LOMBOZ 1 MAYIS 2022 PAZAR

 

 

Deniz bitti, vur abalıya!

Bizim Karadeniz’de, eline biraz para geçen ortalama vatandaş, ya müteahhitliğe ya da otomobil galericiliğine soyunur!

Neden?

Cevabı basit! 

Çünkü o işlerden anladığını düşünür!

Genom analiz laboratuvarı kuracak değil! 

Müteahhitlik yapacak! Otogaleri açacak!…

Merkez Bankasında döviz eksinin de eksisine düşünce hükümet çare aramaya başladı.
Bildiği tek yol var, müteahhitlik!

Düşündüler taşındılar, pandemide kendi vatandaşımıza yaptığımız emlak satışı kampanyasını neden yabancılara da yapmayalım?

Üstelik de döviz düşmüş, bizim arazimiz, evimiz onların parasıyla para etmezken!

Yurt dışında emlak satışı ve tanıtımı yapacaklar için bir Cumhurbaşkanlığı Teşvik Kararnamesi yayınlandı ki aman allah!
Balık ekmekçiler bile yurtdışında nasıl emlak satarız diye yol yordam aramaya başladılar!

Bir arkadaş ile sohbet ederken, “döviz bitti, sıra memleketin taşınır taşınmaz mülkünü yabancıya satışa geldi!” dedim..

“Satarlarsa satsınlar, bana ne?” dedi!

Halbuki kirada oturuyor!..

Bu kampanya başarılı olursa ne olacak?

Konut fiyatları yükselecek! Hatta muhtemelen bu kararnameden sonra yükselmeye başlamıştır bile!

Konut fiyatları yükselince elbette kiralar da yükselecek!

Çünkü bir konutun kirası, onun satış bedelinin ortalama 200’de biri olarak belirleniyor!

Fiyatı beş yüz bin liradan bir milyon liraya çıkan bir konutun kirası da iki katına çıkmayı zorlayacaktır!

Bunları anlatınca, sunturlu bir cümle kurdu, “alana da, satana da, sana da..” diye!

Masadan kalktı gitti!

Hayır, sanki evleri, arazileri ben satıyorum!

 

Artık gençler yemiyor!

Geçtiğimiz hafta Mimar Sinan Yurdu iftar buluşmasında, yemekten sonra kürsüye çıkan Reyiz, “Teknofest gençliği” olarak nitelediği gençlere: 

“Çanakkale köprüsünü 2,5 milyar Euro’ya bitirdik. Bu bir marifettir” diyor. “Bizden öncekiler neden yapmadı?” diye soruyor!

Rakamlar ortada. Çanakkale Köprüsü için konsorsiyum, devretme tarihine, yani 16 yıl sonrasına kadar bir kısmı vatandaştan bir kısmı devletten tam 4 köprü parası kadar tahsilat yapacak! Halbuki bu köprüyü devlet yapsaydı, aynı koşullarla başka yerlere 3 köprü daha yaptırabilecekti..
Asıl “Marifet”  böyle yapılsa olmaz mıydı?

Reyiz devam ediyor:

“Hani, İbrahim Tatlıses diyordu ya, Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik!.. 

Şimdi seksen bir ilimizin seksen birinde de üniversite var, öğretim elemanı sayımız arttı!” diyor..
“Bizim zamanımızda 10 öğrencinin ancak biri üniversiteye girebiliyordu, şimdi on öğrencinin onu da giriyor!” diyor. 

İftar yemeğini yemiş, karnı tok öğrencilerin ön sırada oturup göz temasında olanlar kerhen alkışlıyor..

Çünkü o öğrencilerin önemli bir bölümü, market bile açılamayacak apartman dairelerinden oluşmuş üniversitelerde okuyor.

Hoca bulamadığı için bölüm açamayan, tek profesörün neredeyse bütün bölümlerin başkanlığını vekaleten yürüttüğü üniversitelerde öğrenim görüyor! Bu dönemde açılmış ve Dünya’da ilk beşyüz üniversite sıralamasına giren tek bir üniversite olmadığını biliyor. Okudukları üniversitelerin, yurtdışında denklikleri olmadığını biliyor!

Üniversitelerin eğitim kalitelerinin ne hale geldiğini, mühendislikten mezun olup pazarcılık yapmaya razı gençleri görüyor!. 

Reyiz devam ediyor:

“Mesela İzmir’e dokuz saatte gidilirdi şimdi 3 saatte gidiliyor” diyor!..

Gerçi ceza yeme riskinin olmadığı, çakarlı otomobil ile gitmiyorsanız testler bunu ‘5 saat’ olarak gösteriyor ama süre bir yana; kimse gençlere, otomobille İstanbul’dan İzmir’e gidişin maliyetinin ne hale geldiğinden söz etmiyor!..

Kimse köprü ve otoban geçiş ücretleri ile bir otomobilin bir bayram tatili için İzmir’e sadece yol ve yakıt olarak gidiş dönüş çıplak maliyetinin 2248 TL olduğunu anlatmıyor!.

O gençlerin bir bölümü bilet maliyeti yüzünden bayram tatilinde evine, ailesine bile gidemiyor!

Gençlerin artık bu anlatılanlarla pek ikna olmadıkları hal ve tavırlarından, coşkularının seviyesinden çok belli oluyor.

Artık gençler iftar yemeğini yiyor ama başka şeyleri yemiyor!

Sandıklara nasıl sahip çıkılır?

İtalyan Siyaset bilimcisi Sartory’nin demokrasi tarifi şu şekilde:

Bir memlekette demokrasinin yürüyebilmesi için 

1- Asgari bir eğitim olmalıdır.

2- Bilgilenme kanallarının açık olması lazımdır.

3- Vatandaş protesto hakkını kullanmalı ve kullanırken başına birşey gelmeyeceğinden emin olmalıdır.

4- Sandık olmalıdır.


Siyaset bilimi Sartory’nin bu tanımı üzerinde mutabık!

Görüldüğü üzere, bilimsel olarak gerçek demokrasinin ancak dördüncü şartı sandıktır.

Sanki bizde de, sadece bu dördüncüsü var!

Onun durumu da son seçimlerden biliyorsunuz!

Vatandaş her an kararı alınabilecek bir seçim için sandıklara, oylara sahip çıkmalı!
Herkes bunu söylüyor da vatandaş nasıl sahip çıkacak?

İşte bunun en pratik, en makul ve en sonuç alıcı yolunu açıklıyorum. 


Bunu yolu, kendinizi yakın hissettiğiniz bir partinin kapısını çalmaktan ve resmen görev istemekten geçiyor!

Başka bir yol yok!..

 

Kısıtımız var dostlar

Kayıtlı verilere göre geçtiğimiz kurban bayramında, 21 bin 500 Suriyeli sığınmacı, bayram ziyareti için ülkesine gidip geldi.

Özellikle Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı il ve ilçelerdeki vatandaşlar: “Tehlikeden kaçıp buraya sığındıklarını söylüyorlar ama o tehlikeli yerlere bayram yapmaya gidip geliyorlar! Bu nasıl sığınmacılıktır?” diye tepki göstermeye başlayınca, İçişleri Bakanı Soylu bu bayram “çıkışlarda kısıtımız var!” açıklaması yaptı. Bir muhabir sordu: “Çıkışta kısıtımız var ne demek, açar mısınız?”

Soylu yanıt verdi: “Kısıt işte! Kısıt kısıttır!”

Halbuki çıkışları neden kısıtlıyorsunuz! Bırakın çıksınlar, girişleri kısıtlayın!

Doğrusu bu değil mi?

Sınır bölgelerinde çalışan habercilerin, her gün sınırlardan elini kolunu sallayarak ülkemize giren binlerce kişinin haber ve fotoğraflarını çarşaf çarşaf yayınladıklarını hatırlayınca Soylu’nun neden özellikle “çıkışlarda kısıtımız var” cümlesini kurduğu anlaşıldı!

Çıkınca girmelerinde bir sorun yok! Bari çıkışlarına sorun çıkaralım, dostlar alışverişte görsün!


Düzeltme

Medya Ombudsmanlığını, belli başlı medya kuruluşları ile birlikte PENCERE gazetesinin de kabul ettiği Faruk Bildirici ustamız, Cuma günü bu köşede yayınladığımız, Ulaştırma Bakanı Sayın Karaismailoğlu’nun “Ülkemiz mühendis ihraç eder hale geldi!” cümlesini temel alan yazımız için bir düzeltme uyarısında bulundu.

Bakan Bey o cümlede ‘mühendis’ değil ‘mühendislik’ ihraç ediyoruz demiş! 

Faruk Bildirici, bunu kanıtlayan videoyu da eklemiş uyarısına.

Peki, sonundaki ‘lik’ eki ile cümleyi taban tabana zıt bir anlama taşıyan bu ifade nereden çıktı?

… 

Meğerse, Anadolu Ajansı cümleyi bu şekilde “sehven” yani yanlışlıkla yayınlamış. Sonradan da “pardon, öyle değil böyle diye düzeltme yapmış!

… 

Bir yandan kendi gençlerinin akın akın yurtdışına gitme peşinde olduğu; öte yandan Asya ve Afrika’nın bütün gariban ülkelerinden sığınmacı akını ile sınırları iğdiş edilmekte olan bir ülkenin, en tepedeki resmi ağzından çıkan ifadenin karakterini yüzseksen derece değiştiren bir böyle bir hataya “sehven” deyip geçilmesini kabul etmek de başka bir hata!

Faruk Bildirici, “Aman canım, kafalarına göre atadıkları kendi bakanlarını, kadrolarını kafalarına göre doldurdukları kendi ajansları tokaçlıyor” dememiş, onun hakkını da savunmak için konuyu incelemiş, bize de bildirmiş.

İşte ombudsmanlık budur!..
Bize de, konuyu yazdığımız büyüklükte bir metin ile ve aynı çizimle düzeltmek, Bakanın hakkını teslim etmek düşer!

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir