LOMBOZ 11 EKİM PAZAR

Tek çözüm istifa!

Ekonomi konusunda yorum yapan ekonomistlerin, ekonomi profesörlerinin hepsi; kriz ya da buhran, adını ne koyarsanız koyun, mevcut iflas durumundan kurtulabilmenin reçetesini aynı şekilde ifade ediyor:

“Acil üretime dönüş!”


Çünkü motor borçla çevriliyor.
Ve maalesef artık motoru çevirecek borç da bulunamıyor.

Evet, üretim dışında para sağlayabileceğimiz kaynak yok!

Fakat gel gör ki üretime geçmek için bile borç bulmamız lazım.
İş aramaya çıkmak için otobüs parası bulmak gibi birşey..

Son iki üç yıldır dünyanın en yüksek faizi ile borçlanmaya razı olan ancak her türlü yüksek faize boynunu uzattığı halde, güven vermediği için borç bulamayan bir hükümet var.
“Hükümet” diyorum çünkü belediyeler -karşı partili meclisleri izin verdiği sürece- çok daha makul, piyasa seviyelerinde borç bulabiliyor.”

Bir grup genç ile konuştum.
Gençler plan yapmayı bırakmış!
Gençler hayal kurmayı bırakmış!
Gençler bırakın evlenme, çocuk sahibi olma, bir ev, bir otomobil alma planı yapmak,  artık bunların hayalini bile kuramaz hale gelmiş!
Üzüldüm, kahroldum!

Aklı başında ekonomistleri izliyorum. 

Diyorlar ki:

“Acil üretime dönmeliyiz!”

İyi de hocam, kiminle üretime döneceksiniz?
Bu ülkeyi iyi kötü -kendi kendine yetebilen- üretimden rufailer mi çıkardı?


Einstein demiş ki “Hiçbir sorun, o sorunu oluşturan bilinç düzeyinde çözülemez!”

Arsaları için fabrikaları kapatan, beton aşkıyla yanıp tutuşan bu iş bilmez rant tayfası ile mi üretime dönülecek?
İş yapan, kar eden bütün kamu kurumlarından “Varlık Fonu” denilen denetimsiz bir kese oluşturup, sonra da hepsinin kumbarasını patlatarak “bu yıl zarar ettiler!” açıklamasını yapmaktan hicap duymayan bir anlayışla mı üretime dönülecek?

Bu ekonomi anlayışının, bu bilgiye değil kurnazlığa dayalı ekonomi düzeyinin üretime dönme şansı var mıdır?
Mevcut tabloda, üretimi ölçekli hale getirmenin en iyi bilinen yolu “kooperatif” sözcüğünden öcü gibi korkan, kooperatifi komünistlik olarak tanımlayan zihinler mi üretime dönecek?

Diyelim ki, varsayalım ki, üretime dönmeye niyetlendiler; bütün yaptıkları akıl almaz yönetim saçmalıklarından sonra bu takımın, üretimi yapacak olan iç ve dış yatırımcıya zerre miskal güven verme ihtimali var mıdır?

Uzatmanın uzatmasını oynayarak çukuru daha fazla derinleştirdiklerini görmüyor musunuz?

Hocam! Artık allah aşkına “üretim de üretim!” diye ‘nihai hedefi’ göstermekten vazgeçin!  

Tıkanıklığı açmanın; istifa etmelerinden, bırakıp gitmelerinden başka yolunun olmadığını artık yüksek sesle söyleyin!

Bu sadece meslek ahlakınızın gereği değil, sizi profesör yapan, sizi hoca yapan, sizi uzman yapan bir ülkenin; gençlerine,  geleceğine vicdan borcunuzdur!

 

Tarikatlar neden var?

“Tabiat boşluk kaldırmaz!” Fiziğin en temel kurallarından biridir.
Her boşluk, uygun zamanda, uygun malzeme ile doldurulur..

Hiç; felsefesine, teolojisine, sosyal, siyasal, ekonomik analizlerine girip uzatmaya gerek yok!


Tarikatların varlığı; devletlerin doldurması gereken bazı boşlukları, bilerek ya da bilmeyerek veya beceremeyerek doldurmamasından kaynaklanır.


O boşlukları, devlet yerine tarikatlar doldurur.
Yeterince palazlanınca da “bir boşluk doldurucu” olarak devlete rakip olur.
Devleti ele geçiremese de tehdit eder!.. Şantaj yapar!

Bu kadar net!

Bu boşluklar doldurulurken onlara senin rakiplerin yardım eder.. Para verir, akıl verir, destek verir, günü gelince de kullanır!
Amerikası kullanır, İngilteresi kullanır, gizli örgütü, ajanı, teröristi kullanır..
Parayı veren kullanır!..
Ortadoğu ve Arap tarihi bunların onlarca örnekleriyle doludur.
Yeter ki sen boşluk bırak!
Boşluk bırakmazsan, boşluğu doldurmaya yeltenen de olmaz onu kullanmaya kalkan da!

Tarihte bu hep böyle olmuştur..
Hayır, olmamıştır diyebilen var mı? 

Peki boşluk nedir?

Boşluk; ‘iş’tir, ‘ev’dir, ‘yurt’tur, ‘okul’dur, ‘mali destek’tir, ‘sağlık güvencesi’dir, ‘gelecek güvencesi’dir..
Boşluk, devletin vermesi gereken, anayasa’da vatandaşın hakkı olarak tanımlanan ama verilemeyen herşeydir!
İsterseniz şaşırın ama din son sırada gelir!
Din işin bahanesidir..

Uğruna ölümüne bağlı olduğu şeyhi tarafından çocuğuna tecavüz edilen baba, -kendi beyanına göre- o melun tarikata ilk girişinde, tarikatın din oltasına takılmamıştır. Tarikatın yönlendirdiği bazı tamir, tadil işlerini alarak, ticari ihtiyaçtan adım atmıştır..

Tarikat, insanın güvenlik ihtiyacını, özgür benliği ile takas ettiği yerdir.

Devletin döküldüğü yerlerde tarikatların sağladığı olanaklar devreye girer.
Tarikat İşkur gibi çalışır. SGK gibi çalışır, “Sağlığın bizde!” der. “Çocuğunun eğitimi, yurdu bizde!” der. “Sen ölürsen çoluk çocuğuna biz bakarız merak etme!” der.. 

Karşılığında da -aynı devleti taklit ederek- vergi toplar, biat ister!..

O halde?
Al sana bir sürü paralel devlet!

“Efendim tarikatlar Osmanlı’dan beri var!..”

İyi de Osmanlı’da padişahlar da vardı. 

Bitti!
Şimdi Cumhuriyet var!

Vatandaşı “cahil!” diye suçlamanın manası yok!

Tarikatları yok etmenin tek yolu yoksulluğu yok etmektir!
Devlet, modern eğitim veren yeteri sayıda yatılı okul yaptı da vatandaş mı çocuğunu göndermedi?

Tarikatları yok etmenin altın yolu; işsizliği bitirmek ve sosyal devleti güçlendirmektir.

 

Canal Pi-arte
Youtube’da yayın yapan bir röportaj kanalı keşfettim.
Adı ‘Canal Pi-arte’
Buenos Aires’te yaşayan bir Türk gencinin, Mahir Mircan K.’nın, alanında önemli kişilerle düzenli olarak yaptığı röportajlar yayınlanıyor bu kanalda.
Ertuğrul Kürkçü’den Müjdat Gezen’e; Altan Erkekli’den Ali Nesin’e; Prof. Artin Göncü’den Hüsnü Arkan’a, önemli sanat, siyaset ve bilim insanları ile yapılmış taze söyleşiler yer alıyor..
Taa Arjantin’den, dünyanın çeşitli yerlerinde, seçilmiş kişilere ulaşarak, emek verilerek yapılmış bu ilginç söyleşiler eğlendirici olduğu kadar merak giderici ve öğretici..

Uluslararası alanda saygın bir bilim adamı olarak kabul gören, insan psikolojisi teorisyenlerinden, Prof. Artin Göncü’nün, Mahir Mircan K.’ ile yaptığı söyleşide tam da yukarıdaki tarikat yazısındaki ana fikri oturtmaya çalıştığım bilimsel saptamayı buldum..
Hoca şöyle diyor:

“İnsanın, dünyaya gelişinden itibaren tüm hayatı boyunca değişmeyen iki temel ihtiyacı var.

Birincisi oyun ihtiyacı, ikincisi bağlanmak ihtiyacı. 

Bağlanmaktan kasıt, insanın çocukluğundan itibaren tehlikeye düştüğünde yardımına koşacak birilerinin olması ihtiyacı.”

 

Hay ağzına sağlık be Artin Hocam!..
İşte anlatmak istediğimin özü tam da bu!
Ağırlaşan koşulların yalnızlaştırdığı, güvensizleştirdiği insan için bu “birisi” devlet aygıtı olamayınca bu ‘bağlanma ihtiyacı’ boşluğunu rahatça tarikatlar dolduruyor.  

 


 


 

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir