Libya’da ne işimiz var?
/0 Yorumlar/in Genel /tarafından bulentLİBYA’DA NE İŞİMİZ VAR?
Cevabı basit! Üstelik de duymayan kalmadı..
Ama ısrarla anlamak istemeyip, her konuyu en iyi bilen “milli tartışma gurularımız” televizyon ekranlarında tırım tırım tartışıyorlar..
“Libya’ya neden gidiyoruz da, neden gidiyoruz?”
Halbuki ‘Tanrıverdi’ bu sorunun yanıtını şak diye vereli on gün oldu..
“Arkadaşlar! Gidiyoruz, çünkü Mehdi gelecek!”
Kim bu “Mehdi gelecek!” diyen Tanrıverdi?
“Askeri Başdanışman!”
Neyin askeri başdanışmanı?
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın, koskoca Askeri Başdanışman’ı!
Şu halde, oraya neden gittiğimizi ondan iyi kim bilebilir?
Ha, tabi ki herşeyi bilen Cumhurbaşkanımız bilebilir!
Peki Cumhurbaşkanımız bu konuları bilmek için kime danışıyor?
Askeri başdanışmana!
O halde, zor da olsa, şunu kabul edelim ki konuyu yine en iyi bilen, bu askeri başdanışman Tanrıverdi!.
O da ne diyor? “Hazreti Mehdi gelecek! Libya’ya o yüzden gidiyoruz!” diyor..
Hem de öyle; şurada, burada, kahvehanede, kafeteryada değil.
İslam Birliği Konferansı’nın kürsüsünde söylüyor..
“Libyaya asker gönderiyoruz, çünkü Mehdi’ye hazırlık yapmak lazım!” diyor..
Salonda, kendisini dinleyen delegeler arasından geleceğini tahmin ettiği soruyu hızla kendi kendine soruyor: “Peki, Mehdi ne zaman gelecek?
Hızla cevabını yine kendi yapıştırıyor: “Allah bilir!”
Gitmeye, gelmeye, kalmaya, davete icabet etmeye, şahsen kendisi olarak, bizzat karar verme yetkisine sahip, Koskoca Cumhurbaşkanı’nın danıştığı, koskoca askeri başdanışmanı “Mehdi gelecek, o yüzden hazırlık yapmaya gidiyoruz!” diyor.
Aklı evveller, çok bilmişler televizyon ekranlarında hala tırım tırım tartışıyor.
“Neden gidiyoruz da, neden gidiyoruz?”
Hala anlamadınız mı?
Misal, gitmekten yana olanlardan, Yeni Şafak yazarı, akademiyen Yusuf Kaplan, ekranda diyor ki:
“Bir toplumun başına gelebilecek en kötü şey, başına ne gelebileceğini bilmemesidir!”
Belli ki biz hala anlamadık ama onlar ne geleceğini iyi biliyor!
“Mehdi gelecek!”
Gazetepencere 05.01.2020
Halka çay paketi atmak
/0 Yorumlar/in Genel /tarafından bulentBİZİM RÖNESANSIMIZ DA BU!
Dünya aklın egemenliğine girdiğinde, tarihe dönük değerlendirmeler yapılacak.
Bir nesil uzunluğunda, 18 yıldır yaşadığımız bu kesintisiz iktidar sürecinin analizlerinden okul kitaplarına; gazetecilikten akademisyenliğe, sanatçılıktan yöneticiliğe, her konuda zengin bir film içeriği çıkacağı ayan beyan ortada.
Bu filmin en kült sahnelerinden birini “otobüsün üzerinden, halkına çay paketi atan Cumhurbaşkanı” görüntüsünün oluşturacağını tahmin etmek için yetenekli bir senarist olmaya gerek yok.
O huşu içindeki çehre!.. Veren elin alan elden üstün olduğunu kanıtlayan bir yüz ifadesi, bir beden dili..
Elindeki paketi adaletli bir yön tercihi ile savurdukça, çuvaldan yeni bir paketi yetiştiren etli-göbekli lojistik çaba!.
Aşağıda binlerce kişi arasından ilahi bir piyangonun isabetiyle bir paket çayı kapabilen mutlu azınlık..
Bulundukları bölgeye doğru süzülen çaya, siyatiklerine inat cehdederek plonjon yapan ve birbirinin üzerine çıkan, birbirini ezen genç, yaşlı kalabalık..
Ve önlerde yer almayı başarabilenlerin de içinden çıkan azınlığın ödülü 250 gramlık bir çay paketi..
Sanki genel ekonomik adaletin temsili resmi gibi!
Bu halkı bu hale bu yönetim anlayışı getirdi.. Tamam da!..
Asıl soru şu: Bu yönetim anlayışını yönetime hangi Cumhuriyet getirdi?
Kuşkusuz, Cumhuriyet’in ilk otuz yılı değil, son otuz yılı getirdi!..
Sular çekildikten sonra, bu rezaletten önceki ‘son otuz yılı’ iyi irdelemek gerekiyor!
Bizim rönesansımız da bu olacak!
—-
GazetePencerede’ki ilk yazı: 4 Ocak 2020
Mutlu Yıllar!
/0 Yorumlar/in Genel /tarafından bulentSözcü’den Fetocu çıkar mı?
/0 Yorumlar/in Genel /tarafından bulentFetocular ne yapmak istiyordu.
“Sessizce devleti ele geçirmek!”
Fetö; 1999 yılında ortaya çıkan, müridlerine hitabettiği ve “Sırrın senin esirindir!” veciz sözüyle bitirdiği kasetinde “..Kıvama ulaşılmadan, gereken mesafe alınmadan, erken huruç diyebileceğim çıkışlar yaparlarsa dünya başlarını ezer! Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır.. Her adım yirmi gününü doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir.” sözleriyle bu yolda ağır ağır yürümek gerektiğini açık ve net ortaya koyuyor. Canavar olarak tanımladığı, yıkmaya çalıştığı bu yapıları “modern zamanın firavunları” olarak niteliyordu.
Peki bu adımlarını onlara en hızlı biçimde attıran, yargının yapısını değiştirerek anayasal müesseseleri, tarikatçıların ordudan atılmasına yönelik askeri şura kararlarını, uygulatmayarak orduyu ele geçirmelerine kim payanda oldu?
Bu iktidar!
Bütün bu olup biteni ilk gününden bu yana ifşa eden ve bu itirazları yazdıkları yazılarla arşivlerde sabit bu adamlar;
Fetö’nün “modern zamanın firavunları diye tanımladığı cephede yer alan, bir kaşık suda boğmaya çalıştığı bu adamlar;
Çalıştıkları gazeteler, fetönün talebiyle iktidar tarafından satın alınarak liste liste işlerinden attırdığı bu adamlar,
Necati Doğru’lar ve Emin Çölaşan’lar Fetö’cü öyle mi?
Buna en çok da sümüklü vaiz sevinmiştir..
Kanal istanbul
/0 Yorumlar/in Genel /tarafından bulentTekerlek dönmüyor..
/0 Yorumlar/in Genel /tarafından bulentSakın ha korkuyor olmasınlar!
/0 Yorumlar/in Genel /tarafından bulent2011’de seçimleri öncesi ortaya atılıp bu günlerde yeniden altı ısıtılan “Çılgın Proje Kanal İstanbul” konusunda televizyonlarda konuşmayan kalmadı..
Konuyu can havliyle tartışan kanallarda emekli bir iki profesör dışında konuyla gerçek anlamda ilgisi ve bilgisi olan tek bir konuşmacı görmedik.
Her ne kadar 81’inin rektörünün ‘tek bir yayınlanmış makalesi’ yok ise de bu ülkenin 206 üniversitesi var?
Onlar neden sus pus. Sakın korkuyor olmasınlar!.. Saçma!
Ha! Ortalıkta, projeyi onaylayan ve ÇED raporunda da uzman olarak imzası bulunan Dr. Yavuz ÖRNEK isimli tek bir akademisyen var.
O da öyle allahlık bir muhterem ki, bir önceki trend topik medya mütalaasında;
-Hazreti Nuh’un cep telefonu kullandığını iddia ediyor!
-Kadın haklarının yahudi tezgahı olduğunu söylüyor!
-Karadeniz’in patlaması durumunda ise Kanal İstanbul’un taşan suyun tahliyesini kolaylaştıracağı bakımından yararlı olduğunu savunuyor.
Şu ana kadar en somut tek bir şey var!
2011’den bu yana bölgede 30 Milyon metrekarelik arsa hareketi olmuş!
Maç sürüyor..
Projenin ‘çılgın bir emlak projesi olduğu -1
Geri kalan -0
Asgari Ücret
/0 Yorumlar/in Genel /tarafından bulentTürk-İş’in rutin olarak açıkladığı Kasım 2019 Açlık sınırı 2103 TL. Yani 4 kişilik bir ailenin beslenme, yaşama, geçinme değil açlıktan ölmemesi için gereken para.. Asgari ücret bu rakamın bir kaç kuruş üzerinde. 4 kişilik aile babası, kirasını ödeyecek, çocuğunu okutacak, yiyecek, içecek, giyinecek ve bu parayla hayatta kalmaya çalışacak. Türk-İş, 2578 TL istiyor.. Hükümet ise bir kaç gün içinde ne vereceğini açıklayacak.
Türkiş’in istediğini bile verse yolsuzluk sınırının üç kata yakın altında, açlık sınırının bir tık üstünde olacak.
Yanlış anlaşılmasın.. Bu, asgari ücretle de olsa bir işi olan vatandaşın durumu..
İşsizin vay haline!..
Faizsiz Bankacılık olur mu?
/0 Yorumlar/in Genel /tarafından bulentFaiz enstrümanıyla yürüyen global bir ekonomide, benzer başvuruları yapıp, benzer izinleri alıp, adına banka denilen bir işletme açacaksınız.
Aynı merkez bankası, aynı yazılım, aynı ceza ve ödül sistemini kullanacaksınız.
Kullandığınız dökümanlarda, formlarda, yazılımlarda yer alan “Faiz” kelimelerinin üzerini çizip “kar payı” yazacaksınız.
Denetim mekanizmasının ortasına “Fıkıh”ı yerleştirip, banka müfettişlerinin olmazsa olmaz özelliğini Allah-u Teala korkusu olarak resmi gazeteye işleyeceksiniz.
Sonra, buna faizsiz bankacılık diyeceksiniz!
Hadi, adına ‘kar payı’ deyip, buna inanmaya dünden hazır mütedeyyin mudinizi kandırdınız.
İkinci dereceden faiz’i Allah-u Teala’nın da anlamayacağını mı varsayıyorsunuz?
Kategoriler
Arşiv
- Aralık 2025
- Eylül 2025
- Ağustos 2025
- Haziran 2025
- Mayıs 2025
- Nisan 2025
- Mart 2025
- Şubat 2025
- Ocak 2025
- Aralık 2024
- Kasım 2024
- Ekim 2024
- Ağustos 2024
- Haziran 2024
- Mayıs 2024
- Nisan 2024
- Mart 2024
- Şubat 2024
- Ocak 2024
- Aralık 2023
- Kasım 2023
- Ekim 2023
- Eylül 2023
- Ağustos 2023
- Temmuz 2023
- Haziran 2023
- Mayıs 2023
- Nisan 2023
- Mart 2023
- Şubat 2023
- Ocak 2023
- Aralık 2022
- Kasım 2022
- Ağustos 2022
- Temmuz 2022
- Haziran 2022
- Mayıs 2022
- Nisan 2022
- Mart 2022
- Şubat 2022
- Ocak 2022
- Aralık 2021
- Kasım 2021
- Ekim 2021
- Eylül 2021
- Ağustos 2021
- Temmuz 2021
- Haziran 2021
- Mayıs 2021
- Nisan 2021
- Mart 2021
- Şubat 2021
- Ocak 2021
- Aralık 2020
- Kasım 2020
- Ekim 2020
- Eylül 2020
- Ağustos 2020
- Temmuz 2020
- Haziran 2020
- Mayıs 2020
- Nisan 2020
- Mart 2020
- Şubat 2020
- Ocak 2020
- Aralık 2019
- Kasım 2019
- Ekim 2019
- Eylül 2019
- Ağustos 2019
- Temmuz 2019
- Haziran 2019
- Mayıs 2019
- Nisan 2019
- Mart 2019
- Şubat 2019
- Ocak 2019
- Aralık 2018
- Kasım 2018
- Ekim 2018
- Eylül 2018
- Ağustos 2018
- Temmuz 2018
- Haziran 2018
- Mayıs 2018
- Nisan 2018
- Mart 2018
- Şubat 2018
- Ocak 2018
- Aralık 2017
- Kasım 2017
- Ekim 2017
- Ağustos 2017
- Mart 2017
- Şubat 2017
- Ocak 2017
- Aralık 2016
- Kasım 2016
- Ekim 2016
- Temmuz 2016
- Haziran 2016
- Mayıs 2016
- Nisan 2016
- Ocak 2016
- Aralık 2015
- Kasım 2015
- Ekim 2015
- Eylül 2015
- Temmuz 2015
- Haziran 2015
- Mayıs 2015
- Nisan 2015
- Ekim 2014
- Ekim 2013
- Aralık 2012
- Ağustos 2005
- Nisan 2005






















