Öğrenciye biber gazı

30 yaş altı evlenme meselesi

Olan Süleymani’ye oldu..

Yolcu karşılama ücreti 4 Euro

Yakında her ikamete atmosfer basıncı sayacı bağlayıp, atmosfer basıncına göre ücret alınırsa şaşmam!

Stratejik Derinlik

Libya’da ne işimiz var?

LİBYA’DA NE İŞİMİZ VAR?
Cevabı basit! Üstelik de duymayan kalmadı..
Ama ısrarla anlamak istemeyip, her konuyu en iyi bilen “milli tartışma gurularımız” televizyon ekranlarında tırım tırım tartışıyorlar..
“Libya’ya neden gidiyoruz da, neden gidiyoruz?”
Halbuki ‘Tanrıverdi’ bu sorunun yanıtını şak diye vereli on gün oldu..
“Arkadaşlar! Gidiyoruz, çünkü Mehdi gelecek!”
Kim bu “Mehdi gelecek!” diyen Tanrıverdi?
“Askeri Başdanışman!”
Neyin askeri başdanışmanı?
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın, koskoca Askeri Başdanışman’ı!
Şu halde, oraya neden gittiğimizi ondan iyi kim bilebilir?
Ha, tabi ki herşeyi bilen Cumhurbaşkanımız bilebilir!
Peki Cumhurbaşkanımız bu konuları bilmek için kime danışıyor?
Askeri başdanışmana!
O halde, zor da olsa, şunu kabul edelim ki konuyu yine en iyi bilen, bu askeri başdanışman Tanrıverdi!.
O da ne diyor? “Hazreti Mehdi gelecek! Libya’ya o yüzden gidiyoruz!” diyor..
Hem de öyle; şurada, burada, kahvehanede, kafeteryada değil.
İslam Birliği Konferansı’nın kürsüsünde söylüyor..
“Libyaya asker gönderiyoruz, çünkü Mehdi’ye hazırlık yapmak lazım!” diyor..
Salonda, kendisini dinleyen delegeler arasından geleceğini tahmin ettiği soruyu hızla kendi kendine soruyor: “Peki, Mehdi ne zaman gelecek?
Hızla cevabını yine kendi yapıştırıyor: “Allah bilir!”
Gitmeye, gelmeye, kalmaya, davete icabet etmeye, şahsen kendisi olarak, bizzat karar verme yetkisine sahip, Koskoca Cumhurbaşkanı’nın danıştığı, koskoca askeri başdanışmanı “Mehdi gelecek, o yüzden hazırlık yapmaya gidiyoruz!” diyor.
Aklı evveller, çok bilmişler televizyon ekranlarında hala tırım tırım tartışıyor.
“Neden gidiyoruz da, neden gidiyoruz?”
Hala anlamadınız mı?
Misal, gitmekten yana olanlardan, Yeni Şafak yazarı, akademiyen Yusuf Kaplan, ekranda diyor ki:
“Bir toplumun başına gelebilecek en kötü şey, başına ne gelebileceğini bilmemesidir!”
Belli ki biz hala anlamadık ama onlar ne geleceğini iyi biliyor!
“Mehdi gelecek!”

Gazetepencere 05.01.2020

Halka çay paketi atmak

BİZİM RÖNESANSIMIZ DA BU!
Dünya aklın egemenliğine girdiğinde, tarihe dönük değerlendirmeler yapılacak.
Bir nesil uzunluğunda, 18 yıldır yaşadığımız bu kesintisiz iktidar sürecinin analizlerinden okul kitaplarına; gazetecilikten akademisyenliğe, sanatçılıktan yöneticiliğe, her konuda zengin bir film içeriği çıkacağı ayan beyan ortada.
Bu filmin en kült sahnelerinden birini “otobüsün üzerinden, halkına çay paketi atan Cumhurbaşkanı” görüntüsünün oluşturacağını tahmin etmek için yetenekli bir senarist olmaya gerek yok.
O huşu içindeki çehre!.. Veren elin alan elden üstün olduğunu kanıtlayan bir yüz ifadesi, bir beden dili..
Elindeki paketi adaletli bir yön tercihi ile savurdukça, çuvaldan yeni bir paketi yetiştiren etli-göbekli lojistik çaba!.
Aşağıda binlerce kişi arasından ilahi bir piyangonun isabetiyle bir paket çayı kapabilen mutlu azınlık..
Bulundukları bölgeye doğru süzülen çaya, siyatiklerine inat cehdederek plonjon yapan ve birbirinin üzerine çıkan, birbirini ezen genç, yaşlı kalabalık..
Ve önlerde yer almayı başarabilenlerin de içinden çıkan azınlığın ödülü 250 gramlık bir çay paketi..

Sanki genel ekonomik adaletin temsili resmi gibi!

Bu halkı bu hale bu yönetim anlayışı getirdi.. Tamam da!..
Asıl soru şu: Bu yönetim anlayışını yönetime hangi Cumhuriyet getirdi?
Kuşkusuz, Cumhuriyet’in ilk otuz yılı değil, son otuz yılı getirdi!..

Sular çekildikten sonra, bu rezaletten önceki ‘son otuz yılı’ iyi irdelemek gerekiyor!
Bizim rönesansımız da bu olacak!

—-

GazetePencerede’ki ilk yazı: 4 Ocak 2020

Mutlu Yıllar!

Sözcü’den Fetocu çıkar mı?

Fetocular ne yapmak istiyordu.
“Sessizce devleti ele geçirmek!”
Fetö; 1999 yılında ortaya çıkan, müridlerine hitabettiği ve “Sırrın senin esirindir!” veciz sözüyle bitirdiği kasetinde “..Kıvama ulaşılmadan, gereken mesafe alınmadan, erken huruç diyebileceğim çıkışlar yaparlarsa dünya başlarını ezer! Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır..  Her adım yirmi gününü doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir.” sözleriyle bu yolda ağır ağır yürümek gerektiğini açık ve net ortaya koyuyor. Canavar olarak tanımladığı, yıkmaya çalıştığı bu yapıları “modern zamanın firavunları” olarak niteliyordu.
Peki bu adımlarını onlara en hızlı biçimde attıran, yargının yapısını değiştirerek anayasal müesseseleri, tarikatçıların ordudan atılmasına yönelik askeri şura kararlarını, uygulatmayarak orduyu ele geçirmelerine kim payanda oldu?
Bu iktidar!
Bütün bu olup biteni ilk gününden bu yana ifşa eden ve bu itirazları yazdıkları yazılarla arşivlerde sabit bu adamlar;
Fetö’nün “modern zamanın firavunları diye tanımladığı cephede yer alan, bir kaşık suda boğmaya çalıştığı bu adamlar;
Çalıştıkları gazeteler, fetönün talebiyle iktidar tarafından satın alınarak liste liste işlerinden attırdığı bu adamlar,
Necati Doğru’lar ve Emin Çölaşan’lar Fetö’cü öyle mi?
Buna en çok da sümüklü vaiz sevinmiştir..