İ. Bülent Çelik - Turkish Cartoon
  • Anasayfa
  • Hakkında
  • İletişim
  • Pencere
  • Karikatür Yazıları
  • Click to open the search input field Click to open the search input field Ara
  • Menu Menu
bulent

LOMBOZ 18 Eylül 2020 CUMA

18 Eylül 2020/0 Yorumlar/in Karikatür Yazıları/tarafından bulent

LOMBOZ 18 Eylül CUMA

Sıra gazetecileri dövmekte!

Gazeteci, işinin doğası gereği muhaliftir.
Muhaliftir ama işi muhalefet etmek değildir. 

Doğru haber denilen şey ister istemez onu o taraflara doğru götürür..
Çünkü doğru haber, genelde iktidar sahiplerini rahatsız eder.

Siyaset Bilimi Profesörü John Keane diyor ki:

“Bazıları, bazı şeylerin bazı yerlerde yayınlanmasını istemez. İşte o şeylere haber diyoruz.”
İşte bu “bazıları” genelde “erk” denilen gücün, yani iktidarın sahibi olurlar.
Haber ve yorum, erk karşısında kamunun çıkarlarını savunmak amacıyla hazırlanır. 

İşte bu nedenle de gazeteciler özellikle de demokrasisi sıkıntılı ülkelerde sık sık iktidar tarafından cezalandırılmak istenir.
…

1980’lerin başında yazıp çizmeye başladım.
Bugünden bakınca kendimce, 80’lerden bu yana gazetecilerin cezalandırılma metodunu 3 faza ayırıyorum.

İlki dava açma fazı.
Bu faz, en baştan beri süregelen bir klasik uygulama.
12 Eylül sonrası Çarşaf mizah dergisinde yazıp çizerken çeşitli kereler karikatür ve yazılarımız dava konusu oldu. DGM’ hakimleri karşısında bile kendimizi savunduk. Hürriyet Gazetesi’nin avukatları ile Sultanahmet’teki adliyeye yürüyerek gider, genelde tek celsede beraat ederek geri dönerdik. Şimdi görüyorum ki, en konforlu olan dönem buymuş. Çünkü suçlanıyorsun ama patronun senden yana. İşten atılmıyorsun! Maaşını almaya devam ediyorsun.

 

İkinci faz ‘işten kovulma’ fazı!

Bu faz Fetö’cülerin AKP üzerinde yönlendirmelerinin yoğunlaştığı Ergenekon sürecinde başladı. Halen devam ediyor..
2010 Haziran’ında, Vatan gazetesi Demirören Grubu tarafından satın alınmadan önce gazete kadrosunda bir temizlik yapıldı.
Yazı İşlerine bir atılacaklar listesi geldiğinden söz ediliyordu.
İşte o listenin ilk sırasında ben varmışım, ilk beni kovdular.. Sonra kısa bir süre içerisinde, bugün kimisi Sözcü’de, kimisi Cumhuriyet’te yazan, kimisi de sosyal medya üzerinden gazetecilik yapmaya çalışan arkadaşlar tek tek kovuldu.

…

Ve geldik 3. Faza.. Dayak fazı!
İlk iki faz bir yandan sürerken buna bir de gazetecileri tehdit etme ve darp etme fazı eklendi. Ahmet Hakan ile açılışı yapılan dayak olayı, Yavuz Selim Demirağ ve ardından bir çok yerel gazetecinin sokaklarda kıstırılarak dövülmesi ile devam etti. Böylece televizyondan alenen tehdit ve sokaklarda uygulama dönemi başlamış oldu.
Bakan, isim vermeden “Berduş” olarak hedef aldığı Barış Terkoğlu’na “gazetecilik dersi vermek gerekir!” gibi manalı sözler kullanınca, Terkoğlu’nun yakınları şürekli “aman dikkat! Sokakta, bir yerde kıstarmasınlar!” uyarısında bulunmaya başlamış..
…

Hafazanallah, 4. Faz;  ya molla devrimi başlarında, İran’da olduğu gibi gazetecilerin uçtuğu varsayılarak yükseklerden boşluğa bırakılma raddelerine çıkacak ya da her şey en azından medeni ülkelerdeki düzeye gelecek ve bu ülkede de gazetecilik yapmak ilave cesaret istemeyen bir meslek haline dönecek.

—-

 

Deli sorular!

-Dünyada, kendi belirlediği ‘açlık sınırının’ altında bir asgari ücrete sahip sahip kaç gelişmiş ve kıskanılası ülke var?

-Bir ülkenin başkentinin caddelerinde, Anayasa Mahkemesi başkanının bisikletle gezme güvenliği yok ise, bu durumdan o ülkenin hangi bakanı baş sorumludur?

-7 liralık şarz ile 8 saat kullanılabilecek, vaktiyle 2019’da seri üretime geçeceği söylenen yerli milli elektrikli traktörümüze ne oldu? Seri üretim derken?

-Şayet yarın Simone De Beauvoir’ın meğerse bir “dönme” olduğu ortaya çıkarsa ona erkek diyen Fatih Erbakan’ın mağduriyetini kim tazmin edecek?

-Çevre denizlerimizde gaz ve petrol arayan gemilerimiz bari harcadıkları mazot kadar petrol bulabildiler mi?

–

—

 

Milli Eğitim’in hiç mi suçu yok?

Cübbeli Ahmet’in “2000 selefi dernek silahlanıyor!” sözündeki 2000’e kafam takıldı.
Şöyle ki; bir dernek kurulumu için 5253 sayılı dernekler kanununun 2. maddesine göre  en az 7 kişi gerekiyor. 

Ama sadece bu kadar değil. Yönetim kurulu için en az 5 asil 5 de yedek üye, bu yönetimi denetleyecek olan denetim kurulu için de en az 3 asil 3 yedek üye gerekiyor.
Yani bu hesapla bir dernek için yasa gereği en az 16 farklı kişi gerekiyor.
Bu durumda 2000 dernek, minimum 32 bin kişi demek.
Bunlar sadece kurucular. Bu hesaplamaya üyeleri katmıyorum.

…

Emniyet İstihbarat Dairesinin 2016 raporu, bir bölümü IŞİD ve El Nusra için savaşmakta olan Türk selefilerin sayısının 10-20 bin arasında olduğu belirtiyordu.
Bunların önemli bir kısmı son bir kaç yıllık süreçte, Irak ve Suriye’de ya etkisiz hale getirildi ya da tutuklandı.
“2000 dernek” rakamı doğruysa, Türk selefiler, özellikle Suriye ve Irak’ta, son birkaç yılda yaşadıkları yıkıma rağmen eskisinden bir kaç kat daha güçlü hale gelmişler. Terör örgütleri insan kaynağını daima gençlerden devşirirler.  Belli ki son birkaç yılda işşiz, güçsüz, çaresiz kalmış gencecik çocukları bünyelerine katarak üye sayılarını bir kaç kat arttırmış ve iyice palazlanmışlar..

 

Onları böylesine palazlandıran koşulları yaratanlar arasında milli eğitimin payı ne kadardır?
Konuk olarak katıldığı TELE1 programında Mine Kırıkkanat “Milli Eğitim cahil yetiştiriyor!” cümlesini kurdu diye RTÜK bu kanala para cezası kesti.. 

RTÜK’ü, böyle bir tespit cümlesine bile ceza yazmaya yönlendirenler, biraz da yarın kendilerinin de karşısına dikilecek bu çocukların, bu cihatçı derneklere nasıl yem oldukları konusuna kafa yorsa ya!

…
Bir minik hesap daha yapalım!

Sağlık Bakanlığının turkuaz renkli korona tablosundaki rakamlardan gidelim.
296.391 hastadan iyileşen 262.602 hastayı çıkarırsak, ağırı, hafifi, entübe edilmişi, evinde tedavi göreni olmak üzere mevcut hasta sayısını buluruz.
Bu da 33.789 hasta eder.
Bunların 1351’i ağır hasta 7.1’i yani 2400’ü zatürreli. Toplam 3751 kişi hastanelerde ve yerinden kımıldayacak durumda değil.
Bakanlık 20 bin hastanın karantina tedbirlerine uymadığını açıklamış. Yani virüsü taşıdığı halde ortalıkta dolaşıyor..

Bu demek oluyor ki 30 bin hasta’nın 20 bini karantinaya uymuyor. 

Hasta olan bile hastalığı yayma konusunda yüzde 66 oranında duyarsız!
Hani bu duyarsızların toplam hasta popülasyonuna oranı yüzde 3, hadi fazla fazla yüzde 5 olsa mantıklı gelebilir..
Yüzde 66! Olacak iş değil!..
Bu size de biraz garip gelmiyor mu?
Aile sağlığı uzmanları bu orandan bile gerçek hasta sayısını bulabilirler.
Bana sorarsanız yüzde 5’i 20 bin olursa, yüzde yüzü 400 bin olur.
Turkuaz tablodaki 33.789 neredee, 400 bin nerede?


Bu gönderiyi paylaş
  • Share on Facebook
  • Share on X
  • Share on Pinterest
  • Share on LinkedIn
  • Share on Tumblr
  • Share on Vk
  • Share on Reddit
  • Mail üzerinden paylaş
https://ibulentcelik.com/wp-content/uploads/2020/09/orucReis.jpg 650 1122 bulent https://ibulentcelik.com/wp-content/uploads/2015/04/unnamed3.jpg bulent2020-09-18 12:13:392020-09-18 12:13:39LOMBOZ 18 Eylül 2020 CUMA
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Search Search

    Sayfalar

    • Anasayfa
    • Hakkında
    • İletişim
    • Pencere
    • Karikatür Yazıları

    Kategoriler

    • Bant
    • Canlı Yayın
    • Cumhuriyet GEZİ
    • Dünden Bugüne
    • Genel
    • İlüstrasyon
    • İzmir 9 Eylül
    • Karikatür Yazıları
    • Portfolyo
    • Vatan
    • Video

    Arşiv

    • Ekim 2026
    • Eylül 2026
    • Ağustos 2026
    • Temmuz 2026
    • Haziran 2026
    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Aralık 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Ağustos 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019
    • Şubat 2019
    • Ocak 2019
    • Aralık 2018
    • Kasım 2018
    • Ekim 2018
    • Eylül 2018
    • Ağustos 2018
    • Temmuz 2018
    • Haziran 2018
    • Mayıs 2018
    • Nisan 2018
    • Mart 2018
    • Şubat 2018
    • Ocak 2018
    • Aralık 2017
    • Kasım 2017
    • Ekim 2017
    • Ağustos 2017
    • Mart 2017
    • Şubat 2017
    • Ocak 2017
    • Aralık 2016
    • Kasım 2016
    • Ekim 2016
    • Temmuz 2016
    • Haziran 2016
    • Mayıs 2016
    • Nisan 2016
    • Ocak 2016
    • Aralık 2015
    • Kasım 2015
    • Ekim 2015
    • Eylül 2015
    • Temmuz 2015
    • Haziran 2015
    • Mayıs 2015
    • Nisan 2015
    • Ekim 2014
    • Ekim 2013
    • Aralık 2012
    • Ağustos 2005
    • Nisan 2005
    © Telif Hakkı - İ. Bülent Çelik - Turkish Cartoon - powered by Enfold WordPress Theme
    • Link to X
    • Link to Facebook
    Link to: Lomboz 13 Eylül 2020 Pazar Link to: Lomboz 13 Eylül 2020 Pazar Lomboz 13 Eylül 2020 Pazar Link to: Korkmadan bisiklet Link to: Korkmadan bisiklet Korkmadan bisiklet
    Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön