi.

Ancak hükümetin meclis çoğunluğu olmaması nedeniyle, aynı yılın ‘1 Kasım’ına erken seçim kararı aldı.

Seçim kararından sonra, bir anda ülkede, 34 kişinin öldüğü Suruç katliamından, 109 kişinin öldüğü Ankara Barış Mitingi katliamına kadar bombalı, terörlü kabus bir süreç yaşandı..
Canlı bombalar, anketlerde, kamuoyunun sorun listesinin ilk sırasına doğal olarak hızla “Terör korkusunu” yükseltti.

1 Kasım’da yapılan seçimlerden bu kez Ak Parti zaferle çıktı!
Bir çok seçmen, terör korkusuyla, sadece 5 ayda oylarının yönünü değiştirmişti.

Bu seçimden 8-9 ay sonra, 17-25 Aralık olayları nedeniyle iyice bozulan Cemaat-iktidar ortaklığı 15 Temmuz 2016’da “Fetö Kalkışması” ile zirveyi gördü ve kırıldı.
Kanlı bir boğuşma sonrası Cumhuriyet uçurumun kenarından döndü.

Erdoğan’ın öteden beri istediği ama yeterince destek bulamayıp mecburen rafa kaldırdığı “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne karşı çıkan Bahçeli; kısa bir süre önce: “Tekeden süt sağılmaz, Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz!, bu terazi bu sikleti çekmez!” şeklinde üst perdeden karşı çıkmasına rağmen nasıl olduysa bu çıkışlarını ayakta alkışlayan grubu ile birlikte bir anda fikir değiştirdi.
“Fiili duruma uymak lazım!” diyerek ‘Başkanlık Sistemi’ konusunu tekrar masaya getirdi.

Bu arada ülkede yeniden bombalar, katliamlar başladı. 46 kişinin hayatını kaybettiği Vodafon Arena stadı saldırısı, 37 kişinin yaşamını yitirdiği Reina saldırısı, Fatih canlı bombası, 29 Askeri personelin servis otobüsünde yaşamını yitirdiği Ankara’daki canlı bomba eylemi, 38 kişinin yaşamını yitirdiği Güvenpark bombası, 5 kişinin öldüğü İstiklal Caddesi canlı bomba eylemi, Vezneciler canlı bomba eylemi, 45 kişinin öldüğü Atatürk Havalimanı eylemi, Bursa Ulu Cami, Gaziantep, ve birçok başka eylemde asker, polis sivil yüzlerce insanımızın yaşamını kaybettiği terör eylemleri bu dönemde gerçekleşti.
2016 çok kanlı bir yıl oldu.
Terör yine halkı korkutmaya devam ediyordu. 

 …

Toplumun psikolojisi iyice bozulmuştu. İnsanlar kan, barut kokusundan kurtulmak istiyordu.

2017’nin 16 Nisan’ında bu atmosferin etkisi toplumun üzerindeyken referanduma gidildi.

“YSK maçın ortasında kural değiştirdi!” iddiaları, “Atı alan üsküdarı geçti!” yanıtları arasında, sandıktan 51,4 ile “Evet!” çıktı ve yeni sistem onaylandı..

Yeni sistemde her şey çok güzel olacaktı.
“Artık Türkiye’nin kitabında Allahın izniyle patinaj olmayacaktı..”
Uçacaktık!

Referandumdaki tercih yapısı fazla soğumadan hemen iki ay sonraya Başkanlık Seçimi kararı alındı. İttifaklar kuruldu ve 24 Haziran 2018’de, yeni sistemin başkanını seçmek ve aynı zamanda sandalye sayısı 600’e çıkarıldığı halde eski gücü kalmayan parlamentoyu yenilemek için seçimler yapıldı.

Erdoğan ve Bahçeli’nin ‘Cumhur İttifakı, 52.59 ile birinci turda, başını Muharrem İnce’nin çektiği muhalif ‘Millet İttifakı’nı yendi.

Aynı seçimin sandıklarından çıkan 600 milletvekilinin 344’ü Cumhur İttifakı’nın, kalanı da Millet İttifakı’nın oldu.

Yeni sisteme tam kadro geçilmişti.
Bir seri kararname ve genelgeler ile birçok kurum doğrudan Cumhurbaşkanına bağlandı.
Bakanlar kurulu tam da Erdoğan’ın istediği gibi parlamento dışından, işin “profesyonellerinden” atandı..

Kısa bir süre içinde Hazine, Damat Berat’a teslim edildi. 

Ardından bir kararname ile “Varlık Fonu” kuruldu.
Cumhurbaşkanı başka bir kararname ile kendi kendisini bu fonun başına atadı.
Kamunun tüm varlıkları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Damat Berat’ın tam yönetimine geçti.

Öyle bir yönetim ki, bir kararname ile bu fondan sayıştay denetimi bile kaldırıldı.

Her şey Reis’in istediği, hayal ettiği gibiydi. 

Eksik gedik kalmadı.. 

Uçuşa hazırdık!..

Seçimden önce TRT’de “Türkiye, inşallah bu sistemle uçuşa geçecek” diyordu ve devam ediyordu.. “İnşallah, muassır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkacağız. Bu, farklı sistemle inşallah diğerlerinin akıllarına bile gelmeyeni biz gerçekleştireceğiz.”

Aradan iki buçuk yıl geçti.

Uçuşa geçecek dedikleri Türkiye’yi krizlerin en derinine girdi.

Uçuşa geçecek dedikleri Türkiye’nin vatandaşı pazar arabalarını ikinci el satışa çıkardı.

Uçuşa geçecek dedikleri Türkiye’nin Merkez Bankası’nda dolar rezervi tükenmekle kalmadı Cumhuriyet tarihinde ilk kez hatırı sayılır bir eksiye geçti.

Uçuşa geçecek dedikleri Türkiye’nin ‘Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ sıralamasındaki yeri 180 ülke içerisinde 154. sıraya, Kongo’dan, Somali’den bile geriye düştü..

İşsizlik, yoksulluk Cumhuriyet tarihinin en yüksek boyutuna ulaştı.
Yolsuzluk Endeksinde Avrupa ülkeleri arasında ilk sıraya ulaştık.

Dünya Özgürlük Raporu’nda Çin ile aynı kategoriye yerleştik.

… 

Uçmak için kendimizi boşluğa bıraktık!..
Önce herşey güzeldi.. Efil efil rüzgar vuruyordu yüzümüze.. 

Ama bir de baktık ki kanat yok!

Bir gürültü duyduk!
Gerisini hatırlamıyoruz!
Uçmak için en azından bir çift ‘kanat’ın da gerekebileceğini düşünmemiştik.

Fena çakıldık!

 

Alkol satışı tamamen mi yasak?

Tebligata göre, alkollü içki satışı sadece hafta sonu değil, hafta sonu kısıtlaması devam ettiği sürece hafta içi de yasak!

Ben söylemiyorum!
Genelge okumasını benden iyi bilen biri söylüyor bunu.
Savcılık ve Milletvekilliği geçmişi olan İlhan Cihaner söylüyor..

“Akşamcılar” bir süredir, litresini 60 TL ye aldıkları etil alkol’e, 10 TL’lik anason yağı katıp, 70 TL’ye ‘iki litre rakı’ elde ederek vaziyeti idare ediyorlardı.
Ancak geçtiğimiz ay, tekel büfelerinden etil alkol satışı yasaklanınca bu yol da kapandı.

 …

Bugün bir litre rakının, rakıyı üretenden çıkış fiyatı üretici karıyla birlikte 36 TL.

Büfeden vatandaşa satış fiyatı 216.50 TL.
Aradaki fark vergi!..
AKP iktidara geldiğinde 8,25TL olan 70’lik rakı bugün 156.50 TL..
Yasak olsa ne olur, serbest olsa ne olur?

 


Hafta sonu kısıtlamasının ne yararı var?
Covid-19, artık çalışanların hastalığı..
Farklı evlerden gelerek, kapalı yerlerde çalışmak için buluşan insanların, kolayca birbirine geçirdikleri virüsü, işyerlerinden evlerine taşıdıkları bir hastalık.

Virüs, bir kişiye bulaştıktan sonra 7. gün belirti vermeye başlıyor.
Yani bir kişi virüs taşıyor ise,  7. güne kadar haberi olmadan virüs yaymayı sürdürüyor.
7 gün boyunca virüs saçan bir kişiye, arada iki gün sokağa çıkma kısıtlaması uygulamanın nasıl bir mantıklı izahı olabilir ki?
Eşine, çocuklarına bulaştırsın, annesine babasına bulaştırsın iş arkadaşlarına bulaştırsın ama ortalarda dolaşmasın!
Ne anladık biz bu kısıtlamadan?

——

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir