Lomboz 21 Nisan 2023

Aramızdaki Tayyip Erdoğan’lar

İsmi lazım değil, üstelik de hem deneyimli hem de akademisyen bir siyasetçi yolda karşılaştığı bir genç kadına önce önümüzdeki seçimde tercihini sordu.

Birinci faul!
Bunu “sokak röportajcıları” ya da anketörler sorsa anlarız.

Ama bu soruyu bir partinin genel başkanı ya da herhangi bir yöneticisi böyle doğrudan ve kameralar önünde soramaz! 

Yasak yok! 

Ama soramamalı!

Sorulunca genç kadın cevap verdi: “Yeşil sol Parti!”
Belli ki genç kadın, iktidarın kapatma tehditi yüzünden 359.7 milyon TL tutarındaki devlet yardımını almama pahasına ‘Yeşil Sol Parti’ üzerinden seçime giren HDP seçmeni…

İkinci faul:

Siyasetçi alaylı bir ifadeyle “Sen hiç katile benzemiyorsun!” diye karşılık verdi. 

Kadın, şaşkın bir ifadeyle “Anlamadım!” dedi.
“Sen hiç katile benzemiyorsun!” diye tekrar etti siyasetçi!..


Vatandaş olması, seçmen olması bir yana, bir seçmene, hele genç bir kadına, şakayla bile olsa söylenecek söz mü bu?
Bir an sessizlik oldu…


Siyasetçi, kendi kalesine attığı bu golü, gol sanan bir çehre ile sırıtırken  

Genç kadının bakışlarından, şöyle bir yanıt vereceğini hissettim!
“Sen de hiç adama benzemiyorsun!”
Ama nezaketinin kalibresi. muhatabından daha yüksek ki, ağzından bu kelimeler dökülmedi!

Tam anlaşılmayan bir şey var!
İnsanların önemli bir kesimi sadece soğan pahalı diye değil, bu tarzdan, bu tondan, bu aşağılama ve eziklemelerden bıktığı için Tayyip Erdoğan’ı değiştirmek istiyor..


Gel gör ki bunu ne Tayyip Erdoğan anlıyor, ne de muhaliflerinin önemli bir bölümü!

Kaybedecekseniz, işte bu yüzden kaybedeceksiniz!..

 

Kırk yıllık ülkücüyü komünist yaptın abi!

Mahir Mircan K.’nın, TİP Balıkesir Milletvekili Adayı, Oyuncu Serhat Özcan ile İnstagram’da gerçekleştirdiği güzel bir söyleşisine denk geldim.

Öncelikle şunu belirteyim: İnstagram ve Youtube, @PiArteTv hesabından yayın yapan Mircan K’nın çok beğendiğim bir söyleşi tarzı var. İçten ve saf.. Yargılayıcı değil ama açıcı. Konuğa sorduğu sorulardaki içtenlik, konuğun adeta bir dost sohbetindeymiş gibi bir ‘ayna refleksi’ ile içini dökmesini sağlıyor.
Dilerseniz Instagram üzerinden yaptığı bu söyleşinin tamamını yukarıda yazdığım hesaplardan izleyebilirsiniz.

TİP’in yükselişini, Ayvalık’ın pazar yerlerini gezerken sohbet ettiği pazarcılardan birinin “Kırk yıllık ülkücüyü komünist yaptırn abi!” seslenişiyle ifade eden Özcan’a,  Mircan K., neden aday olduğunu sordu. 

Aslında bütün söyleşinin özeti, Özcan’ın bu soruya verdiği yanıtın şu cümlesinde kendini buluyor.

“İki sene önce Burhaniye’de evin önünden akan çeşmeden su içerdik. Şimdi içemiyoruz. Bozulma çok hızlı.. Bu yüzden artık biraz sert muhalefet gerekiyor!”

Başka söze hacet var mı?

Erdoğan Kaybedeceğine İnanmıyor!

AK Parti yöneticileri, kaybetme ihtimallerinin çok yüksek olduğunun farkındalar.

Yaptıkları toplantılara katılım sayısından, sahadan aldıkları dönüşlere kadar bütün veriler onlara kaybettiklerini gösteriyor.

Onlar da, allahları var, bu duyguyu, her halleriyle yansıtıyorlar ve Erdoğan’dan yeni bir mucize bekliyorlar. 

Ancak Erdoğan onlar gibi değil!

Onun kazanacağından kuşkusu yok!

Neden yok?

Çünkü; haydi totaliter demeyelim ama “otoriter” yöneticilerin ortak özelliğidir bu! 

Kaybedene kadar, asla kaybedeceklerine inanmazlar!

Etraflarında öyle bir duvar örülür ki bunu göremezler.
O etten duvar kaybedeceklerini görmelerine engel olur. 

İletişim yöneticileri, gazeteleri, televizyonları, anketörleri ona hep çoğu zaman korkudan, kazanacaklarını söyler.
Ayrıca onların medar-ı maişeti de böyle çalışır!


Kaybedeceğini söyleyen gider, yerine yenisi gelir!

Bu yüzden kimse çıplak gerçeği görse de söyleyemez!

İşte bu yüzden, muhalefet açısından, iki turlu seçimin ilkinde kazanmak çok önemli.

İlkinde kaybetme gerçeği ile yüzleşen bir Erdoğan’ın aldığı o soğuk duşun etkisi ile, ikinci turda neler yapabileceğini hayal etmek güç!

Bir Fıkra
Baştan söyleyeyim.
Bu fıkra buradaki yazıların hiç biri ile alakalı değildir.

Hele şu üstteki yazı ile bağlamaya hiç çalışmayın!

Öyle aklıma geldi.
Bayram eğlencesi olsun!

(Arkadaş ağız tadıyla fıkra bile anlatamaz hale geldik iyi mi?)

Bir de, Artvinlileri ve Artvin’i çok severim.
Benim şansım mı bilmiyorum ama sevmediğim tek bir Artvinli ile tanışmadım. Nüktedan ve Karadenizliler gibi kendi fıkralarını kendileri yazan, geniş hoşgörüye sahip bir topluluktur..

Neyse, bu kadar tedbir yeter!…

Vaktiyle adamımız, Artvin’nin köylüğünden, ilk kez İstanbul’a gelmiş.
Karı-kocanın işlettiği bir butik otele yerleşmiş.


Gelmeden önce arkadaşları tembihlemiş..
“Yatagin yanindaki telefoni aç, rahatça resepsiyondan bayan arkadaş iste!.. Oralarda usul beyledir! Kimse yadırgamaz!”

Adamımız ahizeyi kaldırmış, “Bayan arkadaş isteyirem!” demiş!

Resepsiyondaki koca, hoparlörü açık olan telefonu, karısı duymasın diye telaşla kapatmış ama karısı da duymuş bulunmuş.
Kadın, sinirli…”Vay densiz, ben şimdi sana haddini bildirmesini bilirim!” diyerek hışımla üst kata yönelmiş.

Çok geçmeden bizim Artvinli, üstü başı yırtık, yüzü gözü çizik içinde merdivenlerden inerken, resepsiyona sitemkar bir tonda seslenmiş:
“Babay! Nay biçim kari gönderiysanız beyla!  …… kadar anam agladi!.” 

Bir Hortum Eksikti

Büyük depremin merkezi olan Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesindeki çadır kentleri bir de hortum vurdu.

İki can kaybı ve onlarca yaralı var.


Çadırlar kullanılamaz hale geldi, konteynerler parçalandı. 

Hasarlı evlerin çatıları çadırların üzerine uçtu.. Binalardan kopan parçalar insanları yaraladı…

Deneyimli bir gazeteci ve bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı olan Ali Öztunç “Ben Anadolu’da böyle bir hortum görmedim!” diyor.


Depremzedeler isyanda…
Deprem yetmedi ilgisizlik, ilgisizlik yetmedi sel, sel yetmedi hortum!
Çadıra, çorbaya zar zor ulaşmışken…

Daha ne kaldı?

Kimse “kader” demesin!

Bunların tamamı insan denilen; “canlıların en zekisinin; kainatın hülasasının; yaratılmışların en şereflisinin”, nasıl oluyorsa bilime inanmayan, liyakati yetersiz, yanlış yöneticileri iş başına getirmesinin eseri…
… 
Bütün bu yanlış yönetim sonucu oluşan felaketlere ‘kader’ demek, “kusuru Tanrı’ya yüklemek” demeye gelir ki, hiç bir samimi inanç sistemi bunu kabul etmez.

Doğru ve yanlışı bulabilmek için bütün uygulamaları bilimsel düzlemde tartışalım. Böylece saf inancı da korumuş oluruz!

İlhan Selçuk yıllar önce söylemiş:
“İnanç tartışılmaz. Tartışılırsa inanç değil fikir olur. Tartışma eleştirel akıl işidir…

İnanç akılla tartıştığı anda inanç olmaktan çıkabilir…”

Aklımızı başımıza alalım!
Canlarımızın daha fazla yitip gitmemesi için inançlarımız ile günlük, rutin işlerimizi karıştırmayalım.

Kader bir seçimdir.
Sınırsız seçenek arasından onu yine sen seçersin!

Haftanın Sözü
Tayyip Erdoğan iktidarı benim 60 yılda yapamadığımı 20 yılda yaptı ve bu ülkeye demokrasi dersi verdi.
Emre Kongar/ Profesör, Toplum Bilimci

Haftanın Özlü Sözü

AKP’li gençler: “Vur de vuralım, öl de ölelim!”
Hulusi Akar: “Onun da zamanı gelecek!”

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir