Kanal istanbul

 

Tekerlek dönmüyor..

Memleketin, Cumhuriyet döneminde yapılan fabrikalarını sata-kapata bitiremediler..
Bu güne kadar 63 Milyar dolarlık özelleştirme yapıldı.. Söyleye söyleye bitiremedikleri IMF borcu 25 Milyar dolar idi. Oysa bu gün Türkiye’nin dış borcunun faizi bile bunun birkaç katı..
Denizin suyu bitti.
Bölgedeki 30 Milyon metrekare arsa hareketinden çok net görülüyor ki, Kanal İstanbul’un, gemi ile, geçiş ile, Montrö ile bir derdi yok.
Proje bir emlak projesi.. Kanal ise bir peyzaj unsuru..
Allahın dağından kim arsa, ev alsın.. Önünden bir boğaz geçireceksin ki satış kolay olsun..
Es kaza yapımı üstlenecek bir yap-işlet-devretçi kanal işletmecisi bulabilirlerse kaymaklı ekmek kadayıfı..
Arsaların neredeyse tamamını Araplar kapatmış. Memleketin fabrikaları bitmiş, şimdi toprakları parsel parsel, sinema bileti satar gibi satıldı. satılıyor.
Kaynak bulmak için memleket arsası satmak!!!
Emekli Albay Ümit Yalım’ın, bir buçuk yıl önce ortaya attığı, “18 adanın gizli bir mütabakatla Yunanistan’a satıldı” iddiası yalanlanmadı.
Belki de bu serinin başlangıcıydı. 18 ada için muhalefetin yeri göğü birbirine katmaması, şimdi erk sahiplerine, memleketin arsalarını parsel parsel satma cesaretini verdi.
Peki neden her şey satılıyor?
Cevabı basit! İktidarda kalmak artık zorunluluk haline geldi.
Ama tekerlek dönmüyor..
ibulentcelik.com – gazetepencere.com

Sakın ha korkuyor olmasınlar!

2011’de seçimleri öncesi ortaya atılıp bu günlerde yeniden altı ısıtılan “Çılgın Proje Kanal İstanbul” konusunda televizyonlarda konuşmayan kalmadı..
Konuyu can havliyle tartışan kanallarda emekli bir iki profesör dışında konuyla gerçek anlamda ilgisi ve bilgisi olan tek bir konuşmacı görmedik.
Her ne kadar 81’inin rektörünün ‘tek bir yayınlanmış makalesi’ yok ise de bu ülkenin 206 üniversitesi var?
Onlar neden sus pus. Sakın korkuyor olmasınlar!.. Saçma!
Ha! Ortalıkta, projeyi onaylayan ve ÇED raporunda da uzman olarak imzası bulunan Dr. Yavuz ÖRNEK isimli tek bir akademisyen var.
O da öyle allahlık bir muhterem ki, bir önceki trend topik medya mütalaasında;
-Hazreti Nuh’un cep telefonu kullandığını iddia ediyor!
-Kadın haklarının yahudi tezgahı olduğunu söylüyor!
-Karadeniz’in patlaması durumunda ise Kanal İstanbul’un taşan suyun tahliyesini kolaylaştıracağı bakımından yararlı olduğunu savunuyor.
Şu ana kadar en somut tek bir şey var!
2011’den bu yana bölgede 30 Milyon metrekarelik arsa hareketi olmuş!
Maç sürüyor..
Projenin ‘çılgın bir emlak projesi olduğu -1
Geri kalan -0

Asgari Ücret

Türk-İş’in rutin olarak açıkladığı Kasım 2019 Açlık sınırı 2103 TL. Yani 4 kişilik bir ailenin beslenme, yaşama, geçinme değil açlıktan ölmemesi için gereken para.. Asgari ücret bu rakamın bir kaç kuruş üzerinde.  4 kişilik aile babası, kirasını ödeyecek, çocuğunu okutacak, yiyecek, içecek, giyinecek ve bu parayla hayatta kalmaya çalışacak. Türk-İş, 2578 TL istiyor.. Hükümet ise bir kaç gün içinde ne vereceğini açıklayacak.
Türkiş’in istediğini bile verse yolsuzluk sınırının üç kata yakın altında, açlık sınırının bir tık üstünde olacak.
Yanlış anlaşılmasın.. Bu, asgari ücretle de olsa bir işi olan vatandaşın durumu..
İşsizin vay haline!..

Faizsiz Bankacılık olur mu?

Faiz enstrümanıyla yürüyen global bir ekonomide, benzer başvuruları yapıp, benzer izinleri alıp, adına banka denilen bir işletme açacaksınız.
Aynı merkez bankası, aynı yazılım, aynı ceza ve ödül sistemini kullanacaksınız.
Kullandığınız dökümanlarda, formlarda, yazılımlarda yer alan “Faiz” kelimelerinin üzerini çizip “kar payı” yazacaksınız.
Denetim mekanizmasının ortasına “Fıkıh”ı yerleştirip, banka müfettişlerinin olmazsa olmaz özelliğini Allah-u Teala korkusu olarak resmi gazeteye işleyeceksiniz.
Sonra, buna faizsiz bankacılık diyeceksiniz!

Hadi, adına ‘kar payı’ deyip, buna inanmaya dünden hazır mütedeyyin mudinizi kandırdınız.
İkinci dereceden faiz’i Allah-u Teala’nın da anlamayacağını mı varsayıyorsunuz?

Yazarkasa

Garip gureba

Türkiye’de bulunan Suriyeliler arasında yapılan anket ve araştırmalar gösteriyor ki %70’i Türkiye’de kalacaklar.
Başka bir gerçek daha var ki, bu yüzyılda, onları kendi arzuları dışında sınır dışı etmek mümkün değil.
O halde bizim garip gurebamızın makus talihini birlikte yaşayacağız..
Bir kısım akıllı insanlar vaktiyle “Suriye’yenin işine karışmak bize çok zarar verir!” demişlerdi. Onları dinlemediler.. Ardından mülteci akını başlayınca yine bir kısım akıllı insanlar, “Bunların %70’i Türkiye’de kalacak. Rehabilitasyon ve uyum çalışmalarına hemen başlanılmalı!”  dediler.. Onları da dinleyen olmadı.. Şimdi artık söylenecek söz yapacak şey kalmadı..
Yeni garip gurebamız hepimize hayırlı olsun!

Ziraat Bankası Simit Sarayını satın alıyordu ki

Ziraat Finans Grubu’na bağlı Ziraat Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı, ekonomik olarak zor günler geçiren Simit Sarayı’nın yüzde 51 hissesini Kavukçu Yapı’dan devralmak için 12 Aralık Perşembe günü Rekabet Kurulu’na başvuruda bulundu.13 Aralık Cuma günü basına yansıyan haber gündeme bomba gibi düştü.
Zira  Simit Sarayı’nın avukatı ile Cumhurbaşkanı’nın avukatının ortak olduğu, Simit Sarayı’nın ortaklarından birinin de Cumhurbaşkanı’nın köylüsü olduğu iddia edilmişti.
Fiyat belli değildi, ama 25 ülkede 11 bin’i aşkın çalışana sahip Simit Sarayı, 2 yıl önce sadece yüzde 10’unu Suudi ortak Fawas Alhokair’e 100 milyon dolara satmıştı. Şu halde Ziraat Yatırımdan istenen en az 500 Milyon USD olmalıydı.
Simit sarayının avukatı Mustafa Doğan İnal ortaklık bilgisini yalanlasa da  kamuoyunda tepkiler dinmedi.
Olay tartışılmaya devam edince Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir açıklama yaptı.
Bankanın Simit Sarayı’nı almasını tasvip etmediğini söyledi.
Bu açıklama üzerine Rekabet Kurumu’nun internet sayfasından bankanın Simit Sarayı ile ilgili başvurusunun kaldırıldığı görüldü.
Şimdilik satınalma işlemi durdu gibi..
Zaman ne gösterir göreceğiz.

Gerçekten de Çılgın Proje

Sülün Osman’a pabucunu ters giydirecek bir süreci canlı canlı yaşıyoruz..
Kanal İstanbul’un asla yapılamayacağını, ne ulusal ne de uluslararası dirençleri aşamayacağını, ortaya atıldıktan hemen sonra, onu ortaya atanların bilmiyor olması her halde mümkün değil. Vaktiyle Bülent Ecevit’in de seslendirdiği bu -kulağa hoş gelen- projenin fizibilitesi üzerinde birkaç adım atılınca olanaksız ve anlamsız olduğu hemen anlaşıldı ve üzerine giden olmadı..
Ta ki 2011 seçimlerine kadar..
Şimdi araplara fuar yapılıp model göstererek, üstelik de devlet tarafından satılmış binlerce metrekare arsa ve Karadeniz ekosistemini tehdit etmesi nedeniyle ne yazık ki gerçekleşemeyecek olması çok muhtemel bir proje var..
Arsaları satın alanlar müsterih olsunlar..
Kanal istanbul yapılmasa da her halükarda değerlenecek bir yatırımları oldu.
Kendilerine yaramasa da torunlarına çok değerli bir miras bırakacaklar..
Çılgınsa çılgın!..

b

MUŞUR BOZUK

ASLINDA MUŞUR BOZUK (8 Ocak 2020 GazetePencere- Köşe Yazısı)

Isı muşuru küçücük bir şeydir. Ama motorun sağlığını yansıtan en önemli parçadır..
Muşur bozuk olursa arabanın motorunun ne kadar ısındığını anlayamazsın..
Mazallah bir bakmışsın, conta kavrulmuş, motor yanmış, haberin yok!
Niye motor yanmış?
Çünkü muşur bozuk!

**

Bir ülkede halkın enflasyonu ile hükümetin enflasyonu arasında hatırı sayılır bir fark çıkıyorsa muşur bozuk demektir!
Muşur bozuksa ne olur?
Az buçuk otomobil kullanan kime sorsan bilir!.
Motor aşırı ısınır ama sen göremezsin.. Sonra conta kavrulur, haberin olmaz..
Hoppaa! Bir de bakmışsın motor yanmış!
Ondan sonra kendi kendine dövün dur!
Daha dün tıkır tıkır çalışıyordu.. Ne oldu bu motora?
**

Pazar esnafının soğan etiketlerine “Soğan Bey!” yazdığı günleri hatırlayın!.
2018’in Kasım’ından itibaren artmaya başlayıp, pazardaki satış fiyatı on TL’yi bulan patates-soğan ikilisi, hain olarak hükümetin hedefine yerleştirildiyse de asıl suçlunun “hal esnafı” olduğu tespit edildi ve gözler hal esnafına çevrildi.

Ekonomisi tıkır tıkır işleyen güzel ülkemizin ocağına incir ağacı dikmeye çalışan bir kısım kökü dışarıda hal esnafı bulunmaya çalışıldı. Ama bulunamadı.
Sonra ekonomi dedektiflerinin aklına patates-soğan depoları geldi.
Esas branşı ekonomi olan Cumhurbaşkanımızın; “Bundan sonra stokların yapıldığı bütün depoları basacağız!”şeklindeki açık seçik ifadesi üzerine, zabıta ekiplerince meşum depolara seri baskınlar yapıldı. Gerçekten de depolarda zil-zebil patates soğan bulunuyordu. Hemen çuvallar mühürlendi.. Soğanlar zabıta nezaretinde sebze haline taşındı.. Ele geçirilen patates soğan çuvalları basının karşısına çıkartıldı. Misal, çuvallarla “Zabıta” yazılıp foto-muhabirlerine, dronlara poz verildi.
Neden sonra; bunun stok değil, rutin bir işlem olduğu, her mevsim soğan patates yetişmediği ama her mevsim yendiği için bunların sevkiyattan önce depolanan masum soğan-patatesler olduğu anlaşıldı.
**
Şu halde bütün deliller pazarcı esnafını gösteriyordu.
Fiyatı kafalarına göre koyup yükselten onlar olmalıydı..
Misal, tezgahındaki etikete “Soğan Bey 10 TL“ yazan pazarcı aranıp tarandı. Bulundu!.
Ama onun alış fiyatının da, satışına uygun bir fiyat olduğu anlaşılınca sadece “Soğan Bey!” konusunda ifadesi alındı. Zaten pahalı olan soğana bir de “Bey! demek suretiyle halkın manevi duygularını rencide edici fiil işlemek suçuna -aha da- teğet geçmekten, hafif kulağı burkuldu ve serbest bırakıldı.

Uzun lafın kısası; Ekonomi yönetiminin, Damat Bakan’ın, Mit ve zabıtanın, koordinasyon ve uyum içerisindeki bütün çabalarına karşın memleketin ekonomisinin harim-i ismetine duhul etmek isteyen bu şer odakları bulunamadı..
Neden bulunamadı?
Çünkü meselenin kaynağı patates-soğan değil ısı muşuruydu.
Peki bu durumu ekonomi yönetimi anlayabildi mi?
Hayır anlayamadı!
Hala da anlayamadığını, biz şuradan anlıyoruz ki: Patates soğan ihracatının, Tarım ve Orman Bakanlığının ön iznine bağlandığı karar, önceki günkü Resmi Gazete’de yayımlandı. Her ne kadar ekonomimiz “liberal” de olsa, artık bakandan izin alınmadan patates ve soğanın yurt dışına çıkışı yasaklanmış, dış güçlerle olası bir temas ihtimali sıfırlanmıştı.
Zira “Küliye’nin piyar danışmanları” yeni bir soğan-patates fiyatı çıldırmasına, yönetimin tahammülü olmadığını düşünüyorlardı.
**
Sonuç olarak, 2018’den buyana süren patates-soğan sorunsalını, ‘Asıl branşı ekonomi’ olan Sayın Cumhurbaşkanımız ve en asıl branşı finans ve global ekonomi olan Damat Bakan’ın başında olduğu koskoca ekonomi uzmanları çözemedi!
Halbuki ‘Gülsan Sanayi’de çırağa sorsan bilir!
“Abisi, soğan neden sıkıntılı?”
“Çünkü Muşur bozuk!”
Conta kavrulmak üzere!
Motorun yanması yakındır!