LOMBOZ 7 OCAK 2022  CUMA

Piyangoyu iki dakika ile kaçırdık!

Başlığı okuyunca, “adam, ne diyorsun sen? Piyango, dakika farkıyla değil rakam farkıyla kaçırılır!” diyeceksiniz. Ama acele etmeyin bir okuyun!

Turgut Özal, ‘1987 seçimlerinden hemen sonra yaptığı zamlar’ı hatırlatan muhabirlere “ben seçimlerden önce zam yapacak kadar enayi miyim!” demişti tonton tonton gülerek…

Aslında o da bugün yapılanlardan çok farklı şeyler yapmıyordu ama bağırıp çağırarak ensemizde boza pişirmiyordu. Kros kalemini sallayarak tatlı tatlı öpüyordu.
Neyse, nostaljiyi bırakalım, gelelim bu güne.

Biz Pencere’ yeniyıl sayfasında, resmde gördüğünüz gibi az sonra olacakları çizmiştik ama meğerse o sırada bizim abiler, yeni yılın ilk saatlerinde bu gümbür gümbür gelen “hoşgeldin 2022” zamlarını yapmamak için çok direnmişler! 
Saatlerimiz 24’ü geçince de bir dakika beklemeden salıvermişler.
Vatandaş yılbaşı mahmurluğundan uyanmadan, sessiz sedasız halledivermişler…

Elbette asıl amacı biliyoruz.
Bu acayip zamlar 31 Aralık gecesi 12’ye bir kala yapılsaydı, Aralık enflasyonuna dahil olacak, memur ve emekli maaşlarının hesabı için temel teşkil edecekti. 


Yani memur zammı yüzde 36 değil belki yüzde altmış, olacaktı. Emekli maaşına yine yüzde 25 değil yüzde 50 zam yapılmak zorunda kalınacaktı.

Şansa bak ki, iki dakikayla kaçırdık!

Yazık ya canlarım benim; Üstad’ı azam Mehmet Barlas’ın deyişiyle “Zam yapmamak çok direnmişler!” Direnmişler ama gece yarısı herkes uyurken dirençleri kırılıvermiş! Daha fazla tutamamışlar. Koyvermişler, gitmiş..

Bu hikaye gerçek..

Trabzon’da, yamaç dibindeki kahvehanesini genişletmek için gece yarısı dinamit patlatan esnaf, mahalleyi göçertti! Diye bir haber okumuştum yıllar önce. 


Eski Trabzon’u bilenler bilir. Kent içinde kaya yamacına dayalı bir çarşısı var..

Yüksek yamacın üzerinde de bir mahalle yerleşimi bulunur.

Yamacın attındaki bazı dükkanlar, Kapadokya kaya evleri gibi yamaç kayalıkları oyularak oluşturulmuş.
Nasılsa geriye doğru oydukça kimsenin arazisine girilmiş olmuyor..

Kahvecinin biri, kahvehane alanını büyütmeye karar veriyor.
Bir gece yarısı dinamiti patlatıyor.. 

Hoop!  Yukarıdaki bütün mahhalle aşağıda…
Yaralılar, hayatını kaybedenler.. Büyük olay!


Gazeteciler kahveciye soruyor..
“Tamam dinamiti patlattın da, neden gece yarısı? Gündüz patlatsan bu kadar kayıp olmazdı!”
Kahveci cevap veriyor;
“Herkes uykudayken, sessiz sedasız halledeyim oni dedum daa!”

Demek ki bulunabiliyormuş!

Kommagene Krallığı’nın beş büyük kentinden biri olan Adıyaman’daki Perre Antik Kenti’nde sürdürülen kazı çalışmalarında, arkeologlar 1898 yıl öncesine ait bronz diploma buldular. 

Diplomayı bulan arkeologları tebrik ediyorum.

Da,  keşke bu buluntunun haber yapılmasına mani olabilseydiniz!
Tam da şu sertleşme döneminde iyi olmadı..
Bu buluntu haberinin, insanımızı, “diploma denen şey, demek ki sabırla aranırsa, yerin dibine bile soksan bulununabiliyormuş!” gibisinden manasız, terörist ve yıkıcı düşüncelere sevk etme özelliğine sahip olması hasebiyle sıkıntı yaratma ihtimali yüksek…

Ben söylemiş olayım!

 

Doktor dövme özgürlüğü

Ya, beyin aşırı patinajdan ambale olmuş, ya iktidarla kendi ölçülerinde vazgeçemeyeceği, bir al ver ilişkisi var.
Bu iktidar giderse onu kaybedeceğini sanıyor.
Ya da pudra şekeri almış, un kurabiyesine serpmiş yemiş, kafa çift turbo…  

Bütün nezaketimle şöyle ifade edeyim; ‘iktidarı akıl sınırları dışında bir volümle savunuyor.’


Başka türlü bu yaşta bu zeka olmaz!

Adam 40 yaşlarında.
Sokak röportajında, mealen diyor ki; “Eski Türkiye’de amcam hasta olmuştu, hastane parasını ödeyemediğimiz için evimize haciz geldi, buzdolabımızı bile aldılar!.. Halbusu şimdi öyle mi, icabında hastanede doktor bile dövüyoruz!…”

Kıyas’a bakar mısın?

Aysun Kayacı, “dağdaki çobanın oyu ile benimki bir mi?” demişti de kendisini tefe koyup zıplatmışlardı!

Şimdi allah aşkına, bu doktor dövme özgürlüğünden bahseden ‘zeka deryası, akıl membaı, zihin hazinesi’ adamın oyu ile bizimki bir olabilir mi?

Bunun oy verdiği sandıkta, bize ancak zarf yalamak düşer!

Bu abi nerdeee, biz nerde?

 

Doğru bildiğimiz yanlışlar.

Soru şu:

Sizce, KPSS sınavlarında yaşanan türden, çeşitli kamu kurumlarına giriş mülakatlarındaki kayırmaların faş edilmesi, görüntü ve tanıklıklara dayanılarak vicdan sızlatan haksızlıkların ortaya çıkarılması iktidarı rahatsız ediyor mu?.

El cevap;

Hayır etmiyor!

Aksine, izliyoruz ki iktidar cenahı bu yangına benzinle gidiyor!

Örneğin Kılıçdaroğlu’nu Bakanlığa buyur edip bir çay ısmarlayarak olayı sönümlendireceğine Bakanlığının kapısını zincirliyor.

Belli bir çerçeveden bakanlar: “bunu çocuk bile yapmaz, kendi ayaklarına kurşun sıkıyorlar!” diye şaşırıp duruyorlar.

Oysa şaşılacak bir şey yok!

Ben size olayın aslını faslını açıklayayım.

Bu gösterinin biletli seyircisi ‘biz şaşıranlar’ değiliz. 

Hatta biz şaşıranlar, şaşırtanların umurunda bile değiliz!

Bu gösterinin hedef kitlesi yirmi yıl boyunca; kah iddia edilen türden kayırmalarla iş sahibi yapılan; kah irili ufaklı yardıma ve maaşa bağlanan; İhale verilen, iaşe verilen, yüz binlerce “parti bağlısı”..

“Bakın!” diyor: “biliyorsunuz yirmi yıldan bu yana kamuda işe girenleri, kendi kriterlerime uyanlar arasından seçerek ben işe aldım! 

Bundan sonrakileri de gördüğünüz gibi aynı şekilde yine ben işe alıyorum.
Yani, işe alınanlar ve alınacakların benim seçimimden geçenler olduğunu hem size hatırlatıyorum hem de bu durumu bana muhalefet edenlere gösteriyorum!

O halde işe girmek için benden yana olun, beni seçin!
Çalışıyorsanız da, işinizi muhafaza etmek için yine benden yana olun, beni seçin
Velevki ben iktidardan düşersem sizi işe almazlar, sizi de işten atarlar.

Her ne kadar, son seçimlerde muhalefete geçen belediyeler, bunun iddia edildiği gibi olmadığını gösterse de, o belediyelerde olup bitenlerin önüne çekilen yandaş ekran perdeleri gerçeğin görülmesini engelliyor.

Sonuç olarak iktidar, hedef kitlesine bu alt mesajı vermek için sınav usulsüzlüklerinin görünür olmasını umursamıyor. Görünür olmasından yararlanıyor!
Adeta, “evet haksızlık var, ama haksızlığa uğrayanlar asla bizim partililer değil, bunu bilin!” mesajının altını çiziyor.

Çiziyor ki yaklaşan seçimde “kemik kitle” olarak tanımlanan potansiyel bozulmasın!

Bunun üzerine, ‘nereden ne katarız’ ile uğraşılsın!

 

 

 

Erdoğan diktatör mü?

Tehlikeli bir başlık değil mi?

Yok değil!

Magazin başlıkları kabilinden ‘iddiayı soru haline’ getirip kıvırma uyanıklığı da değil!

Çünkü cevabı şu: Erdoğan diktatör değil!

Heves ediyor olabilir. Ya da etrafında onu oraya doğru sürükleyenler olabilir ama Erdoğan diktatör değil ve işin enteresanı istese de olamaz!

“Nasıl yani?” diyenler birkaç satır daha okusunlar…

Yirmibirinci yüzyıl dünyasında, diktatör olabilmek için çok paraya ihtiyaç var!

Ya size global ölçekte para akıtan, dünyaya ihtiyaç duymayacağınız büyüklükte bir doğal rezerviniz ve üretiminiz, (bkz: İran) ya da uluslararası bankalardaki hesaplarda o devletlerin sizden vazgeçemeyecekleri kadar çok ama çok paranız, altınınız olması gerekir. (Bkz:Suudi arabistan)

Bizim gibi ekonomisi suyuna tirit hale gelmiş, enerjinin çoğunu ithal eden, dışarıdan gelecek yatırımcının, turistin cebindeki yeşilliği dört gözle bekleyen ülkelerde diktatör yeşermez.

Ha evet, heves edenler olur!

Ama bana sorarsanız, leblebi kadar aklı olan heves etmez!

Leblebi dedim de, leblebiyi dünyaya tanıtmış ama onu bile ithal eder hale gelmiş bir ülkede diktatör kaç gün dayanabilir?

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir