1_8694_12062006_1
çocuklarımızı Tv den koruyalım -1
Bu başlık altında; ‘Bağımsız Gazetecilik’ tarafından kurulduğu 2002 yılından, Demirören’e satıldığı 2010 ortalarına kadar Vatan Gazetesi’nde çizdiğim siyasi karikatürleri içeren bir arşiv bulunuyor.. Vatan Gazetesi el değiştirdiğinde “ilk kapının önüne konulan!” gazeteci ben oldum.. Karikatürlerin çoğunun altında, çizdiğim gün yazdığım birer ikişer paragraflık kısa notlar bulunuyor.. Beni kovarken, “Valla ekonomik olarak çok zor durumdayız. Yoksa siyasi bir nedeni yok! ” demişlerdi. Sonra Mine Kırıkkanat’ı kovdular. Necati Doğru gitti. Sonra Can Ataklı, Mustafa Mutlu.. Böyle boş kalınca düşündüm. Biz bu bir kaç kişi ne para alıyormuşuz ki gazete bizi masraftan düşünce batmaktan kurtuldu. Hala yaşamaya devam ediyor!.. Yazıklar olsun bize! Kaç kişinin ekmeğiyle oynuyormuşuz az kala..
çocuklarımızı Tv den koruyalım -1
Fener!.. Dünyada en meşakkatli iş nedir deseler; tereddütsüz “Fener seyircisi olmak” derim.. Tuhaf bir keder var ‘fenerlilikte’ tam bir mazoşizm denemez.. Ama garip bir kendine eziyet.. Ben fenere, futboluna futbolcusuna değil ama seyircisine hastayım… Derin bir saygı besliyorum içimde.. Ben olsam yapamazdım..
Hani Bolu’da bir mühendis bir at ile bir nevi gerdege girmisti ya.. Bu olaydan sonra hayvansever bir grup gidip attan özür dilemisti.. Hatta biri cezbeye gelip ağlamıştı da atın önünde hatırlarsınız.. Ulvi bir duygu, saygım var da, o başka.. Benim takıldığım bi yer var. Eziyetse bu eziyeti çekmeyen eşşek yok Anadoluda.. Bir hayvanseverim de niye gidip bir eşekten özür dilemez, niye bir eşeğe ağlayıp cezbelenmez.. Eeşek diye mi?.. Bu ayrımcılık niye?!
Da Vinci şifresi’ni anlamadık bi türlü.. Fatıma’nın üçüncü sırrını bilmiyoruz… Pandora’nın kutusu bir muamma bize… Ama bizim bildiğimiz daha büyük bir sır var…
4 kisilik ailenin geçim sırrı… Dünya da bunu bilmiyor işte..
Hiç tatil yapmadığını övünerek söyleyen bir turizm bakanımız var. Bence iyi bişey bu.. Olaya dışarıdan bakabiliyor… Kimsenin göremediği bazı detayları görebiliyor… Artık uyumuyor da üstelik.. E bundan iyisi şamda kayısı… Ben kendisini uyurken de severdim… Sakiin, deriiin, şu tempo çılgınlarının azdırdığı kaotik atmosferde bir sessizliiik.. Mavi sularda dingin bir denizanası motifi.. E turizm de bu değil mi birader!
Enflasyon lobisi diye bişey vardı.. Enflasyondan kazananlar, enflasyonla var olanlar.. şimdi ne oldular bilmem.. Ama itiraf etmek gerekirse karikatürcüler de istemeden enflasyon lobisi içerisinde yer aldılar.. Niye diyeceksiniz? Ya, bu sevimli canavarı az mı çizdik, bundan az mı ekmek yedik biz!. Bak şimdi çizemiyoruz!.. Kırk yılda bir, bir kıpırtı olacak da çizeceksin.. E yazık değil mi bize de.. Ölelim mi?!..
Akla ziyan bir durum bu!.. Disiplin değil çözümü.. Okullara kalite taşımak lazım.. Eğitime para ayırmak lazım! Televizyon programlarında toplanan bağışlarla örgün eğitimin mali altyapısını toparlayamazsınız… 18 yaşında bir fidan.. ölen de fidan, öldüren de…
Erkeklerin maç sevdası ne kadar da ulvi bir sevda aslında.. Ahu ablanın sevdasıyla kıyaslandığında.. Ama yine de maçlara çok ara verip aileyi birbiriyle muhatap etmemek lazım.. Konu konuyu açıyor. Konu gelip paraya dayanıyor önünde sonunda.. Al sana çekirdek ailenin ek yeri.. yermisin yemez misin?!
Ziya Gökalp’in Camiler kışlamız, kubbeler miğferimiz, minareler süngümüz.. diye devam eden dizelerine “türbanlar paraşütümüz..” diye bir mısra eklediler fiilen.. Yanlış oldu tabi.. En çok da önceden bir sorunları olmayan türbanlı kızlarımız zarar gördü bu mısradan… Uçmak güzel bişey de bu işin bir de yere konması var.. Türkiye yıllar sonra yakaladığı bir “tek başına iktidar” şansını böyle hesapsızca heba edecek kadar lüksü olan bir ülke değil ki..
TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, üç lideri elele tutuşturdu.. Resim çektirdi.. Ertesi gün pişman oldular tabi.. Kimi “basiretim baglandı” dedi kimi o atmosferde reddedememe mazeretine sığındı.. “Tuttum, yine tutarım!” diyen çıkmadı.. Alt tarafı birbirinin elini tutmadı mı bu arkadaşlar yaa!.. Bu pişmanlık niye?..
