Lomboz 6 Mart Cuma

Balık Baştan Kokar!

Çin İstanbul başkonsolosu Cui Wei, HaberTürk’te Kübra Par’ın konuğu. Kübra Par kadar olmasa da iyi Türkçe konuşuyor. Önemli bir konuk, önemli bir röportaj. Buraya kadar tamam.

Büyükelçi, “Yarasa yeme olayı dedikodu!” dedi. “Wuhan’dan çıktığı bile kesin değil!” dedi.. “Hastalık yayılımı ve tahribatı azalma trendine girdi!. Taburcu olan sayısı, hasta olan sayısından daha düşük hale geldi.” dedi..

“Şu anda 80 bin vaka, 2912 kayıp var!” dedi.

Sunucu kardeşimiz, konuğuna ufak bir koltuk çıkma dürtüsüyle olsa gerek:

“Aslında Çin’in nüfusunu göz önünde bulundurursak bu çok çok küçük bir rakam!”  deyiverdi.

Baş  konsolos ne de olsa Monşer ya; “..Dikkat edin! Bunlar rakam değil, bunlar candır!” diyerek Birleşmiş Milletler raporunda da yer alan ve katıldığını söylediği bir cümle ile cevap verdi.

***

Şimdi hemen Hülya Par’ı suçlamayın!

Canını kaybedenlerin ‘rakamsal’ olarak nitelendirilmesi atmosferi onun icadı değil.

Kötülük bulaşıcı. Yanlış, herkesin diyalektine hızla nüfuz ediyor.

Bir “imam-cemaat” filmi daha izledik o kadar!

—-

Korona önlemi:

Uzmanlar uyarıyor: Öpüşmeyin, Sarılmayın, Tokalaşmayın!

Ekleyelim.. Dövüşmeyin, vuruşmayın, yumruklaşmayın, sıraların üzerinden kalabalıkların üzerine uçarken ağzınızdan tükürükler saçmayın! Bir elinizle ağzınızı kapatın!

Yediğin içtiğin senin olsun. Git!

Basit aritmetik hesabını unutma, unutturma!

Basit aritmetik, görüşe, siyasete, tarikata, cemaate göre değişmez. Evrendeki en doğru şeydir.

Bir gezegen bir gezegen daha iki gezegen yapar. İki yıldız, iki yıldız daha dört yıldız eder!

Bu uzaylı için de böyledir, dünyalı içinde!

İstatistik’e yalan söyletilir ama basit aritmetik hesap yalan söylemez!

2002 de, Yani Ak Parti iktidara geldiğinde IMF ye borcumuz 26 milyar dolar idi..

2002 de iç ve dış borç toplamı 220 Milyar dolar idi..

Bu gün Allaha şükür IMF’ye borcumuz yok!

Ama dış borcumuz 450 Milyar dolar, toplam iç ve dış borcumuz 630 Milyar dolar..

Yani 18 yılda toplam borcumuz 220’den 630’a çıkmış! Neredeyse üç kat artmış. IMF’nin kapatılan borcunun 20 katına yakın!

Düş, bu günkü toplam 630 milyar dolar borcumuzdan  Ak Parti’nin iktidara geldiği 2002’deki 220’yi..

Kalan net dış ve iç borç 410 Milyar dolar!

Yani hesaptaki açık 410 milyar dolar!

Güzel kardeşim!.. 410 Milyar doları 18 yılda nereye harcadın?

Yaptığın neredeyse her şey yap-işlet-devret olduğuna göre para oralara gitmedi..

Fabrika açmadın, istihdamı arttırmadın, tarımı güçlendirmedin! Teknolojiyi uçurmadın!

Bu para nereye gitti?

Mermi deme! Mermiye 40 yıldır para veriyor bu devlet!

Bu para nereye gitti kardeşim? Bu para nereye gitti?

Yaktınız mı paraları?

Bu hesabı kalem kalem istiyor bu millet!

Vatan sevgisi nedir?

Vatan sevgisi, bu vatanın bir kör kuruşunu boşa harcatmamaktır.

Enflasyon canavarına sesleniyorum. Yediğin içtiğin senin olsun! Artık şu memleketin tenceresinin başından çek git!

Korona’dan korkmayalım, panikten korkalım!

Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman bir hafta önce, bir sokak röportajında şunları söylüyor:

“korona bizim için hiç bir tehdit oluşturmuyor. Maskeye gerek yok. İnsanlar ellerini iyi yıkasınlar, temiz olsunlar yeter. Başka bir özel önleme gerek yok! İnsanlar boşu boşuna korkuyor. Türk Tabipler Birliği açıklama yapıyor, Klinik Derneği açıklama yapıyor, Sağlık bakanlığı açıklama yapıyor ama vatandaşlar bir an önce sakin olsunlar!..” Diyor.

Bu konuda açıklamalarına itibar edilmesi gereken en üst konumdaki bir iki noktadan biri olan TTB Merkez Konseyi’nin başındaki Profesör Adıyaman, bir kaç gün sonra Evrensel gazetesine yaptığı açıklamada da benzer şeyleri söylüyor!.

Ama gel gör ki pek duyan yok!

Daha sınırlarımız içinde teyid edilmiş tek bir vaka anons edilmeden; sosyal medya anlamsız bir panik hali ile yıkılıyor. Piyasada ne maske kalmış ne de koruyucu giysi. Kutusu 200 TL olan çok da işe yaramayan maskeler 1200 TL ye karaborsa!. Şu hastanede koronalı hasta tespit edilmiş, şu ilçede bir hastaya rastlanmış, mış oğlu mış…

Merak etmeyin! İran Cumhurbaşkanı’nın dediği kadar hızlı olmasa da korona kendi kendisini tüketecek..

Nasıl mı? Okumaya devam edin!

Bakteri ve virüsler konak canlılarda, birinden diğerine geçe geçe penetranslarını yani öldürücü özelliklerini zayıflatırlar.

Biz aşıları da bu yöntemi kullanarak üretiriz.

Bakteri ve virüs aşısı üretmek, mikrobu defalarca bir konaktan alıp diğer konağa ekerek (yani pasajını yaparak) gerçekleştirildiğinden zaman isteyen bir iştir.  Örneğin verem aşısı, vereme sebep olan bakterinin 234 kez pasajı yapılarak üretilir. Son pasajda elde edilen, şekli aynı ama öldürücü özelliği bulunmayan basil, işte verem aşısının ta kendisidir. Bu basili vücuda enjekte ettiğinizde bünye ona karşı zehirlenmeden, rahat rahat antijen üretir. Böylece hazır antijene sahip vücut, öldürücü bakteri bulaştığında onun çoğalmasına fırsat vermeden işini bitirir. Verem bakterisi için bir pasaj yani koloni oluşturma süresi 28 gün sürdüğüne göre, çarpın 234 ile gereken zamanı siz bulun!   

Virüslerde bu süre daha kısadır. O yüzden ilaç sektörü tarafından aşı üretilmeden virüs, doğal yoldan aşı haline gelecektir. İşte bu hale gelmiş virüsler insandan insana bulaştıkça onları dirençli hale getirecektir. Böylece öldürücü virüsün çoğalma imkanı gitgide yok olacaktır. Vücudumuz bu şekilde oluşmuş binlerce antijen kümesi taşımaktadır. “Çocuklarınızı çok fazla steril büyütmeyin!” in anlamı da budur.

Koronaya gelince; basit tedbirlerle kendinizi korumak. Hoca’nın dedi gibi elleri biraz sık yıkamak, Boğaz yollarını sık su içerek kurutmamak kafi olacaktır. Şimdi “Sen de mi başımıza uzman kesildin, sen bir karikatürcüsün be adam!” diyenleriniz çıkabilir. Eh, uzman değilsek de birileri gibi fahri doktor da değiliz!.. Bu kadarını söyleyebilecek diplomamız var allaha şükür. Merak etmeyin!..

Bu kabus ne zaman biter?

Oğlum sordu!  “Baba, ülkenin üzerindeki bu iç daraltıcı kaotik durum ne zaman bitecek?

Ben de dedim ki, tv tartışmalarını izle.. Ne zaman ki İşbankası ve CHP hisselerini yeniden konuşmaya başlarız vahim sıkıntıların önemli bölümü bitmiş, sıkıntı sadece hukuk ve ekonomiye gelip dayanmış demektir.

Osmanlı’da Rum kökenli vandaşlar sık kullanırmış: “K’afto ta perasi yahu!”

Hikayesi Bizans’a dayanır.. “Bu da geçer yahu!” anlamına gelen dervişan bir deyiş.

Savaş ta geçer, korona da geçer, döner dolaşır, mesele şu anda gündemden düşmüş olan iş bankasının Varlık Fonu’na devrine dayanır.
Özetle, Banka’yı, Atatürk kendi parasını da katarak kurdurmuştu. İlk genel müdürü olması için de Celal Bayar’a rica etmiş, vasiyetinde kendi hissesine düşen yıllık karın, Türk Dil Kurumuna ve Türk Tarih Kurumuna  aktarılmasını ve bu aktarımın düzenli yapılmasını CHP’nin belirleyeceği  2 yönetim kurulu üyesi tarafından denetlenmesini istemişti.
Hisseler ya da kar CHP’nin olmadığı gibi CHP’nin kasasına tek kuruşun aktarılmadığı bir işlemdi bu..

Peki iktidar yandaşları buna rağmen neden “CHP’nin mamasını keseceğiz” sloganlarıyla ve  bu kadar şevkle bu bankayı, kendi yarattıkları, Başında bizzat Tayyip Erdoğan’ın kendi kendisinin atamasını yaparak bulunduğu, yönetimini fiilen Berat Albayrak’ın yürüttüğü Varlık Fonu isimli kuruluşa aktarmak istiyor?

Bunun tek cevabı olmalı. Acil nakit lazım!
İş Bankasının 6 Milyar liranın üzerinde yıllık karı var.
Ayrıca İş bankası’na ait iştah kabartıcı nakit dışı varlığı, gayrimenkulleri, hanları hamamları da yabana atmamak gerekir. Zira iştirakleri ile birlikte 20 Milyar dolara yakın bir değeri bulunuyor. Varlık Fonu’nun kısa dönem hedefi 30 Milyar Dolar idi.. On’unu tamamladı, açığı tam İş Bankası kadar!

Değerli Ekonomi yazarı Ege Cansen üstadın ‘Son Söz’ klişesini bu günlük ödünç alalım.
Acil nakit ihtiyacı gelmiş cihane, CHP’nin hissesi bahane..

———

Viva La Muerte!

“Artık analar ağlamasın!”dan, “Ağlarsa anam ağlar!” günlerine geldik.

Bir ölüm edebiyatı sardı siyasetin afakını.. Oysa üzerine çıkar sosu dökülmemiş bütün dinler, bütün felsefeler hep iyiyi, güzeli, iyi yaşamayı bulmak temeli üzerinde çalışır.

Dinler, cenneti, kendisini iyi yaşatmayı beceremese bile başkalarının iyi yaşamasını sağlamaya çalışanlara vaadeder.

Ölümü sadece faşizm güzeller..

1936-39 arasında İspanya iç savaşında. komünistleri yok etmeye çalışan Frankocu İspanyol faşistlerinin sloganıydı Viva La Muerte! (Yaşasın Ölüm!)

Milan Astray isimli tuğgeneralliğe kadar yükselmiş, sol kolunu Fas’ta, sağ gözünü bir isyanda kaybetmiş bir faşist askerin popülerleştirdiği bir motto idi.

Bir şehit annesi diyor ki: “Kendi çocuğunun helvasını yemeyene başkasının çocuğunun helvası tatlı gelir!.. “

İnsana bundan da fazla hüzün veren tek bir şiir biliyorum. Sunay Akın’a ait..

“Ne zaman bir çocuk ölse,

Gözü evlerinde,

annesinin kavurduğu

Helvada

kalır..”

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir