1_7743_28102006_1
“ideolojiler, aklı esir aldığında, canavarlar kurbanlarından yeni canavarlar yaratırlar..”
Bu başlık altında; ‘Bağımsız Gazetecilik’ tarafından kurulduğu 2002 yılından, Demirören’e satıldığı 2010 ortalarına kadar Vatan Gazetesi’nde çizdiğim siyasi karikatürleri içeren bir arşiv bulunuyor.. Vatan Gazetesi el değiştirdiğinde “ilk kapının önüne konulan!” gazeteci ben oldum.. Karikatürlerin çoğunun altında, çizdiğim gün yazdığım birer ikişer paragraflık kısa notlar bulunuyor.. Beni kovarken, “Valla ekonomik olarak çok zor durumdayız. Yoksa siyasi bir nedeni yok! ” demişlerdi. Sonra Mine Kırıkkanat’ı kovdular. Necati Doğru gitti. Sonra Can Ataklı, Mustafa Mutlu.. Böyle boş kalınca düşündüm. Biz bu bir kaç kişi ne para alıyormuşuz ki gazete bizi masraftan düşünce batmaktan kurtuldu. Hala yaşamaya devam ediyor!.. Yazıklar olsun bize! Kaç kişinin ekmeğiyle oynuyormuşuz az kala..
“ideolojiler, aklı esir aldığında, canavarlar kurbanlarından yeni canavarlar yaratırlar..”
“Abi bi mendil alsana!” diye araba pencerelerinden ezik gözlerle bakan çocuklar, sokak çöplüklerinde, kartonların üzerinde yatan, televizyon ekranlarında acıyarak seyretmekle yetindiğimiz minik tinerciler, süs ağacı değillerdi ki!.. Hepsi insanevladıydılar, o mezbeleliklerde hastalıktan ölmeyenleri hepislere gire çıka büyüdüler.. şimdi kocaman adamlar oldular ve hala aynı durumdalar.. Vaktiyle Yusuf Kulca’ya yardım etseydiniz, şimdi kırk yeni karakol açmak zorunda kalmazdınız…
“Oldu mu ya şekerim!”
Semih Balcıoğlu, bizden bir önceki kuşağın son birkaç temsilcisinden biri. Karikatürü hem çizen hem yöneten uluslararası bir usta. Tür mü değişti, tarzlar mı değişti nedir, gidenlerin peşinden gelen de yok gibi sanki.. Bana mı öyle geliyor yoksa.. Gittikçe öte taraf daha eğlenceli olmaya başladı. Bu taraf ise eskiden de çekilmezdi zaten.. Yaşam için yaşamak dışında herkesin bir bilemedin iki nedeni var.. yoksa…
O kadar alıştık ki reklamlarla birlikte doyurmaya çocukları / O kadar alıştık ki kumdaki izleri silmesine dalgaların / Ve o kadar kanıksadı ki ölmek fikrini / Sanki yaşamak karşısında çaresiziz / Ölürsek bir sabah 3:15’de / En büyük suçlu biziz!
31.10.2006- VATAN GAZETESİ
Çok uzun sürmez.. Bir de bakmışsınız meğersem bunların Avrupa Birliği diye bir dertleri yokmuş.. Gidecekleri “tramvaylı” yolda kendilerine engel olma ihtimali olduğunu gördükleri riskleri ortadan kaldırmakmış bütün amaçları.. “Sen de amma huylusun!” diye düşüneceklere de Nabi Tırışık gibi peşin peşin cevap vereyim.. Siz de amma safsınız!
Botas neden batıyor..
En son genel seçimlerde “Seçilme yaşı alt sınırı” 30 iken 550 milletvekilinden sadece 2’sine bu şans verilmişti.. şimdi de kimse mucize beklemesin. TBMM’ye kimse uzaydan getirilmiyor. Evinden valizini alıp gelen de yok! Seçme yöntemi doğru ya da yanlış, hepsi siyasi parti örgütlerinden süzülerek geliyor. Meclisin yolu siyasi partilerden geçiyor. Oysa partilerin gençlik örgütlerine bir bakın. Milletvekili olma olgunluğuna gelmiş kaç tane deha bulabileceksiniz.. Dahası kaç kişi bulabileceksiniz.
Küresel ısınmaya yol açan ‘dünyasal faaliyetler’ kadar küresel ısınmayı ‘ciddiye almayanlar’ da protesto kapsamına alınmalı.. Sadece ozon’un değil Ozan’ın da, Ramazan’ın da suçu var bu işte..
Postacıların da giysilerinin tasarımını ünlü modacı Cemil İpekçi yapmış. Yeni giysileri, şıklık yanında kışları ılık ve sıcak yazları ise serin tutuyormuş. Artık sadece bankaların kredi kartı ekstrelerini ve üniversite sonuçlarını dağıtıyor olsalar da “Yaşasın Postacılar”
“Başbakanını hastaneye götüremeyen devlet, depremle nasıl başedecek!” demiş üstad Zülfü Livaneli, bu günkü köşeyazısında…
