LOMBOZ 24 EKİM 2021 PAZAR

 

İstif çarkı!

Diyelim ki bir muz cumhuriyetinde en üst düzey yöneticisiniz. 

Ülkenizin kasasından indiregandi yaptığınız milyarlarca dolar paranız var.  

Yokmu böyle yöneticiler?
Gidin Afrika’ya, Ortadoğu’ya Güney Amerika’ya çuvalla!..

Devletten para öyle kolay çalınmıyor!
Binbir meşakkatle çalmışsınız!  

Kumpaslara, tehditlere maruz kalmışsınız…

Kaç kere neredeyse yakalanma noktasına gelmişsiniz! 

İndirdiğiniz paraları, hem ailenizin hem de en güvendiğiniz adamların üstüne yurt dışında ne kadar sır hesap işi yapan banka varsa bölüştürmüşsünüz. 


Fakat kıpır kıpırsınız bir yandan!
Çünkü, öyle böyle değil.. Ülkenizin birkaç yıllık gayri safi milli hasılası kadar para sır hesaplarınızda boş boş yatmakta!

Oysa siz, istiflemenin tadını bir kez almışsınız.

İstif çarkı dönmeyince rahatsız oluyorsunuz!

Kaldı ki bu istif çarkı hiçbir zaman tek başına döndürülen bir çark değil.

“Bu kadar yeter!” deyip bu çarkı durdurmaya kalksanız da çark durmayacak! 

Çarkı birlikte çevirdiğiniz yüzlerce kişi çevirmeye devam edecek ve sizi ezip geçecek. 

Öte yandan, halen yönettiğiniz ülkenin acil paraya ihtiyacı var.

Çünkü siz çaldıkça ülkeniz fakirleşiyor. Ödeme güçlüğüne giriyor. Uluslararası piyasalardaki riski artıyor.

Para için başvurduğunuz uluslararası bankerler, bu nedenle size çok yüksek faiz çekiyor!

Tam bu noktada kafanızda bir ampul yanıyor!
Ülkenize bu yüksek faizli borcu neden sır hesaplardaki paranızdan bizzat kendiniz vermeyesiniz?

Hemen ülkeniz dışında, herhangi bir yerde uluslararası paravan bir banker şirket kurduruyorsunuz.
Bu şirket aracılığı ile atıl paracıklarınızı, en yüksek faiz ile kendi ülkenize, kısa vadeli borç olarak veriyorsunuz. (Kısa vadeli, çünkü ne olur ne olmaz!)
Paranız hem aklanıyor, hem de uyuşturucu dışında hiç bir yatırımdan kazanamayacağı kadar para kazanıyor.

Tezgah işliyor, istif çarkı dönüyor..

Neyse ki evlerden ırak, taa dünyanın öbür ucunda bir muz cumhuriyeti yöneticisisiniz.
Bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyorsunuz!

Size İsmail YK’dan bir şarkı gönderiyoruz!
Bilin bakalım hangi meşhur şarkıyı gönderiyoruz?

 

 

El insaf el vicdan el mantık!

FATF; uluslararası bir denetleme kurumu.
G7 ülkeleri tarafından kurulan, 1991 yılından beri bizim de 39 aktif üyesinden biri olduğumuz ve her yıl paşa paşa aidat ödediğimiz uluslararası bir kurum.

Neyi denetliyor?

Kendi üyeleri de dahil, dünyadaki devletlerin kara para yani uyuşturucu ve benzeri alengirli işlerden elde edilmiş varlık kullanıp kullanmadıklarını, mafyatik yapılar ve terör örgütleri ile al-ver ilişkisine girip girmediklerini, yani üyeleri için dünyadaki hangi ülkelerin para alışverişi,  yatırım, borç alışverişi açısından, hatta turizm açısından güvenli olup olmadığını denetliyor.
Sadece denetlemiyor. İçinde uzmanların bulunduğu ekiplerle standartlar belirleyip, mücadele için operasyonel önlemleri teşvik ediyor.

Dünya çapında, üye olan ve olmayan ülkelerdeki uzmanlardan aldığı verilere dayanarak, üyelerine yıllık raporlar veriyor, ülkeleri risk durumlarına göre listeliyor: 

“Aman ha, şu şu ülkelerle alışverişinize dikkat edin. Cüzdanı, valizi ve hatta bilumum kıymetli yerlerinizi kollayın, sonra vay ben duymamıştım, vay ben bilmiyordum diye ağlaşmayın!” diyor.

Aynı zamanda: “yasalarınızı yaparken şu standartlara dikkat edin, bu sızmalara karşı etkin mücadele için şu önlemlere başvurun” diye yol, yöntem, metod öneriyor. 

Biz de bu hizmet karşılığında her yıl paşa paşa hem aidatımızı ödüyor, hem de herkes gibi kendi durumumuzla ilgili bilgi veriyoruz.

 

İşte yirmi yıldır bu ülkeyi yönetenlerin utançtan yerin dibine girmesi gereken hadise şu ki; asil üyelerinden biri olduğumuz bu örgüt, bizi gri listeye almış.

Ne demek gri liste?

İçinde mafya düzenin hakim olduğu Deniz korsanlarından Terör hamilerine kadar,  eroin tüccarlarından, Kara Para cenneti ada devletçiklerine kadar ne kadar kirli iş varsa onlara bulaşmış devletlerin bulunduğu bir utanç listesi.

Adı gri ama aslında bir kara liste!
Çünkü bir alt kategoride bu anlamda kimse yok!

 

Durun!

Örgüt 2019’da gelmiş, Türk paydaşları ile buluşmuş. Durumu birlikte incelemişler. Sorunları tespit etmişler. Devletin resmi belgeleri arasına giren, “FATF 40” metodu çerçevesinde önerilerde bulunup gitmişler!

Belli ki bir gelişme olmamış!


Şimdi, asil üyesi olduğumuz bu örgüt, bizi gri listeye alarak diğer üyelerine ve dünya devletlerine diyor ki: “Aman ha uzmanlarımızın çalışmalarına göre Türkiye kara para aklıyor, terörizme destek veriyor. Hukuk tanımıyor. Ayıplı, çukurlu işler yapıyor. Türkiye ile ticaretinize, oraya yapacağınız yatırıma dikkat edin!”

Oysa Süleyman Soylu ne diyor?

“Türkiye’nin gri listeye alınması Kavala Demirtaş olayına bağlıdır.”

El insaf, el vicdan, el mantık!

Yahu Kavala ve Demirtaş senin iddia ettiğin gibi terörist ise; sen de bunları zaten kulaklarından tutup içeri atmışsan, FATF’ın seni alkışlaması gerekmez mi?

Seni neden gri listeye atsın?

 

 

Kıbrıs’ta çavuş meselesi

Kıbrıs birkaç gündür çalkalanıyor.
Kuzey Kıbrıs’ın ünlü bir tv kanalında bir sabah programı sunucusu: 

“Artık demeycem o kelimeyi! Onbaşının bir üst rütbesi işte!. Ona tokat atma olayı!” diye ifade ediyor meseleyi. 


Biliyorsunuzdur bu hafta başı sosyal medyadan, KKTC Başbakan’ı Ersan Saner’in olduğu iddia edilen ve Saner’in başbakanlıktan istifası ile sonuçlanan cinsel içerikli görüntüler servis edildi. 


Sedat Peker’in “Deli Çavuş” isimli bir hesap üzerinden ifşa ettiği, Başbakan olduğu iddia edilen kişinin, görüntülü bir telefon bağlantısı ile temas kurduğu ve kendisine orasını burasını gösteren bir kadını izleyerek, Kıbrıslı tv sunucusunun deyimi ile, “çavuşa tokat attığı” görüntüler…

Sedat Peker’in ifşa hesabına neden “deli çavuş” ismiyle açtığı, bu hesap kapatılırsa neden “uzun çavuş” isimli başka bir hesaptan ifşaatlara devam edeceğini belirttiğinden, “mafya ile ilişki kuran siyasetçilere” gelecek yeni görüntülerin de evsafı belli.

Aynı tv sunucusunun yorumunu, yorumsuz aktarayım!

“Yirmi senedir uğraşırız, Gıprıscığımızı dünyanın hiçbir ülkesi tanımadı! Tanıttıramadık! Ama Başbakan üç taykalık bir vidyo ile bütün dünyaya bir günde tanıttı! Helal olsun! “

 

Şimdi tiyatro zamanı

Psikolojik sorunları olan hastayı tedavi eden doktora ‘psikolog’ denir.

Bir salon dolusu hastayı tek seansta tedavi eden psikoloğa “tiyatro oyuncusu” denir.

Tiyatro bize iyi gelir.
Zamanı gelmişken tiyatroya gidelim..

 

 

 

 

Özlü sözler

“Tek hücreli virüs bile mutasyon geçirip kendini geliştiriyor. 

Bazıları sığır geliyor, sığır gidiyor.“

Prof.İlber Ortaylı

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir