İ. Bülent Çelik - Turkish Cartoon
  • Anasayfa
  • Hakkında
  • İletişim
  • Pencere
  • Karikatür Yazıları
  • Click to open the search input field Click to open the search input field Ara
  • Menu Menu
bulent

LOMBOZ  14 OCAK 2022  CUMA

14 Ocak 2022/0 Yorumlar/in Karikatür Yazıları/tarafından bulent

 

Eey çalışan gazeteciler!

Birkaç gün önce, “Çalışan Gazeteciler Günü” idi.
Birkaç arkadaş arayıp kutladı da aklıma geldi.
Yoksa unutmuşum gitmiş!

…
‘Sürekli Sarı Basın Kartı’na sahip olmakla birlikte kendimi hiç gazeteci sayamadım..
Bana göre gazeteci sıfatını hak eden insanlar, sahadaki muhabirler ve o cendereden geçenler, oralardan gelenler!
Asıl mutfak sokak!
…
Kutlayan arkadaş, sosyal medyada ‘bu kutlama gerekli mi gereksiz mi’ diye tartışılıyor, sen ne düşünüyorsun diye sordu.
Çalışan gazeteciler günü kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?

…

Bir kere prensip olarak kutlamalar güzeldir.
Neşeli, eğlenceli işler, zor işlerin antiseptiğidir!
Kutlama olsun, eğlence olsun, yeter ki kavga gürültü olmasın!

…

Olmasın ama kutladığın şeyin de bir mesneti olsun!

…

Sadece Türkiye’de yapılan bu kutlamanın tarihi olarak belirlenmiş olan 10 Ocak, aslında dünyanın en demokratik basın yasasının yayınlanma günüydü..
Gazetecinin kendi patronu karşısında dik durabilmesini, eyvallah etmemesini, istediği gibi yazabilmesini, sağlayan 212 sayılı yasayı kutlama günü..
Aslında isim “212 Sayılı Basın Yasası Kutlama Günü” olsaydı daha doğru olurdu..
Ama kimse bu günleri, bu kadar net öngörememiş demek ki!

…

AKP iktidarı sürecinde her fırsatta tırpanlanlanan, RTÜK’e tanımlanan bazı yetkilerle etkisizleştirilen ve kuşa çevrilen 212 sayılı yasa aslında gazeteciyi değil, vatandaşı koruyan bir yasaydı.. 

…
212 Sayılı yasayı basın patronları sevmezdi. Çünkü bu yasa, sağladığı özlük hakları ile karşısındaki gazeteciyi güçlendirirdi! 

Gazetelerin ticarethaneye dönmesinden önce, gazetecinin yazdığına, çizdiğine açık açık müdahale edilememesini bu yasanın gazeteciye verdiği güç sağlıyordu.
Çünkü gazeteci, ceketi sandalyesinin arkasına asılı olarak oturuyordu masasında.
…
Peki basın patronlarının sevmediği, özgürlükçü bir yasa “her fırsatta ne kadar özgürlükçü olduğunu iddia eden bir iktidarın en özgürlükçü dönemlerinde neden kuşa çevrildi?
Cevabı basit!

Çünkü, iktidar da basın patronu oldu!..
Hem yetkili hem de taraf olunca başka ne olabilirdi ki?

…
Peki bu 212 sayılı yasayı vaktiyle kim çıkardı bilin bakalım?
…
Şaşıracaksınız ama bu yasayı “darbeciler!” çıkardı!
Hangi darbeciler?
İşte o, 12 Mart’çılar ve 12 Eylül’cülerle aynı kefeye konulmaya çalışılan, ama bir türlü aynı kaba yerleştirilemeyen “27 Mayıs darbecileri!..”

…
Milenyum öncesi Türkiye’de gazeteciye, suç içerdiği iddia edilen bir yazı-çizi nedeniyle, en fazla dava açılır, hiç olmazsa gazeteciye, mahkemede kendisini savunma hakkı tanınmış olurdu.. Gazeteci, gazetecilik nedeniyle tutuklansa, hapse girse bile gazetesi arkasında durur, maaşını öder, çoluk çocuğuna sahip çıkardı.

…

Nereden bilinecekti ki gazeteler bizzat iktidar unsurları tarafından satın alınacak, böylece gazeteciler için yargılanma bile lüks hale gelecek, savunmasız bırakılacak, cemaat listeleriyle işten atılacak, açlığa mahkum edilecek!..

…

Uzatmayayım!

Gelelim sorunsalımıza…

Kutlanan ne?
Basın organlarında çalışan gazetecilere en gelişmiş demokratik ve özlük hakları sağlayan, 10 Ocak 1961’de çıkan 212 sayılı yasa!
Kutlama tarihi ne?
Yasanın yayınlandığı gün!

Peki bu yasa yerinde duruyor mu?

Hayır!
Eey çalışan gazeteciler!
Neyi kutluyorsunuz öyleyse?
Birbirinize ne diye çiçek, çelenk gönderip duruyorsunuz?
Afedersiniz, hafif bir durgunluk mu var?

—

Aşı karşıtları entübe
Dünya bir yandan virüsle savaşırken diğer yandan neredeyse ona yakın bir defekti yaratan aşı karşıtları ile savaşıyor.
…

Sosyal medyada 2021 başlarından beri aynı hikaye dönüp duruyor.

Güya vaktiyle Fransa’nın müteveffa Başkanı Mitterand’ın danışmanlığını da yapmış olan Jacques Attali isimli ekonomist kitabında diyesiymiş ki: “Aşırı artan dünya nüfusu ile baş edebilmek için öyle bir virüs üretilecek ki, o virüs önce yaşlıları sonra zayıfları temizleyecek!”

…

İste bu virüs o virüsmüş ve dahası virüsten kurtulmak isteyenler, tezgahlanan aşıları yaptırarak gönüllü olarak, kendi ayakları ile mezbahaneye giden kurbanlar olacakmış!
Aşı karşıtı uyanıklar da, aşı olmayarak mezbahaneden kurtulan akıllılar olacakmış!

…
Allah uzun ömür versin, Attali hala sağ!.. Açıklama yaptı. “Ben böyle birşey ne yazdım ne söyledim!” dedi.
30’dan fazla kitap yazmış ve ömrünü yoksullukla mücadeleye adamış bu adamcağızı neredeyse “nazivari” bir insan kasabı yapacaklar!

…

Attali dışında, ‘Doğruluk Payı’ sitesi de konuyu araştırdı, “yok böyle birşey, yanlış bilgi!” diye açıklama yaptı ama bu dedikodunun yayılımını durduramadı.
…

Dünyanın gelişmiş, gelişmemiş her ülkesinde, çoğunluğu 60 ya da 60’larına merdiven dayamış onbinlerce bilim adamı ‘güya hedef grupta oldukları’ kendilerini de mezbahaneye yollayacak böyle bir tezgahı anlamayacak, farketmeyecek, uyanmayacak, kendilerini kesime götüren değirmene su taşıyacak; heeerkes ölecek, aşı karşıtı olmaktan ve birkaç dedikodudan başka nesnel bir kanıtı olmayan bu sazendeler her şeyi bildikleri için, bu tezgaha gelmedikleri için, aşı olmadıkları için hayatta kalacaklar!

…

Şimdi size aşı karşıtlarının bütün bu umutlarını bir anda sıfıra indirecek tek bir sonuç paragrafı yazacağım:
Pandeminin geldiğimiz bu kritik aşamasında, bulaşıcılığı önceki varyantların on katı olduğu belirtilen, bu bulaşıcılık yeteneği ile sonunda herkese bulaşacağı beklenen ‘omicron’ günlerinde, hastane raporları neyi gösteriyor biliyor musunuz?
“Hayatını kaybedenlerin neredeyse tamamını, haliyle içinde aşı karşıtlarının da bulunduğu aşı olmayanların oluşturduğunu gösteriyor”

…

Yani “aşı olup kendi ayakları ile mezbahaneye gidecekler, zayıflar, yaşlılar” aşı oldukları için hayatta!
Aşı karşıtları ise allah şifa versin, entübe!
…
Bakın sevgili aşı karşıtı kardeşler!
İşin şakası yok!
Yanlışın neresinden dönerseniz kardır!
Ben sizin yerinizde olsam, ‘omicron’dan bi tık daha hızlı koşmaya, yakalanmamaya çalışırdım!

…
Durum hayat memat meselesi olduğu için, yakışık almaz diye, yazıyı Tarkan’ın o ünlü şarkısı ile bitirmiyorum… 

—

Kavramsal zeka
İnsan beyni yağ ve proteinden oluşan dünyanın en karmaşık makinesi..
Beyinde ‘iletimi’ sağlayan, bilgiyi depolayan nöronlar, uç uca eklense dünyayı 4 kere dönen uzunlukta bir iplik oluyor…
…
Ancak öyle boş iplik değil!.. 
Prensipleri var.. Sınırları var.
Dönemsel olarak yapabilecekleri var, yapamayacakları var.
Neyi ne zaman yapabileceği belli.
Zorlanırsa ne olacağı belli!
…

Pedagoji bilimi test etmiş, bulmuş!.
Kavramsal zeka 9 ila 12 yaşından sonra gelişir diyor!
Yani “bu yaştan önce çocuklara soyut kavramları yüklemeyin, beyni bozarsınız” diyor!
Hakeza, anne sütüyle başlayan, çocuğun beslenme biçimi de aynı şekilde.
Doğru beslenmeyen çocuğun, kalbi de, böbreği de, boyu da, beyni de gerektiği gibi gelişmez diyor!

…

Şu Diyanet’in, “4 yaşındaki çocuklara din eğitimi” meselesi var ya!
Sadece din eğitimi değil.. Gulyabani hikayeleri, cinli perili masallar, ölümlü hikayeler… Hepsi aynı sınıfta!
Yahu “Pedagoji bilimi yapmayın, cihazı yakarsınız diyor!”
Analitik düşünme mekanizmasının ‘sentinel ayarı’ bozulur diyor.
Bu çocuk sizin değil mi?
Ateşi yüksekse, kalbi delikse, gözleri bozuksa doktoru, bilimi dinliyorsunuz da ruhsal gelişimi, beyin gelişimi için neden dinlemiyorsunuz?
…

Şimdi, “vatandaş kuru ekmek yiyor!” diyene “O zaman aç değiller demek ki!” diyen ve tokluğu sadece karın doyurmak olarak değerlendiren mantık var ya!

Ya da “Ekonomik olsun diye kuzu kestiriyorum!” diyen, veya beslenmeyi, soğan yemeye, simit yemeye indirgeyen zihin var ya! 

İşte sebebi bu!

…

Kökenini 4 ila 12 yaşı arasında yediklerinde, içtiklerinde yaşadıklarında aramak gerekiyor!
Tıpkı akşam saat dokuzda darbe yapmaya kalkışan sözde askerler gibi!
General oluyor ama kafa analitik değil!
Sabah kendisine talimat veren şeyhinin, gece tanrı ile konuştuğuna inanan bir general düşünün! Darbe gibi komplike bir işi nasıl yapsın?

…
Yeni faiz – enflasyon kuramının mucidi, üstün beyinsel nitelik de,

“Açız!” nidasını işkembe boşluğu sanan yüksek algı boyutu da,

“Ekmek bulamıyoruz!” diyenin bulamadığı şeyin gerçekten ekmek’ten ibaret olduğunu sanan üstün yetenek seviyesi de aynı dertten muzdarip:
Kavramsal algı gelişmeden kavram yüklemesi yapılmış talihsiz 4-12 sendromu!
Cihaz yanmış, sentinel ayarı bozulmuş!

…
Bunu çocuklarınızın gözlerine bakarak onların geleceği için tekrar düşünün!..

Bu gönderiyi paylaş
  • Share on Facebook
  • Share on X
  • Share on Pinterest
  • Share on LinkedIn
  • Share on Tumblr
  • Share on Vk
  • Share on Reddit
  • Mail üzerinden paylaş
https://ibulentcelik.com/wp-content/uploads/2022/01/enes.jpg 650 1122 bulent https://ibulentcelik.com/wp-content/uploads/2015/04/unnamed3.jpg bulent2022-01-14 21:27:292022-01-14 21:32:05LOMBOZ  14 OCAK 2022  CUMA
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Search Search

    Sayfalar

    • Anasayfa
    • Hakkında
    • İletişim
    • Pencere
    • Karikatür Yazıları

    Kategoriler

    • Bant
    • Canlı Yayın
    • Cumhuriyet GEZİ
    • Dünden Bugüne
    • Genel
    • İlüstrasyon
    • İzmir 9 Eylül
    • Karikatür Yazıları
    • Portfolyo
    • Vatan
    • Video

    Arşiv

    • Ekim 2026
    • Eylül 2026
    • Ağustos 2026
    • Temmuz 2026
    • Haziran 2026
    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Aralık 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Ağustos 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019
    • Şubat 2019
    • Ocak 2019
    • Aralık 2018
    • Kasım 2018
    • Ekim 2018
    • Eylül 2018
    • Ağustos 2018
    • Temmuz 2018
    • Haziran 2018
    • Mayıs 2018
    • Nisan 2018
    • Mart 2018
    • Şubat 2018
    • Ocak 2018
    • Aralık 2017
    • Kasım 2017
    • Ekim 2017
    • Ağustos 2017
    • Mart 2017
    • Şubat 2017
    • Ocak 2017
    • Aralık 2016
    • Kasım 2016
    • Ekim 2016
    • Temmuz 2016
    • Haziran 2016
    • Mayıs 2016
    • Nisan 2016
    • Ocak 2016
    • Aralık 2015
    • Kasım 2015
    • Ekim 2015
    • Eylül 2015
    • Temmuz 2015
    • Haziran 2015
    • Mayıs 2015
    • Nisan 2015
    • Ekim 2014
    • Ekim 2013
    • Aralık 2012
    • Ağustos 2005
    • Nisan 2005
    © Telif Hakkı - İ. Bülent Çelik - Turkish Cartoon - powered by Enfold WordPress Theme
    • Link to X
    • Link to Facebook
    Link to: LOMBOZ 9 OCAK 2022  PAZAR Link to: LOMBOZ 9 OCAK 2022  PAZAR LOMBOZ 9 OCAK 2022  PAZAR Link to: LOMBOZ 16 OCAK 2022  PAZAR Link to: LOMBOZ 16 OCAK 2022  PAZAR LOMBOZ 16 OCAK 2022  PAZAR
    Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön