LOMBOZ 23 Nisan 2021 Cuma

Nedir bu Coni’lerden ve Coin’lerden çektiğimiz?

Primatlar alemi: enayiler, büyük hırsızlar ve küçük hırsızlardan oluşur.

İşi, büyük hırsızlar yönetir. 

Küçük hırsızlar, hem her daim soyulan enayilerin dikkatini dağıtmak ve büyük hırsızların görüntüsünü buzlamak için; hem de çok yaratıcı oldukları, yeni yöntemler geliştirdikleri, moda tabir ile inovatif oldukları için gereklidir.
“Kafa açarlar!”

Büyük hırsızlar onlara göz yumar. 

Hatta yer yer önlerini açar, onları korur kollar. 

Bir tür “simbiyoz” yani karşılıklı yarar ile işler yürütülür.

Ancak küçük hırsızın cirosu, büyük hırsızın gelirini tehdit etmeye başladığında, yani küçük hırsız, büyüğün pazarına yan bakmaya başladığında, anında küçük hırsızın defteri dürülür. 

Bazen razı edilerek, bazen de sopayla küçük hırsızın elinden o iş alınır. 

Artık o iş de bir büyük hırsızlık işi haline gelmiş olur.

İstisnalar vardır elbette. 

Ne büyük hırsız, ne küçük hırsız, ne de enayi sınıfına girmeyen bazı evrimsel sapmalar, mutasyonlar vardır. 

Ama bunların sayıları çok çok azdır.

Genel durumu pek etkilemez.

“Kripto Para” işi, bu küçük hırsız, büyük hırsız ve enayilerden oluşan homo sapiens alemine bir mutasyon olarak girdi.
Son on yılda, büyük ve küçük hırsızların pek anlamadığı bir sanal alem üzerinden dünyanın her yanında bir sanal değerler silsilesi oluşturuldu.

En fazla itibarı da devletlerinin yatırım araçlarına, yönetimlerine, merkez bankalarına güvenmeyen ülkelerde gördü.

Bu gün para basma yetkisi her ülkenin merkez bankasının elinde.
Ortaçağda parayı senyörler basardı.
Örneğin kendi adına 1000 adet bakır para basan bir senyör, bunun 900’ünü, “her birinin ederi bir koyun kadardır!” diyerek piyasaya dağıtır, 100’ünü de kendi kullanımı için alıkordu. 

Kripto Para piyasası, değil merkez bankası, derebeyi bile olmadan, bir başlangıç değeri belirterek bastığı sanal paralarla çığ gibi büyüdü.

Paranın adeti değil, değeri büyüyordu.
Nasıl büyüyordu?

Tabi ki hem enayilerin hem de büyük hırsızların desteği ile!

Enayilerin, yatırım aracı olarak görüp, üçer beşer satın almak suretiyle talebi büyütmeleri; büyük hırsızların ise “filanca kripto para bizde de geçerlidir!” anonsları sayesinde, bir dolar üretim değeri konulan sanal para 50-60 bin dolarlar değerine yükseliyordu.


Bilirsiniz “konvertible” olmayan, yani uluslararası dolaşımda bir değer olarak kabul edilmeyen paralar kendi ülkeleri dışında kağıt parçasıdır!

Konvertible olanları ise Merkez Bankaları belirli uluslararası kurallara uygun basarlar ve bastıklarını da ilan ederler.

Oysa kripto paracıların böyle bir derdi, zorunluluğu yoktur.

Kripto para bir üründür! Muz gibi, şeftali gibi bir maldır. Ama sanaldır!
Varmış gibi yapılır!
Şifreyi oluşturabilirsen, sen de bir kripto para basabilirsin. 

Adını da misal ”YerseCoin” koyarsın.

Salarsın piyasaya..
Yerse!..

Bazen öyle bir yer ki, bu kadarı yeter deyip; işte Thodex isimli yerli kripto paracının yaptığı gibi, sunucuyu kapatır, iki milyar dolar vurgun ile bilmemnereye kaçarsın.

Peki ne olacak böyle?

En başa dönelim!..
İş, büyük hırsızların pazarını tehdit etmeye başladı!

Küçük hırsızlar da allahları var işlerini yaptı, yeterince inovasyon ile olayı geliştirdi, tanıttı, enayilerin satın alacağı kıvama getirdi…

O halde mutad olduğu üzere, küçük hırsızlar devreden çıkartılacak, işi büyük hırsızlar devralacak!
Yani -bizim devletimizi mecburen tenzih ediyorum-  devletler: “Enayilere, pardon vatandaşa kripto para gerekiyor ise onu da biz getiririz!” deyip olayı ele alacaklar.
Ya kriptocuları razı ederek ya da döverek, kripto paraları da merkez bankalarının finansal ürün portföyüne katacaklar!..
Sonra sen sağ ben selamet!


Diyeceksiniz ki;
Değil büyük ya da küçük hırsız, bildiğin enayi bile olamayan bizim gibilerin hiç mi avantajı yok?

Var!

Paran yok ise şimdiik kripto paracıya kaptıracak paran da yoktur!

Bunun verdiği rahatlığı dibine kadar yaşa..
Emaaan! 

 

Çıkın canlı yayına çözülsün!

İyi Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu, 128 Milyar dolar konusunda; “Bu işin sorumluları televizyonlara çıkıp soru sormayan gazetecilere açıklamalar yapacağına neden karşımıza çıkıp doğrudan bizimle konuşmuyorlar?” diye soruyor.

İşin püf noktası burası.
Sorgulayamayan, soru soramayan, “sınırlı sorumlu gazetecileri” karşınıza oturtup top gezdireceğinize çıkın ekrana, CHP’nin ya da iyi partinin bir ekonomistini karşınıza alın, tane tane onlara anlatın 128 milyarın akıbetini, bitsin gitsin!

Ben muhalif partilerin yerinde olsam pankart kadar bu; canlı yayında karşılıklı “hesaplaşma” davetini de ısrarla tekrarlayıp  dururdum.

Tayyip Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun karşısına zinhar çıkmıyor.
Belki ekonomistleri daha cevval çıkar?

 

Gündem dedektörü bozuldu?

İktidarın, adeta özel bir gündem dedektörü vardı.
Otomatik, tıkır tıkır, aksaksız çalışan bir sistem!
Hep derdim, “Ak Parti’nin düzgün çalışan iki sistemi var; bir, belediyelerin mezarlıklar müdürlükleri; ikincisi de bu gündem dedektörü!”

Senelerdir, Reis’in canını sıkacak en küçük bir durum uç verdiğinde, gündem dedektörü devreye girer, o durumla orantılı yeni bir gündem tespit eder, ortalık yere bırakır, muhalefet de sağolsun bu oltaya hiç sektirmeden takılır, konu bir anda değişir, hooop! Başka bir dünyaya geçilirdi.


İktidar, her durumda bulur buluşturur, muhalefetin eline bir gündem oyuncağı tutuşturur, mutlu mesut, hatta biraz dalgasını geçerek işini yürütürdü. 

Amma velakin bir şey oldu!
Bu Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildi geçileli ya bu dedektörün turbo ayarlarında bir yoğuşma sorunu oldu ya da gündem personeli, dedektörü bozdu!
Böylece gündem’in hakimiyeti son bir-iki yılda bir şekilde Bay Kemal’in eline geçti. 


Belki Millet ittifakının 11 büyükşehir belediyesini kazanmasının yarattığı bir özgüven patlaması, belki “Bay Kemal”in, nihayet işin sırrına vakıf olması, belki de eşyanın tabiatı icabı…
Sonuçta bir şekilde gündem dedektörü bozuldu!
Murphy’nin 11’inci kanunu devreye girdi:
“Bir şeyle fazla oynarsanız onu bozarsınız!”

 

Can Barslan’ın don hikayesi
Leman dergisinden kadim dostum, usta karikatürist Can Barslan’ın aşağıdaki yazısına çok güldüm.
Efsane karakter ‘Hain Evlat Ökkeş’in çizeri Can’ın işleri beni hep güldürür o da başka ama galiba benzerini yaşama olasılığı yüksek durumlar bizi daha çok eğlendiriyor.. Meseleyi KVKK’ya filan bağlayıp tadını kaçırmayayım.. Doğrudan Can’ın don arayışını okuyalım 🙂  

“Don aradığım ifşa oldu…
Pandemi başladığından beri avm’lere girmedim.. Giysi alışverişi için mağazalara falan da bulaşmadım. Bir defa internet üzerinden şort felan aldım o kadar. 

Zaten artık balolara, davetlere, kokteyllere de katılamadığım için () evde ne varsa 1.5 senedir idare ediyorum..
Ama geçenlerde dedim ki don ihtiyacım oluştu, ona bi bakayım..
Don bu, dötte durduğu gibi durmuyo, yıpranıyo..
Bir iki siteye girdim çıktım, baktım.. Neyse şimdilik vazgeçip kapattım..
Eh kendim kaşınmışım!..
Ve sonra ne kadar haber sitesine, film linklerine, sosyal medyalarıma, bilgi dağarcıklarına girdiysem ekranımı çepeçevre boxer don reklamları sarmaya başladı.. Asla kaçış yok.. Don don don don.. Renk renk, çeşit çeşit erkek donu… Yani arkadaşlar, dünya üzerinde ne kadar yazılım, ne kadar algoritma varsa artık benim don aradığımı biliyor..
Zukerberg, bil geyts felan toplantılarında “can bey don arıyormuş!” diye konuşulduğundan eminim.. Haber her yere gitti!..
Şundan korkuyorum; yarın apartman görevlimiz müslüm kapıyı çalıp,”can bey dona ihtiyacınız varmış!” diyecek diye… Ya da sokaktan geçen minibüs bağıracak,
“can beeeğ dikkatinize, donunuz ayağınıza geldi..”

 

 

Haftanın şarkısı
Şu sıralar nedense zihnimin içinde hicaz makamında bir şarkı, baştan baştan dönüp duruyor.

Zeki Müren’in sesinden..
“Kederden mi neden bilmem sararmış reng-i ruhsârın..”

Peşinden hareketli bir Ankara türküsüne bağlanıyorum: 

“Erik dalı gevrektir, amanın basmaya gelmez!”…

 

 


0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir