Lomboz 13 Eylül 2020 Pazar

Berduş!

Güzel bir Anadolu özdeyişi var! Diyor ki;
“Türkün aklı ya kaçarken ya s..çarken gelir!”

Çoğu özdeyiş gibi bunun da önermeleri doğru.

Çünkü kaçarken, böbrek üstü adrenal bezden damarlara adrenalin pompalanır. Adrenalin, genel olarak vücuda doping yaparken, beyin sinapsları arasındaki nörotransmitterleri de aktive eder. Daha hızlı ve daha etraflı düşünürsün.
Paçayı kurtarır hayatta kalırsın!

Fakat istisnası var!..
Bazı bünyelerde, bu aşırı yükleme sistemi kitler. Buna “panik” deriz.
O zaman da tersine “salak saçma” işler yapıp hayatı hepten zora sokarsın..
Fazla adrenalin bazen tehlikelidir.

Gelelim diğer önermeye..
Tuvalette; elinde bir telefon, kitap ya da gazete yok ise, etraftaki ‘uyaran azlığından’ odaklanman güçlenir.
Çünkü tek mevzun vardır. Var gücünle, allah ne verdiyse ona çalışırsın!..
Boş kalan beyin bu arada bazı düşüncelere uzun süreli odaklanabilir..
Einstein’in ünlü sözünü anımsayın..
Büyük dahi diyor ki; “Benim sizden tek farkım bir konuya beş dakika odaklanabilmem!”

Yani tuvaletteki dakikaların, Einstein’e en fazla yaklaşabildiğin, hayatının en kıymetli dakikaları.
Bu nedenle öz deyişte belirtildiği gibi kaçmak dışında “aklın bir de orada geliyor!”

Şimdi gelelim olayın başlık ile bağlamına..
Belli ki bazı büyük abilerimizde, kaçış durumunda panik hasıl oluyor!
Söylediklerinin nerelere gidebileceğini hesap edemiyorlar..
Hesapsız savuruyorlar, sonra bu sözler ‘Çapulcu’da olduğu gibi hiç istemedikleri şekilde şer güçlerinin güçlü bir dayanışma aygıtına dönüşüyor. 

O halde ben bu abilere, -kaçış durumundaki panikten ötürü- bu tür sıra dışı kelimeleri kullanmadan önce ‘tuvalette bir odaklanma seansını’ kuvvetle öneririm.


Hayır, şimdi ‘Berduş’un da ‘çapulcu’ gibi güçlü bir revival objeye dönüşmeyeceğini kim söyleyebilir?
Abi!!..

 

 

Bu yazı hiç komik değil!
“2 bin selefi dernek silahlanıyor!”
Ben söylemiyorum. “Cübbeli Ahmet”, Tv programında Ahmet Hakan’a söylüyor.
Neden söylüyor? Yani neden bu selefileri ihbar ediyor?

Çünkü bunlar Cübbeli için de tehdit!..
Cübbeliyi de müslümandan saymıyorlar!..

Biz, önceki darbe dönemlerinde, liderleri darbecilerin postallarını yalayan tarikat liderlerini gördük.
Etek arkalarına sinip saklanan dinci kanaat önderlerini gördük..
Ülkücülerle solcular sokakta birbirlerine kırdırılırken, korkudan metruk yayla evlerinde saklanan sözde “ayetullahlar” gördük!..

Bu dernek, tarikat, grup, güruh, adı her neyse; onların özellikle üyelerine sesleniyorum.
Sakın hata yapmayın!

Türkiye Devleti, muz cumhuriyeti değil. Dar-ül Harp’çilere rağmen, ana kuleleri yıkılmayan ve yıkılması pek de kolay olmayan 900 yıllık bir devlet geleneği var!..

Parça pinçik olmuş Yemen’e, Irak’a, Libya’ya, Mısır’a benzemez!

Bu devlet, her ne kadar karşı olduğumuz, beğenmediğimiz uygulama ve hesaplara sahip ise de, emperyalizmin işgal edip de yenemediği ulusal direniş ruhu taşıyan bir millete sahip ilk devlet! 

Fetöcüler misali; elinizde, namluları gözünüze dönmüş silahlar ile iyot gibi açıkta kalırsınız!
Leblebi gibi tek tek toplanırsınız!
Kimse gözünüzün yaşına bakmaz!..
Her zaman olduğu gibi önce liderleriniz, abileriniz, sözde ayetullahlarınız satar sizi!
Gaza gelip, elinizi kabzaya sürmeden bir düşünün derim!..

—-


Erhan Usta iyi Parti’de
Hayırlı olsun!..
Ama niye?
MHP’den kovulduğunda, kendisine Millet İttifakı’nın Samsun Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı teklif edilmiş iken;
kazanacağı neredeyse kesin iken, bunu reddedip bağımsız aday olması ve oyları bölmesi sonucu Samsun’u Ak parti adayı Mustafa Demir’e armağan etmesini ödüllendirmek iyi partiye mi düştü?

Millet ittifakı seçmeninin heba olan oylarının vebali bir yana;  ömrü partisinin bütün kademelerinde görev üreterek geçmiş, kadim bir CHP’li olan ve  neredeyse ağlayarak yakasındaki CHP rozetini İyi Parti rozeti ile değiştirip, kendisine verilen görev için günlerce Samsun’un, ilçelerinin, köylerinin taşını toprağını arşınlayan Hayati Tekin’in hakkını nasıl ödeyecek?

Belli ki Akşener: “Söz konusu Cumhuriyet’in geleceği ise gerisi teferruattır!” prensibi ile geçmişe değil önümüze bakalım modunda! 

Haklı olabilir..

Ama başka bir neden yok ise; en hafif tabir ile, ‘öngörü zaafı’ Samsun’da kendisine beş yıl kaybettirmiş bir “fenomeni” partisine kaydetmiş olduğunu unutmamalı.

Usta, Millet ittifakı adaylığını reddetme gerekçelerinden biri olarak “Annem de İyi Parti’ye geçmemi istemiyor!”  demişti. 

Sonunda sadece Akşener’i değil annesini de ikna etti demek ki!

Oh those women!

 

Emre Kongar nihayet Tele1 Stüdyo’da

Bir izleyici olarak, ben bu televizyonların çok konuklu programlarına, evinden görüntülü konuk alma olayından haz etmiyorum!
Haz etmiyorum, çünkü tad alamıyorum. Anlamıyorum!
Pandemi gerekçesi ile uygulama yaygınlaştı daha da kötüsü mutad hale geldi.

Olay sadece ‘söylenenin’ anlam olarak anlaşılması değil!
Haydi dünyanın yatırımı yapılan aygıtlarla sağlanan görüntü kalitesi bir yana, konuşanın sesinin rengi, kelimelere yaptığı vurgular, titreşimler, kelimeyi kullandığı andaki mimik ve jestler önemli olmasa linguistik denilen bilime, odyolojiye, dil patolojisi disiplinlerine ne gerek vardı?
Tamam sinirli, bir izleyici olarak sallıyorsun derseniz, fakültelerdeki konuşma uzmanlarına sorun!
Misal ÖMÜ’nün Uzman Konuşma ve Dil Patoloğu Özlem Cangökçe’ye sorun, tane tane anlatsın, anlatanın da dinleyenin de ne kaybettiğini..

Bazı formatları anlarız!
On dakika içerisinde, gelişmelere göre on ayrı yere bağlanıp görüş almak durumundaki internet yayınları bu söylediklerimden muaf..

Ama insan televizyon programına her dakika konuk olmuyor ki!
Ayda yılda bir yaptığınız bu işi seyirciye asgari saygı unsurunu da gözeterek yapın! 

Bi zahmet önleminizi alıp stüdyoya kadar gidin kardeşim!
Koskoca Emre Kongar hoca bu yaşında gidiyor.. Ondan utanın!

—-

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir